Yoksul görünümlü olmayan kişiler tarafından yapılan dilencilik.O sujeito das orações reduzidas de Infinitivo.
Özellikle yaşlı, kimsesiz ve yoksul insanları.Principalmente em crianças, idosos e imunocomprometidos.
Yoksullara erişilebilir.""Os pobres insultar-te-ão.
Sergio'nun üvey annesi, Angélica, yoksul ve saf oluşu yüzünden Marimar'ı küçümsemektedir.A madrasta de Sérgio, Angélica, vive humilhando Marimar por causa de sua inocência e por ser muito pobre.
"Bir Ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm..".«Redução de dívida, déficit...
Yoksulluk yine de yaygındı.O trabalho infantil era generalizado.
Pire, yoksulluğun giderilmeden barışın olamayacağına inanıyordu.Afirma que é impossível ter paz com pobreza.
Chiapas'ta birçok insan kırsal alanda yaşayan yoksul çiftçilerdir.No entanto, um grande número de camaroneses vivem na pobreza como agricultores de subsistência.
Kırsal alanlardaki insanlar yoksul ve eğitimsizdi.As pessoas mais pobres ou nas áreas rurais não tinham acesso à educação.
En yoksullar hiçbir zaman askere alınmıyordu.Tais prisioneiros nunca eram soltos.
Atina sokaklarında yoksul hayatı sürebilmek için tüm parasını dağıtmıştır.Crates doou seu dinheiro para viver uma vida de pobreza nas ruas de Atenas.
Yoksulluk üzerilerine bir kâbus gibi gelir.Agora, a Terra dos Sonhos caiu em pesadelo!
Nüfusun 2%'si ise yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.Mais de dois terços da população vive abaixo da linha da pobreza.
Risk faktörleri arasında yoksulluk, beslenme bozukluğu, ormanların tahribi ve şehirleşme sayılabilir.Entre os fatores de risco estão a pobreza, a desnutrição, desmatamento e urbanização.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Primeiramente conteve a inflação e desemprego.
Yoksul bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirdi.Teve uma infância e juventude atribuladas.
Halkın %80'inden fazlası işsiz ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor.Os católicos eram aproximadamente 80% da população, a maioria vivendo em condições de pobreza e insegurança.
Yoksulluk bütün kötülüklerin kaynağıdır.A pobreza é a raiz de todo o mal.
Kanada'daki her yedi kişiden biri yoksulluk içinde yaşıyor.Uma entre sete pessoas vivem na pobreza no Canadá.
Yoksullara erişilebilir."U had het aan de armen kunnen geven."
Yalnızca Engels tarafından kendilerine sağlanan parayla Marx ailesi büyük bir yoksulluk içinde yaşadı.Met slechts het geld dat Engels kon werven leefde de familie Marx in extreme armoede.
Annesi ise Karadağlı bir yoksul asilzadeydi.Zijn moeder behoorde eveneens tot de kleine adel.
Bu onu yoksulluğa itti.Hierdoor kwam ze in de armoede terecht.
Çok yoksul bir aileye sahip olarak, yedi çocuğun en büyüğü idi.Hieruit kwamen zeven volwassen geworden kinderen voort, waarvan vier zonen.
Chiapas'ta birçok insan kırsal alanda yaşayan yoksul çiftçilerdir.De meeste inwoners van Chiapas zijn arme boeren.
Gine-Bissau dünya genelinde en yoksul ülkelerden sayılmaktadır.Guinee-Bissau wordt tot de allerarmste landen ter wereld gerekend.
Yoksul ailesine yardımcı olmak için genç yaşta memur olarak çalışmaya başladı.Hij begon te werken als kantoorbeambte om zijn armoedige familie te helpen.
Evli ve yaşlı, yoksul bir karı kocadırlar.Hij valt op oudere, getrouwde vrouwen.
Et bu kişilerin dışındaki yoksul, ihtiyacı olanlara dağıtılır.Zij verzamelden middelen voor de armen en deelden die uit aan hen die dat nodig hadden.
Bu durum çiftçilerin yoksullaşmasına yol açtı.Dat bracht een verslechtering voor de positie van de boeren.
Buna karşılık, İsveç yine de yoksul olarak kaldı.Ondanks de slechte omstandigheden pakte België ook in Zweden de volle buit.
Yoksul bir aileden büyüdü.Hij groeide op in een zeer armoedig gezin.
Yoksulluk içinde yaşadı.Hij leefde er in grote armoede.
Yalan yere yemin edenlere on yoksulu yedirip giydirmek veya bir köle azad etmek emredilmiştir.Immers in de Tien Geboden van de Thora is het maken van afgodsbeelden of beeltenissen van God verboden.
Mikrokredi yoksul müşterilere kredi hizmetlerinin sağlanmasıdır.Microfinanciering is het aanbieden van financiële diensten aan mensen met een laag inkomen.
Vakıf iyi skolastik ortalamaları ile yoksul öğrenciler için bir yıl'da 8.000'den fazla burs vermektedir.Deze organisatie geeft elk jaar ongeveer 8000 studiebeurzen aan arme studenten.
Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu'nun amacı gelişmekte olan ülkelerde kırsal alanda yoksulluğu azaltmaktır.Met het Cohesiefonds probeert de Europese Unie de economie van minder welvarende lidstaten op peil te brengen.
1929 yılında yoksul bir ailenin iki kız çocuğu geyşa evlerine hizmetçi olarak satılır.In 1929 wordt het arme, negenjarige meisje Chiyo verkocht aan een geishahuis in Kioto.
Svaziland, dünyanın en yoksul ülkelerinden biri konumundadır.Liberia is een van de armste landen op aarde.
Bunun üzerine peygamber Natan ona şöyle dedi: Bir şehirde bir zengin bir yoksul adam vardı.Zijn moeder zei tegen de dienaren: 'Wat Hij u ook beveelt, doe het maar'.'
Bölge Filipinler'de en yoksul alanlardan biridir.De stad behoort tot de veiligste steden van de Filipijnen.
Kriz yoksulluk ve işsizliği beraberinde getirmişti.Armoede en werkloosheid namen toe.
Kişi başına düşen ulusal geliri 240 dolar olan Nepal, dünyanın en yoksul ülkeleri arasında gösterilmektedir.Oost-Timor is met een BBP per hoofd van de bevolking van 400 dollar een van de armste landen ter wereld.
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.De eerste jaren leefde hij in armoede.
Yoksul bir ailenin oğluydu.Hij was de zoon van een poortersfamilie.
Moskova'da bir süre büyük bir yoksulluk içinde yaşarlar.Zij zetten hem langdurig vast in Moskou.
Bu uygulama onları yoksul bırakmaz, aksine daha etkili bir konuma yükseltirdi.Het ontbrak haar zeker niet aan (adellijke) aanbidders, maar het leek haar verstandiger niet te huwen.
Risk faktörleri arasında yoksulluk, beslenme bozukluğu, ormanların tahribi ve şehirleşme sayılabilir.Risicofactoren zijn onder meer: armoede, ondervoeding, ontbossing en verstedelijking.
Yoksul Sanat tarzında çalışır.Zijn werken behoren tot de arte povera.
Yoksul bir kolonidir.Chr. een kolonie.
Çocukluğu savaş yıllarının yoksulluğuna denk geldi.Hij maakte als kind de oorlogsjaren mee.
Para yoksulları mutlu yapmıyor.Geld maakt de armen niet gelukkig.
Bir zamanlar köyde, yoksul bir çiftçi vardı.Er was eens een arme boer in het dorp.
Yoksulluk kurnazlık öğretir.Armoede zoekt list.
Yoksul geçimini düzeltmek için her yolu dener.Armoede zoekt list.
Mary yoksul bir kadındır.Mary is een arme vrouw.
Onlardan yiyin, eli darda olan yoksula da yedirin.Opróżniajcie swoje wnętrzności i oddawajcie mocz, noście swoje ubrania, jedzcie swoje posiłki.
Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.Zniesienie skrajności ubóstwa i bogactwa.
Babasının mirasının üçte ikisinin gitmesiyle, 29 yaşındaki Pascal soylu yoksulluğa mahkûm oldu.Po utracie dwóch trzecich majątku swego ojca, 29-letniemu Pascalowi w oczy zajrzało widmo biedy.
Yoksulluk içinde yaşadı.Żyła w biedzie.