Polonya'nın nüfus yoğunluğu en fazla olan şehridir ve Avrupa'nında en fazlalarındandır.Świętochłowice jsou nejhustěji osídleným městem v Polsku a patří k nejhustěji osídleným v Evropě.
Ancak Litvan sporcu yoğun yarış takvimi sebebiyle finale çıkmadı.Tehdejší trenér Scolari však pro zkušeného útočníka v nominaci na závěrečný turnaj místo nenašel.
Kasabada kamyonculukta yoğun olarak yapılmaktadır.V obci je zastávka s nákladištěm Hořátev.
1943 yılında Sjenica, Partizanlar ve Alman ordusu arasında yoğun çatışmalara sahne oldu.V rocu 1944 probíhaly v okolí osady těžké boje mezi partyzány a nacistickou německou armádou.
Kışları yollar yoğun kardan dolayı kapanır.V zimě je cesta uzavřena kvůli nebezpečí lavin.
1970 yılında tiyatroyu terk eder ve tamamen müziğe yoğunlaşır.V roce 1961 práva opustil a zcela se věnoval hudbě.
Bu internet bağlantısında hızın büyük bir faktörü kullanım yoğunluğudur.Velikost napětí v síti se udává pomocí efektivní hodnoty.
Sonuç olarak, konu yoğun bir tartışma konusu oldu (IAU Genel Kongresi Ağustos 2006).Věnuje se také interpretaci písní (mj. koncert na festivalu Pražské jaro v květnu 2006).
Genellikle yumuşaktır ve yoğun değildir.Jsou většinou křehké a nejsou kujné.
1963 yılında okulunu bıraktı ve müzik kariyeri üzerine yoğunlaşmaya karar verdi.V roce 1956 zanechal studia a rozhodl se věnovat hudbě profesionálně.
Sonraki çalışmalarını ise elektrik ve manyetizma üzerine yoğunlaştırdı.Posléze se myšlenka rozšířila na techniku a umění.
Kenti almayı başaramayan Mihver birlikleri yoğun bombardıman eşliğinde kuşatma başlatır.Hnutí odporu v těchto městech se pod pohrůžkou bombardování musí vzdát.
Küçük siyah taşların yoğun şekilde işlendiği ithal satenden bir elbise giymişti.Nikdo si však nevšimne černě oblečeného motocyklisty, který postává opodál.
İsrail'de yoğun olarak Arap nüfus barındıran bir kenttir.V rámci Izraele jde o socioekonomicky úspěšnou komunitu.
Neyin mantıklı olduğuna, neye yoğunlaşıldığına dikkat edin.Zjistěte, co omezení ovlivňuje a jak je možné ho řídit.
Özellikle sol örgüt çevrelerinden gördüğü yoğun eleştirilerinin yanında ilgi ile karşılandı.Z jejích blízkých jí zbyli zejména přátelé z předválečných levicových kruhů.
Lejyon terimi savaş sırasında yoğun olarak kullanılmamıştır.Pěchotní sruby nebyly během okupace nijak výrazně poničeny.
Özellikle Angola-Namibya sınırındaki çatışmalar yoğun bir düzeye ulaştı.Válka během let zesílila, zvláště na severu Namibie, při hranicích s Angolou.
Zaman zaman yaşanan yoğunluğu kaldırabilmek adına Cevizlibağ kalkışlı tramvay ve otobüsler işletilmektedir.V noční dopravě jsou v některých zastávkách vyčkáváním garantovány přestupy mezi linkami autobusů a tramvají.
Üst kattaki 10 kişi yoğun duman nedeniyle zehirlenerek hayatını kaybetti.Toxický kouř zabil i další 3 osoby v horní stanici, která byla napojena na obchodní dům.
Köy 1990 sonrası yoğun bir şekilde göç vermiştir.Po roce 1990 se však vesnice začala úspěšně rozvíjet.
Bedeni, gözü ve(ya) kulağı yoğun olarak yoran işler.El v-a creat voua auzul, văzul și inimile.
Yansımanın ölçülen yoğunluğu bu genliğin karesi olacaktır.Această uitare a trecutului este socotită un act de milostenie .
Yoğun çalışmalara rağmen Kedi Gözü Bulutsusu birçok gizeme sahiptir.În ciuda cercetărilor intensive realizate, Nebuloasa Ochi de Pisică încă deține multe mistere.
Ancak, üç ay sonra daha yoğun araştırmalara başladı.După trei luni și-a intensificat cercetările.
Neyin mantıklı olduğuna, neye yoğunlaşıldığına dikkat edin.Fiți atenți la ceea ce are sens, fiți absorbiți.
1910'a gelindiğinde ise artık À la recherche du temps perdu üzerinde yoğun olarak çalışıyordu.În 1910 el lucra deja la În căutarea timpului pierdut.
Kılcal damarların sayısında veya yoğunluğundaki azalma da periferik rezistana katkıda bulunabilir.Reducerea numărului sau a densității capilarelor poate contribui, de asemenea, la rezistența periferică.
Bazı bölgelerde başarılı koruma çabaları sonucunda yüksek popülasyon yoğunluğuna erişilmiştir.Eforturile de conservare reușite în anumite zone au dus la o densitate ridicată a populației.
Işık yoğunluğu Ay'ın dörtte birinden daha fazla."Intensitatea luminii sale era puțin mai mare de un sfert din cea a Lunii.”
Protestanlık kuzey ve doğuda; Roma Katolikliği ise güney ve batıda yoğunlaşmaktadır.Protestantismul este concentrat în nord și est, iar Romano-Catolicismul în sud și vest.
Yoğun seçim kampanyası yürüttü.A fost o campanie electorală intense.
O zamanlar bölgede yoğun olan orman dokusu şimdilerde mevcudiyetini koruyamamıştır.Cabinetul conservator la putere în acel moment nu a cercetat problema.
Yıldızlarından aldıkları yüksek ışımadan dolayı yoğunlukları, böyle olmaması durumuna göre daha düşüktür.Această faptă le este încă mai depărtată decât cele mai depărtate stele — și totuși au făcut-o!
Limmat nehrinin kıyıları şehrin en yoğun bölgeleridir.Malurile Limmat constituie cel mai intens partea orașului.
Doğa bilimleri, dil ve edebiyat alanlarına yoğunlaşır.Aici, fiilor săi li se predă științele naturii, limbi străine și literatură.
Yoğun bakım gerektirir.Necesită îngrijire permanentă.
Dhyana ("Meditasyon"): Meditasyon nesnesinin doğası üzerine yoğun tefekkürdür.(7) Dhyana ("Meditația"): Contemplarea intensă si neintrerupta asupra obiectului meditatiei.
Sonunda o döneme göre yoğun bir bilgi birikimine sahip olduk.Mărturisesc că în acea clipă am avut o senzație cu totul inedită.
Yani, yoğunluktaki değişiklikler göz önüne alınmalıdır.Trebuie să fie luate în considerare diferențele culturale.
Yüzeyi koyu renkli ve yoğun kraterlerlidir.Suprafața sa este întunecată, de culoare neutră și plină de cratere.
2011 yılında Nick ve Chris, yoğun programları nedeniyle gruptan ayrılmak zorunda kaldı.La mijlocul anului 2011, Thomas și Salih au plecat din cauza programelor foarte încărcate.
Kampanya genel olarak beş slogan üzerine yoğunlaşmış durumdadır: Dışarı Çık!Prin aceasta se deosebește de viitorul simplu în limba standard: Dépêche-toi !
Balmumunun yoğunluğu bire yakındır (0,966).Orbita sa eliptică în jurul planetei era foarte excentrică (e = 0,9986).
Ancak Dünya'dan çok daha kurudur ve atmosferi doksan kat daha yoğundur.Totuși, planeta este mult mai uscată decât Pământul iar atmosfera sa este de nouăzeci de ori mai densă.
Endülüs'te, ibn Hazm ve Ebu İshak Yahudi karşıtı yazılarında bu suçlamalardan ikincisine yoğunlaşmıştır.În Spania Maură, ibn Hazm și Abu Ishaq și-au concentrat scrierile lor antievreiești pe această afirmație.
Üniversite yıllarında gazetecilik işlerine yoğunlaştı.La școală ea se ocupă în general de jurnalism.
Spinefarm Records, heavy metal grupları üzerine yoğunlaşmış Finlandiya merkezli bir plak şirketidir.Spinefarm Records este o casă de discuri din Helsinki, Finlanda concentrată în special pe artiști heavy metal.
Bu günden sonra saldırılar yoğunlaştı ve şiddetini gün geçtikçe daha da arttırdı.Raidurile au continuat și cu fiecare an au devenit tot mai multe și mai intense.
Kışları yollar yoğun kardan dolayı kapanır.Iarna, pasul este blocat de zăpadă.
Güneş Sistemi'nin başka bölgelerinde de daha düşük yoğunluklarda da olsa küçük cisimler kapsanmaktadır.Alte zone ale Sistemului Solar cuprind și corpuri mici în concentrații mai mici.
Ancak gelen yoğun tepkiler sonucu, bu karardan vazgeçildi.În fața valului de proteste, s-a renunțat la această hotărâre.
Bu da traffiğin yoğunluğunu ölçer.Aceasta are menirea de a fluidiza traficul.
Konuyla ilgili olarak "Üç boyutlu olması Titanik'i yoğunlaştırıyor.El a comentat, „3D-ul intensifică Titanicul.
Şirketler birlikte havacılık, savunma ve güvenlik konularında yoğunlaşıyorlar.Statele membre au convenit și asupra unei colaborări mai strânse în domeniul vizelor, azilului și imigrării.
Balığın yoğunluğunu, suyun yoğunluğuna göre ayarlar.Ca și calciul, determină duritatea apei.
Adanın Nüfus yoğunluğu 1573 kişi/km2'dir.Densitatea populației era de 1.523/km2.
Hamurpet nedeniyle turizm genellikle yazları çok yoğun geçer.Din acest motiv muntele este frecvent vizitat mai ales vara de turiști.
Lizbon Metropolitan Alanı ve özellikle Tejo Nehri’nin güney yakası oldukça yoğun sanayileşmiş bir bölgedir.Zona metropolitană a Lisabonei e foarte industrializată, mai ales în zona sud a râului Tejo.
Çünkü yüksek materyal yoğunluğu güçlü etkileşimler anlamına gelmektedir.În al doilea - datorită factorilor de creștere intensivă.