yoğun ile cümle

yoğun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Bunun yerine bilgisayarlar üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdı.Ve svém díle se zabývala využitím počítačů.
Gustav Klimt'ten yoğun olarak etkilenmiştir.Na výzdobě interiéru se podílel Gustav Klimt.
Daha sonra, ressamlığa yoğunlaştı.Poté se soustředil na malbu.
Kilometrekare'ye 2.8 insan düşmesi nüfus yoğunluğu bakımından onu son sıraya getirir.Když se dostane pod napětí 2,8 V, je velmi těžké ji znovu „oživit“.
Bu renksiz sıvı en basit organik nitril ve en yoğun kullanılan çözücüdür.Tato bezbarvá kapalina je nejjednodušším organickým nitrilem.
Yoğun olarak İstanbul ve Ankara'dadır.Největší jsou v Istanbulu a Ankaře.
Bal temel olarak iki monosakkaritin yoğunlaşmış bir karışımıdır.Med je v první řadě nasycený roztok dvou monosacharidů.
Son döneminde portreler üzerinde yoğunlaştı.V tvorbě se soustředil na portréty.
Eserlerinde yoğun bir melankoli ve karamsarlık fark edilir.Do svých děl vnáší vřelost a melancholii.
Ortak eğitim programları genellikle dönem boyunca daha yoğun bir eğitim programı içerirler.Studijní programy jednotlivých je obecně nutno absolvovat postupně.
Cornwall'in nüfusu 513.527 nüfus yoğunluğu ise 144'dur.Počet obyvatel Cornwallu je 513.527 s hustotou 144 obyvatel/km².
İlk çalışmalarında optik akustik ve Doppler etkisi üzerine yoğunlaştı.Ve své odborné činnosti se zaměřoval na akustiku a optiku.
Şehir dalgalı arazide alçak kıyı tepeleri ve yoğun ticaret sokakları ile karakterizedir.Vyznačuje se mírně zvlněným terénem, nízkými pobřežními kopci a rušnými komerčními uličkami.
Yoğun bir ışık vardır ve yağmur yağmaktadır.Venku je tma a prší.
Öte yandan yoğun tipide Alman Kolordusu da sevk ve idareyi yitirmiştir.Dan, německý ovčák totiž dosloužil a má být utracen.
Dış hale, 15,000 K ile biraz daha yüksek sıcaklığa ve daha düşük bir yoğunluğa sahiptir.Vnější halo má o něco vyšší teplotu asi 15 000 K a je mnohem řidší.
Ohio'da yoğun yağıştan dolayı iki kişi yaşamını yitirmiştir.Silné deště zabily v jižním Mexiku další 2 lidi.
Ada civarında su bile garip biçimde yoğun ve çok renklidir.Vody kolem ostrova jsou poměrně mělké a průzračné.
Bu çok hızlı, yüksek yoğunluklu darbe oluşturur.Je výjimečně rychlý a dává velké poškození.
Yoğun kaygı ve kaçınma davranışı gelişebilir, sosyalliğin azalmasına yol açabilir.Rychlé a hluboké dýchání může napomoci uvolnění tohoto napětí.
Özellikle hafta sonları oldukça yoğunlaşır.Zde, především o víkendových večerech, bývá rušno.
Şehir kısa zamanda Ligurya sahillerinin en yoğun ticaret merkezlerinden biri haline geldi.Brzy se stal jedním z nejznámějších pašeráků na Úzkém moři.
Son yıllarda mahallede yoğun bir şekilde bamya yetiştiriciliği yapılmaktadır.V okolí vsi se v minulosti intenzivně pěstovala vinná réva.
Havaalanlarına indirilen paraşütçüler, yoğun bir direnişle karşılaştı.Souboje vozidel připomínaly souboje vícemístných letounů, přenesených na plochu.
31.6/km² (81.9/mi²) ortalama yoğunlukta 526 konut bulunmaktadır.Na 129.8 čtverečních milích (50.1/km²) se průměrně nacházelo 907 bytových jednotek.
Yoğun nüfusluydu ve kentleşmişti.Byla populární, pak utichla.
Dört kişilik mürettebat yoğun kompozit zırh ile korunmaktadır.Hlavňová výzbroj byla složena ze čtyř pevných kanónů pod kabinou.
Bu eğilimin otoimmün hastalıkların patojenitesinde bir rolü olabileceği düşüncesiyle yoğun çalışma altındadır.Správnost takové operace je diskutabilní, neboť je zde riziko napadení chorobami.
Bulutlar büzüldükçe, moleküllerin yoğunlukları artar ve emilmiş radyasyonun kaçışını daha da zorlaştırır.Jak se však mračno smršťuje, koncentrace molekul roste a postupem času začne bránit unikání záření.
Kalanı, boşluğun yoğunluğu olan karanlık enerji olmalıdır.Velkým kandidátem na zdroj temné energie byla energie vakua.
Müzik derin bir yoğunluk taşır ve yavaş tempoda bir seviyededir.Hudba je rázná, energická, v pochodovém rytmu.
En yoğun ölüm oranı kadınlarda 30-35 yaş, erkeklerde ise 35-50 yaş aralığındadır.U žen dosahuje maxima v 20–40 letech, u mužů v 30–50 letech.
Şubat ayının ortasına doğru Rus yanlısı ayrılıkçılar saldırılarını Debaltseve çevresinde yoğunlaştırmışlardır.V polovině února Rusové dosáhli Odry.
Dolayısıyla da popülasyon yoğunlukları daha düşüktür.K tomu se připojoval i snižující se zájem veřejnosti.
Nüfus yoğunluğu kilometrekare başına 0.2 kişidir.Hustota zalidnění je 0,2 obyvatel na km².
Polonya'nın nüfus yoğunluğu en fazla olan şehridir ve Avrupa'nında en fazlalarındandır.Świętochłowice jsou nejhustěji osídleným městem v Polsku a patří k nejhustěji osídleným v Evropě.
Ancak Litvan sporcu yoğun yarış takvimi sebebiyle finale çıkmadı.Tehdejší trenér Scolari však pro zkušeného útočníka v nominaci na závěrečný turnaj místo nenašel.
Kasabada kamyonculukta yoğun olarak yapılmaktadır.V obci je zastávka s nákladištěm Hořátev.
1943 yılında Sjenica, Partizanlar ve Alman ordusu arasında yoğun çatışmalara sahne oldu.V rocu 1944 probíhaly v okolí osady těžké boje mezi partyzány a nacistickou německou armádou.
Kışları yollar yoğun kardan dolayı kapanır.V zimě je cesta uzavřena kvůli nebezpečí lavin.
1970 yılında tiyatroyu terk eder ve tamamen müziğe yoğunlaşır.V roce 1961 práva opustil a zcela se věnoval hudbě.
Bu internet bağlantısında hızın büyük bir faktörü kullanım yoğunluğudur.Velikost napětí v síti se udává pomocí efektivní hodnoty.
Sonuç olarak, konu yoğun bir tartışma konusu oldu (IAU Genel Kongresi Ağustos 2006).Věnuje se také interpretaci písní (mj. koncert na festivalu Pražské jaro v květnu 2006).
Genellikle yumuşaktır ve yoğun değildir.Jsou většinou křehké a nejsou kujné.
1963 yılında okulunu bıraktı ve müzik kariyeri üzerine yoğunlaşmaya karar verdi.V roce 1956 zanechal studia a rozhodl se věnovat hudbě profesionálně.
Sonraki çalışmalarını ise elektrik ve manyetizma üzerine yoğunlaştırdı.Posléze se myšlenka rozšířila na techniku a umění.
Kenti almayı başaramayan Mihver birlikleri yoğun bombardıman eşliğinde kuşatma başlatır.Hnutí odporu v těchto městech se pod pohrůžkou bombardování musí vzdát.
Küçük siyah taşların yoğun şekilde işlendiği ithal satenden bir elbise giymişti.Nikdo si však nevšimne černě oblečeného motocyklisty, který postává opodál.
İsrail'de yoğun olarak Arap nüfus barındıran bir kenttir.V rámci Izraele jde o socioekonomicky úspěšnou komunitu.
Neyin mantıklı olduğuna, neye yoğunlaşıldığına dikkat edin.Zjistěte, co omezení ovlivňuje a jak je možné ho řídit.
Özellikle sol örgüt çevrelerinden gördüğü yoğun eleştirilerinin yanında ilgi ile karşılandı.Z jejích blízkých jí zbyli zejména přátelé z předválečných levicových kruhů.
Lejyon terimi savaş sırasında yoğun olarak kullanılmamıştır.Pěchotní sruby nebyly během okupace nijak výrazně poničeny.
Özellikle Angola-Namibya sınırındaki çatışmalar yoğun bir düzeye ulaştı.Válka během let zesílila, zvláště na severu Namibie, při hranicích s Angolou.
Zaman zaman yaşanan yoğunluğu kaldırabilmek adına Cevizlibağ kalkışlı tramvay ve otobüsler işletilmektedir.V noční dopravě jsou v některých zastávkách vyčkáváním garantovány přestupy mezi linkami autobusů a tramvají.
Üst kattaki 10 kişi yoğun duman nedeniyle zehirlenerek hayatını kaybetti.Toxický kouř zabil i další 3 osoby v horní stanici, která byla napojena na obchodní dům.
Köy 1990 sonrası yoğun bir şekilde göç vermiştir.Po roce 1990 se však vesnice začala úspěšně rozvíjet.
Bedeni, gözü ve(ya) kulağı yoğun olarak yoran işler.El v-a creat voua auzul, văzul și inimile.
Yansımanın ölçülen yoğunluğu bu genliğin karesi olacaktır.Această uitare a trecutului este socotită un act de milostenie .
Yoğun çalışmalara rağmen Kedi Gözü Bulutsusu birçok gizeme sahiptir.În ciuda cercetărilor intensive realizate, Nebuloasa Ochi de Pisică încă deține multe mistere.
Ancak, üç ay sonra daha yoğun araştırmalara başladı.După trei luni și-a intensificat cercetările.

İlgili Sayfalar