Ana içeriğe geç
Sözlük

yoksul ile cümle

yoksul kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Yoksullara erişilebilir."Wszystko oddawał biednym."
Çok yoksul bir aileye sahip olarak, yedi çocuğun en büyüğü idi.Miał łącznie siedem żon i osiemnaścioro dzieci (w tym ośmiu synów).
İskoç filozof Thomas Carlyle yoksulları "kök yiyiciler" diye telakki ediyordu.Szkocki filozof Thomas Carlyle określił chłopską biedotę mianem zjadaczy korzeni („root-eaters”).
Yaşlılığı yoksulluk içinde geçti.Dzieciństwo spędził w ubóstwie.
Ailelerin yüzde on sekizinden fazlası, nüfusun yüzde yirmi ikisinden fazlası yoksulluk sınırının altındadır.(Mój przyjaciel pewnie ma dwadzieścia dwa lata. (dosł. będzie miał)) rozkazu: Farai qualcosa.
Meşru görülen yoksulların dilenmesine müsaade edilmiştir.Wybaczajcie potknięcia ludziom obdarzonym cnotami.
Et bu kişilerin dışındaki yoksul, ihtiyacı olanlara dağıtılır.Choć żyli w ubóstwie, rozdawali jałmużnę potrzebującym.
Mikrokredi yoksul müşterilere kredi hizmetlerinin sağlanmasıdır.Celem banków jest udzielanie lokalnych mikrokredytów.
Afganistan'da sağlık hizmetleri nispeten yoksuldur.Opieka zdrowotna w Gwinei Równikowej stoi na słabym poziomie.
Bu durum çiftçilerin yoksullaşmasına yol açtı.Prowadziło to zazwyczaj do pogorszenia sytuacji ekonomicznej rolników.
Asıl amacı yoksul köylüler için toprak elde etmekti.Głównym celem działalności była pomoc dla biednych chłopów.
Malını mülkünü yoksul köylüye bıraktı.Był właścicielem majątku w Małej Wsi.
Kocasının ölümüyle tamámen yoksul duruma düştü.Nadal jest jednak załamana śmiercią męża.
Bölge Filipinler'de en yoksul alanlardan biridir.Plaże uznaje się za najpiękniejsze na Filipinach.
Gayrımeşru bir çocuk olduğundan büyükannesi Maria Esprit Prin tarafından yoksulluk içinde büyütüldü.Od dziecka wzrastał w pobożności maryjnej.
Genel oy hakkının kabul edilmesiyle birlikte diğer şehirlerdeki yoksul işçi mahallelerine girerler.Pod okupacją do gminy dołączono natomiast pozbawione praw miejskich Mikulińce.
18 yaş altı kişilerin %31'i, 65 yaş üstündeki kişilerin %18,9'u yoksulluk sınırının altındadır..16% ludzi poniżej 18 roku życia i 8,3% ludzi powyżej 65 roku życia żyje poniżej poziomu ubóstwa.
En yoksullar hiçbir zaman askere alınmıyordu.Jednak chętnych do służby nigdy nie brakowało.
Elyesa Bazna 1970'te, Münih'te 66 yaşında, yoksul bir gece bekçisi olarak ölmüştür.Albert Göring zmarł w nędzy i zapomnieniu w 1966 roku w Monachium.
İlk gençlik yıllarında insani yardım vakıflarına katılarak, yoksulluk olan bölgelerde halka yardım ediyordu.W czasach kryzysu gospodarczego współpracował z władzami miasta w celu niesienia pomocy biednym.
Yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısı 2000 yılında %30, 2008 yılında %14 düşmüştür.Antalet personer som levde under fattigdomsgränsen minskade från 30% år 2000 till 14% år 2008.
Bunun üzerine peygamber Natan ona şöyle dedi: Bir şehirde bir zengin bir yoksul adam vardı.Wâdi Abu ‘Aweidrât (arabiska: Wâdi Abu ‘Aweirât) är en wadi i Egypten.
Jerome kendisi hakkında yoksulluğuyla zengin olan, büyük ve kutsal bir adam olarak tanımlamıştır.Hieronymus talar om honom som en man med stor helighet, som var rik i sin fattigdom.
Gelişmekte olan ülkelerde hastalığın en yaygın görüldüğü kişiler çiftçiler ve şehirlerde yaşayan yoksullardır.I utvecklingsländer är sjukdomen vanligast hos bönder och fattiga som lever i städer.
Gayrımeşru bir çocuk olduğundan büyükannesi Maria Esprit Prin tarafından yoksulluk içinde büyütüldü.Genom hans energi kom Maria fattighus till stånd.
37 yaşında yıllardır süren zihin rahatsızlığı ve yoksulluğun ardından intihar etti.Efter år av fattigdom och mental sjukdom begick han självmord vid en ålder av 37 år.
Yoksulluk, Baskı, ve İnsan Hakları.Misär, makt och människors liv.
Risk faktörleri arasında yoksulluk, beslenme bozukluğu, ormanların tahribi ve şehirleşme sayılabilir.Riskfaktorer innefattar bland annat: fattigdom, näringsbrist, skogsskövling och urbanisering.
Üstüne üstlük Picasso, çok yoksuldu.För andra betydelser, se Picacho Matalotes.
Plansız kentleşme, özellikle yoksul kesim üzerinde büyük bir evsizlik riski yaratmaktadır.Att få fattigdomen att minska är en utmaning, i synnerhet på landsbygden.
1865 - Yoksullar ve yetimlerin yatılı eğitimi için Darüşşafaka kuruldu.1865 omvandlades huset till Asylet för Pauvres Honteux.
Chiapas'ta birçok insan kırsal alanda yaşayan yoksul çiftçilerdir.Ändå lever många kamerunier i fattigdom som småbrukare.
Yoksul kızlar ise Kur'an okutulması ve yazılmasını öğreten Kuttablara gidiyorlardı.Han mätte sina dikter; höll dem inom formeln."
Bergamalı yoksul bir ailenin dokuz çocuğundan biri idi.Andy var ett av tre syskon i en fattig familj.
Bunun nedeni, Kevin'ın yeteneği Omnitrix tarafından yoksulluktan düzeltilmişti.Dessa betingas i sin tur av Keitels mänskliga svaghet.
Öykülerinde çoğunlukla yoksul ya da orta halli insanları; gündelik hayattaki küçük mutsuzlukları anlattı.Vad stora och små människor sagt eller trotts säga vid sin död.
Asgari ücret Açlık sınırı Yoksulluk sınırı KölelikBarnfattigdom Försäkring Ond cirkel Välfärdsstat Utanförskap
Ancak yoksul ve zengin mahalleleri arasındaki kutuplaşma fark ediliyordu.Det fanns ingen tydlig uppdelning i rika och fattiga bostadskvarter.
Nüfusun 2%'si ise yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.Av befolkningen lever cirka 2 procent under fattigdomsgränsen.
Yoksulluk içinde yaşadı.Hon avled i fattigdom.
Paulo Coelho'nun kurduğu Paulo Coelho Enstitüsü, ülkesindeki yoksul çocuk ve yaşlılara yardım etmektedir.1996 grundade han Paulo Coelho-institutet, som ger stöd åt barn och äldre.
Yoksulluk üzerilerine bir kâbus gibi gelir.Efteråt plågas han av mardrömmar.
Moğol istilası halk arasında açlık ve yoksulluğa neden oldu.Diktatur leder till fattigdom och svält för folket.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Det var kris och arbetslöshet.
Mikrokredi yoksul müşterilere kredi hizmetlerinin sağlanmasıdır.Att tillhandahålla billiga varor av hög kvalitet för medlemmarna.
Moskova'da bir süre büyük bir yoksulluk içinde yaşarlar.У Москві жила в крайній бідності.
Buralarda yoksul halka, öğrencilere ve yolculara parasız yemek verilirdi.В пересувних їдальнях годували дітей, студентів та інвалідів.
Yoksulluk içinde yaşadı.Жив в бідності.
Bu onu yoksulluğa itti.Криза призвела до росту бідності.
Yani yoksulluğu, yabaniliği (kaba sabalığı) ve cehaleti tasvir etmekteydi.Вони знали, що таке бідність, приниження.
Çocuk seks turizmi yoksulluğada bağlanmaktadır.Я засуджую сексуальний туризм.
Özellikle yaşlı, kimsesiz ve yoksul insanları.Були це, переважно, старі і хворі люди.
Sade süt yoksullar ve hastalar dışında yetişkinler tarafından tüketilmezdi.Звичайне молоко не п′ють дорослі, крім бідних та хворих, призначене лише для дітлахів і літніх людей.
Fakir ve yoksullara yardım edilir.Вони опікувалися бідними і сиротами.
Bölge Filipinler'de en yoksul alanlardan biridir.Це одна з найменших за площею провінцій Філіппін.
Yoksulluk sınırı, yeterli hayat standardında yaşayabilmek için gerekli olan minimum gelir miktarıdır.Межа бідності — мінімальний рівень доходу, який вважають адекватним у певний країні.
Çocukluğu yoksulluk içinde geçti.Дитинство дівчинки минуло в бідності.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Це призвело до зростання бідності і безробіття.
Onun yokluğunda aile daha da derin bir yoksulluğa gömülür.За час його відсутності, сім'я раковин у ще більшу убогість.
Ailesi topraksız yoksul köylülerdendi.Батьки були селянами-бідняками.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod