Yoksulluk ve mahkûmların eğitimiyle ilgili sorunları araştırmaya girişti.У ній розказується про проблеми освіти і знущання над дітьми.
İmaret: Yoksul halka ücretsiz yiyecek dağıtan aşevleridir.Він першим впровадив практику роздачі бідним бесплатної їжі.
"Yıldız Ibrahimova, yarın akşam Aya İrini'de yoksul çocuklann eğitimine katkı için bir konser verecek".«Софія Київська» запрошує на вечірню екскурсію «Київ з оглядового майданчика Софійської дзвіниці».
Nüfusun %15’i yoksulluk sınırının altındadır.Понад 45 % населення знаходиться нижче межі бідності.
Hindistan'da çocuk işçiliği temelde yoksulluğa dayanan karmaşık bir sorundur.Dětská práce představuje v Indii obrovský problém, který souvisí hlavně s chudobou.
Yoksulluk içinde yaşadı.Dožil v chudobě.
Yoksul ve yalnız bir yaşam geçirir.Vede osamělý a nudný život.
Asgari ücret Açlık sınırı Yoksulluk sınırı KölelikSociální nouze Chudoba Obchod s chudobou
Üstüne üstlük Picasso, çok yoksuldu.Ještě pilnější byl v tomto ohledu Picasso.
Asalet sahibi zenginlerin yardımıyla yoksullara hizmet etmiştir.Své bohatství rozdávala chudým.
Türkiye'de en zengin kesimin geliri, en yoksul kesimin gelirinin 7,7 katıdır.Naopak nejméně má Turecko, tj. 7,7 %.
Yoksulluğun bariz nedenlerinden olan ekonomik nedenler arasında işsizlik en başta yer almaktadır.Mezi příčiny obchodu s lidmi se řadí především chudoba.
Neticede, Yoksul mültecilikten Kirkwall Şampiyonluğuna yükselmiştir.Z uprchlíka Hawke se postupně stává Šampión Kirkwallu.
Yoksul bir aileden büyüdü.Vyrůstal v chudé rodině.
Yoksul olduğu için okumaya devam edemez.Kvůli chudobě nemohl Lacis studovat.
Özellikle yaşlı, kimsesiz ve yoksul insanları.Hlavně osoby staré, chromé a slepé.
Bu savaşta, veba ve yoksulluk sonucunda ülke halkının yaklaşık %40'ı yaşamını kaybetti.V důsledku epidemie a třicetileté války poklesl počet obyvatel a domů o 40 %.
Bu durum çiftçilerin yoksullaşmasına yol açtı.Pro rolníky takový vývoj znamenal katastrofu.
Doğu Cavalı yoksul bir öğretmenin oğluydu.Byl synem chudého stolařského mistra.
Skenderay, tarihsel olarak Kosova'da en yoksul belediyedir.Obec je historicky nejmladší obcí mikroregionu Východní Slovácko.
"Bir Ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm..".Co je bolest, zlo, smrt?
Topraksızdır, yoksuldur.Půdy jsou chudé, štěrkovité.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Město se tehdy potýkalo s velkou chudobou a nezaměstnaností.
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.V prvních letech obyvatelé čelili těžkým ekonomickým podmínkám.
Onun döneminde yoksulluk belirgin oranda düşmüş ve siyahilerin ekonomik durumunda düzelme gözükmüştür.Malíř byl v té době v neutěšené finanční situaci a k černé barvě se dostal za velice výhodných podmínek.
Yalnızca Engels tarafından kendilerine sağlanan parayla Marx ailesi büyük bir yoksulluk içinde yaşadı.Numai cu banii pe care îi putea câștiga Engels, familia Marx a trăit în mare sărăcie.
Zenginin çok sayıda koyunları ve sığırları, yoksulunsa üzerine titrediği bir tek koyunu vardı sadece.Cel bogat avea un număr mare de oi și vaci, iar cel sărac avea doar un singur miel.
Yerli halkın hatırı sayılır bir kesmi Lima'da, yoksulluk sınırının altında ya da kıyısında yaşar.O mare parte din populația majoritară indigenă din Lima trăiește la limita sau sub limita subzistenței.
Yoksul bir aileden büyüdü.A crescut într-o familie săracă.
Yoksulluk sınırı, yeterli hayat standardında yaşayabilmek için gerekli olan minimum gelir miktarıdır.Sărăcia înseamnă o viață lipsită de șansele de a trăi în cadrul unui anumit standard minim de nivel de trai.
Yaşlı, kimsesiz, çok yoksul ve çok yaşlı bir Kalmuk kadınına konuk olur, ona maddi yardımda bulunur.Ubayda și rămăne o femeie văduvă și bătrână care avea nevoie de ajutor.
Halkın %80'inden fazlası işsiz ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor.Peste 80% din mortalitate se produce în țările cu venituri medii și mici.
Eğer artan paralar varsa bu yoksullara hibe edilecektir.Acești bani sau produse vor fi distribuite săracilor.
Nüfusun 2%'si ise yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.40% din populație trăiește sub nivelul sărăciei.
Risk faktörleri arasında yoksulluk, beslenme bozukluğu, ormanların tahribi ve şehirleşme sayılabilir.Factorii de risc includ sărăcia, subnutriția, despădurirea și urbanizarea.
Yoksul bir papazın oğlu olarak Saratov'da 1828'de doğdu.Cernîșevski s-a născut în 1828 la Saratov ca fiu al unui preot.
Yanık sebepli yaralanmalar yoksul kesimde daha çok meydana gelmektedir.Rănirile produse de arsuri sunt mai comune la persoanele sărace.
Henry, genellikle yoksulluk içinde kalan sekiz çocuklu ailenin yedinci çocuğuydu.Thomas Henry era al șaptelea copil și, în același timp, cel mai tânăr din cei opt care a supraviețuit.
Özellikle yaşlı, kimsesiz ve yoksul insanları.Nu neapărat a tipului marginalizat sau sărac.
Yoksul çocuklara yardım etmek için Çin'de 6 okul yaptırmıştır.A asigurat întreținerea la școală a șapte elevi săraci de origine română.
8 Ocak - Yoksullara ucuz ekmek verilmesi kararnamesi yayınlandı.8 ianuarie: Sunt instituite rațiile de alimente în Marea Britanie.
Skenderay, tarihsel olarak Kosova'da en yoksul belediyedir.Kamenica este municipiul cel mai estic din Kosovo.
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.În primii ani la Ierusalim, familia a trăit în condiții materiale precare.
Mahallem yoksulluk tehdidi altında.Cartierul meu este amenințat de sărăcie.
Yoksulluğa rağmen mutluyum.În ciuda sărăciei, sunt fericit.
Yoksulluğa rağmen mutluyum.În ciuda sărăciei, sunt fericită.
Yoksulluk bazen insanları suç işlemeye tahrik eder.Uneori sărăcia determină oamenii să comită infracțiuni.
Mikrokredi yoksul müşterilere kredi hizmetlerinin sağlanmasıdır.Elérhető hiteleket nyújtanának a fiatal vállalkozóknak.
Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.Fenntartásának módjai: a gazdagság és a szegénység szélsőségeit kerülni kell.
Fakir ve yoksullara yardım edilir.A szegények és elesettek támogatója volt.
Yoksullara erişilebilir."Azt kívánom, hogy ezt is adják a szegényeknek.”
Yaşlılığı yoksulluk içinde geçti.Gyerekkorát szegénységben élte le.
Kendisinden ve diğerlerinden duyduğum kadarıyla, yanlış büyüdüğünden 16 yaşına kadar yoksuldu.A gyermekről azt tudni, hogy béna volt és tizenhat éves korában meghalt.
Vakıf'ta, her yıl belirli sayıda alınan kimsesiz ve yoksul çocukların bakım ve eğitimlerini üstlendi.A nőstény évente 1 csupasz és vak kölyöknek ad életet.
Bu onu yoksulluğa itti.Ez az államilag kikényszerített elszegényedésükhöz vezetett.
Yoksulluk içinde yaşadı.Nagy szegénységben élt.
Yoksulluk üzerilerine bir kâbus gibi gelir.Ekkor riad fel rémálmából.
Afganistan'da sağlık hizmetleri nispeten yoksuldur.Az afrikai egészségügyi ellátás is hatalmas szükséggel küzd.
Yoksul bir aileden büyüdü.Mindenesetre szegény családban nőtt fel.
Yoksul şehir sakinleri kurutulmuş meyvelerle idare etmek zorundaydı.A város lakói a gabonát forgóköves kézi malmokkal őrölték.