Yoksullar açlıktan ölmemeli, ancak tembellik etmemeleri için bazı işlerle uğraştırılmalıdırlar.Sie konnten jedoch nur den Keep besetzen, in dem sie lieber verhungerten, anstatt sich zu ergeben.
Altı tane çocuğu oldu fakat dördü yetişkinliğe eremeden, aşırı yoksulluk nedeniyle öldüler.Vier ihrer sechs Kinder starben aufgrund der schlechten Lebensbedingungen infolge der extremen Armut.
Yoksul yerleşim birimlerinden oluşur.Dienerinnen der Armen) gegründet.
Evli ve yaşlı, yoksul bir karı kocadırlar.Sie wird von einem armen, alten Ehepaar als Tochter aufgenommen.
Bu uygulama onları yoksul bırakmaz, aksine daha etkili bir konuma yükseltirdi.Das bringt sie nicht über sich, dafür ist ihre Furcht vor einer Gottesstrafe zu groß.
Topraksızdır, yoksuldur.Ich bin reich, du bist arm.
28 Ekim 1823 tarihinde Glasgow'lu yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.William Simpson wurde am 28. Oktober 1823 in Glasgow als Sohn einer armen Familien.
İsviçre hammadde açısından yoksuldur.Die Schweiz ist rohstoffarm.
Bu durum çiftçilerin yoksullaşmasına yol açtı.Damit verschlechterte sich das Leben für die Bauern entscheidend.
Sade süt yoksullar ve hastalar dışında yetişkinler tarafından tüketilmezdi.Milch zu trinken, war außer den Kranken niemandem gestattet.
Svaziland, dünyanın en yoksul ülkelerinden biri konumundadır.Swasiland ist eines der ärmsten Länder der Welt.
Yoksul halk şiddetli bir şekilde aç kalmaktadır.Der Vorderrand ist wenig ausgebuchtet, die Vorderecken stumpf.
Aşırı yoksulluğun ve açlığın yok edilmesi.Hunger und Armut grassieren.
Tamamen yoksullaşmada işçi sınıfının yaşam koşulları bütünüyle kötüleşir.Bis Kriegsende verschlechterten sich diese Lebensbedingungen für alle Arbeiter.
Özellikle yaşlı, kimsesiz ve yoksul insanları.Zunächst für Arme und Nichtbürger.
Bu onu yoksulluğa itti.Seine Jugend verbrachte er in Armut.
Sonraki her bir sınıfsa bir öncekinden daha az varlıklı ve daha yoksul gereçleri olanlardan oluşmaktaydı.Down to Earth war insgesamt weniger erfolgreicher als die Vorgängeralben.
Yoksulluk içinde yaşadı.Sie lebt in ärmlichen Verhältnissen.
Paraguay'ın en yoksul bölgelerinden biri olan San Pedro'ya atandı.San Pedro gehört dennoch zu den drei ärmsten Departamentos von Paraguay.
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.Die Familie lebte zunächst in großer Armut.
Fabrikada çalışan yoksul bir kızı ve onun düşlerini anlatır.Tom erzählt ihr von den harten Arbeitsbedingungen in der Fabrik und von einem Albtraum, den er hatte.
Ancak yoksul ve zengin mahalleleri arasındaki kutuplaşma fark ediliyordu.Es gab keine Unterscheidung zwischen Arm und Reich.
Nüfusun %15’i yoksulluk sınırının altındadır.15 Prozent der Einwohner lebten unterhalb der Armutsgrenze.
1953'te Atina'da yoksulluk içinde öldü.1953 starb er verarmt in Nizza.
Birçok kimsenin hayatını kurtarmıştır, yoksullara ve yetimlere yardımla bulunmuş, hayırseverdir.Ungeist ist das meiste unter den Menschen und der Worte ein Haut"; doch rechtes Maß wird helfen.
Moskova'da bir süre büyük bir yoksulluk içinde yaşarlar.In einer Zeit großer Armut in Moskau half sie uns, zu überleben.
Yoksul çocuklara yardım etmek için Çin'de 6 okul yaptırmıştır.Für Kinder armer Eltern gab es 20 Freistellen an der Schule.
Fakir ve yoksullara yardım edilir.Die Schwachen und Hilfsbedürftigen stützen.
Yoksul ve yalnız bir yaşam geçirir.Dies war ein entbehrungsreiches, einsames Leben.
Yoksul görünümlü olmayan kişiler tarafından yapılan dilencilik.Herausgegeben von den Zwanglosen. .
Yoksulluk üzerilerine bir kâbus gibi gelir.Zudem wird sie von Albträumen heimgesucht.
O dönemde erzak pahalıysa insanlar zengin, erzak ucuzsa insanlar yoksul demektir.Die Löhne waren gering, Arbeiter reichlich vorhanden und Rohstoffe billiger.
Kocasının ölümüyle tamámen yoksul duruma düştü.Sie geht mit dem Tod ihres Ehemanns erstaunlich gefasst um.
Daha önce varlıklı olan sonradan yoksullaşmış bir ailenin çocuğuydu.Er wurde als Sohn armer Eltern geboren, die er früh verlor.
Henry, genellikle yoksulluk içinde kalan sekiz çocuklu ailenin yedinci çocuğuydu.Thomas Henry war ihr siebtes Kind und gleichzeitig das jüngste überlebende von insgesamt acht.
Yoksulluk bütün kötülüklerin kaynağıdır.La pauvreté est à la racine de tout mal.
Zenginlerin parasında her zaman yoksul teri vardır.Il y a toujours de la sueur de pauvre dans l'argent des riches.
Onlardan yiyin, eli darda olan yoksula da yedirin.Tout ce que vous aurez moissonné, laissez-le en épi, sauf le peu que vous consommerez.
Neredeyse tanımı gereği, yoksul insanların çok az parası vardır.Par définition, les pauvres ont très peu d'argent.
Aşırı yoksulluğun ve açlığın yok edilmesi.Réduire l'extrême pauvreté et la faim.
Bu uygulama onları yoksul bırakmaz, aksine daha etkili bir konuma yükseltirdi.Cependant, ce châtiment ne fut pas utilisé outre mesure, car il affaiblissait grandement les armées.
Yoksulluk yine de yaygındı.La misère est générale.
Çocuk seks turizmi yoksulluğada bağlanmaktadır.Film sur le tourisme sexuel dans les pays pauvres.
Atina sokaklarında yoksul hayatı sürebilmek için tüm parasını dağıtmıştır.Il a donné tout son argent pour vivre une vie de misère dans les rues d'Athènes.
Yoksul çocuklara yardım etmek için Çin'de 6 okul yaptırmıştır.Il existe 70 écoles où une aide est apportée aux enfants sourds.
Yoksulluk içinde yaşadı.Vit dans la pauvreté.
Bu durum Tidore'yi yoksullaştırmış ve çevrede kontrol ettiği yerlerde gücü zayıflamıştı.Il appauvrira Tidore et affaiblira son contrôle sur ses voisins.
Ressam yine de hayatını yoksulluk ve yalnızlık içinde tamamlamıştır.Elle termine sa vie dans la pauvreté et la solitude.
Çocukluğu yoksulluk içinde geçti.Son enfance se déroule dans la pauvreté.
Adı kısa zamanda yoksulların piskoposu olarak yayıldı.Il est alors surnommé le Curé des pauvres.
Komşu kasabalardan birinden yoksul bir melez kız olan Juana de Léon ile evlendi.Favez épouse Juana de Léon, une jeune femme métisse pauvre d'une ville voisine.
Yaşantı bakımından ise birbirini seven birbirine değer veren yoksulları gözeten bir yapıya sahiptir.Point de divinité à part Lui, le Vivant, Celui qui subsiste par lui-même (al-Qayyùm).
Eğer artan paralar varsa bu yoksullara hibe edilecektir.Si le public veut bien l’endosser, son montant sera pour les pauvres.
Babası soylu bir ailedendi, fakat yoksul düşmüşlerdi.Sa dernière malédiction concerne Mina, divinité du bien qu'elle a pervertie.
İlk yıllarında ailecek inanılmaz bir yoksulluk içinde yaşadılar.Dans les premières années, les mineurs vivaient dans des cabanes de fortune.
1.2 milyar yoksulun %70'ini kadınlar oluşturuyor.11,7 % de personnes pauvres.
Ailesi topraksız yoksul köylülerdendi.Ses parents étaient de pauvres paysans.
Majör depresif bozukluk, sıkça işsizlik ve yoksulluk ile ilişkilendirilmektedir.La Grande Dépression a été marquée par des situations parfois dramatiques de chômage et de pauvreté.
Svaziland, dünyanın en yoksul ülkelerinden biri konumundadır.Le Mozambique est l'un des pays les plus pauvres du monde.
Bu durum çiftçilerin yoksullaşmasına yol açtı.Cette sélection se heurte à la pauvreté des paysans.