yoğun ile cümle
yoğun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Havaalanlarına indirilen paraşütçüler, yoğun bir direnişle karşılaştı.Парашутний десант, який там висадився, зустрів запеклий опір.
Yoğun hava saldırısı sonucunda yüzlerce sivil insan öldürüldü.З моменту початку операції внаслідок ударів ВВС Туреччини було вбито десятки цивільних осіб.
Bu yoğun isteğin kökeni olarak halkların gelenekleri ile kır ve toprak sevgisi gösterilmektedir.З допомогою цієї забави ми прагнемо зберегти народні звичаї та обряди.
Müslüman Kardeşler'in şiddet eylemleri yoğunlaştı.Зростає активність мусульманських громад.
İlin en yoğun nüfuslu ilçesi 113.117 kişi ile Akçaabat'tır.Трійці є найрізноманітнішим, підтримуючи 1141 видів.
Eyâlet Avusturya'nın en tarımsal olarak en yoğun kullanılan eyaletidir.Вікторія є найбільш урбанізованим штатом Австралії.
Azerice’de yoğun olarak kullanılır.Широко використовується у Якутії.
1.5×109 K sıcaklık ve 1010 kg/m³ yoğunlukta gerçekleşir.Воно відбувається при температурі близько 1,5×109 К і густині порядку 1010 кг/м3.
Yoğunluğu havanın yoğunluğundan büyüktür.Вона тим більша, чим вища температура повітря.
Gaga'nın turnedeyken yazdığı şarkıda yoğun olarak Alman tekno-house müziğinden esintiler bulunmaktadır.Пісню написала Lady Gaga під час свого турне, натхненна німецькою техно-хаус музикою.
Hamile olanlara veya yoğun bağışıklık sistemini baskılayıcı tedavi görenlere uygulanmamalıdır.Не слід вводити вакцину вагітним жінкам, або людям з пригніченою імунною системою.
Hem Tomahawk hem de AGM-86 füzeleri Çöl Fırtınası Harekatı süresinde yoğun biçimde kullanılmıştır.Ракети AGM-88 широко застосовувалися і під час війни в Перській затоці.
Ben bu hafta çok yoğunum.Я дуже зайнятий цього тижня.
Tom, biraz yoğunum.Я трохи зайнятий, Томе.
Biz genellikle yazın kışın olduğundan daha yoğunuz.Ми, як правило, більш зайняті влітку, ніж взимку.
Ben çok yoğundum.Я була дуже зайнята.
Ben çok yoğundum.Я був дуже зайнятий.
Son 15 gününü yoğun bakımda geçiren Giritli 3 Şubat 2007 tarihinde sabaha karşı öldü.Провівши останні 15 днів у реанімації, він помер 3 травня 2007 року.
Yoğun çalışmalara rağmen Kedi Gözü Bulutsusu birçok gizeme sahiptir.Navzdory intenzívnímu studiu ukrývá mlhovina Kočičí oko stále mnoho tajemství.
Newell Half-Life 2'nin yapımı sürecinde birkaç ayını Steam projesi üzerine yoğunlaşarak harcadı.Během produkce Half-Life 2 se Newell na několik měsíců zaměřil na nový projekt, distribuční systém Steam.
Evangelion yoğun bir şekilde biyolojik, dini, askeri ve psikolojik konuları ele almaktadır.Evangelion je plný narážek na biologická, vojenská, náboženská a psychologická témata.
Çok yoğun çalışıyoruz.Velmi tvrdě pracuje.
16. yüzyılda İsviçre'de resim sanatı Protestanlıktan yoğun şekilde etkilendi.V šestnáctém století mělo protestanství na výtvarná umění ve Švýcarsku velký vliv.
Her çocuğa bir laptop (One Laptop per Child) projesinde yoğun olarak kullanılmıştır.Činnost zastřešuje organizace One Laptop per Child (OLPC).
Sürecin aslında aynı su erozyonu doğada bulunan ama büyük ölçüde hızlanmış ve yoğunlaşmıştır.Tento proces je v podstatě stejný jako vodní eroze ale značně zrychlený a soustředěný do jednoho místa.
Albüm öncelikli olarak Bush yönetiminin Terörizmle Savaş'ı idare etmesinin eleştirileri üzerinde yoğunlaştı.Album se primárně zaměřovalo na kritiku Bushových administrativních manipulací při válce proti terorismu.
15. yüzyılda şehir, Danimarka'nın en yoğun ve büyük kentlerinden biri haline geldi.V 15. století se Malmö stalo jedním z největších a nejnavštěvovanějších měst Dánska.
Düşük yığın yoğunluğu (~ 3,346 kg m−3) , düşük metal varlığını göstermektedir.Jeho nízká hustota (~3344 kg.m−3) ukazuje na malý obsah kovových prvků.
Daire içine alınan "6EQUJ5" kodu, sinyalin yoğunluk değişimini göstermektedir.Zakroužkovaný písmenný kód 6EQUJ5 (viz obrázek vpravo nahoře) popisuje tedy proměnnou intenzitu signálu.
Evrenin kaderi, yoğunluğu tarafından belirlenir.Osud vesmíru závisí na jeho hustotě.
Yoğun çalılar %9 ve %14 arasındadır.Albedo hlubokých bažin se pohybuje mezi 9 % a 14 %.
Bunu yaparken CIA'in yoğun desteğini gördü.Jak se později ukázalo, postupovali s výraznou podporou CIA.
Demiryolu hattı ile İşim Nehri arasında, yoğun bina faaliyetinin meydana geldiği şehir merkezi bulunmaktadır.Mezi železniční tratí a řekou Išim je centrum města, kde v současné době probíhá intenzivní stavební činnost.
Bunun yanı sıra yakıtın yoğunluğu da artmış olur.Tím se zároveň zvýší množství ohřátých plynů.
Mücadele ağırlıkla Munster (özellikle Cork Kontluğu), Dublin ve Belfast'ta yoğunlaştı.Boje byly soustředěny hlavně v městech Munster, Dublin a Belfast.
2000'li yıllara kadar yoğun bir şekilde yaylacılık faaliyetleri devam etmekteydi.Až do roku 2000 aktivně boxoval.
Yuva, ot veya sazlardan oluşan yoğun bir tutamda gizlenir.Vyhrabává nory nebo jámy, v nichž se ukrývá.
Goethe’nin Faust çalışmaları, bilgiye ulaşma ve farklı deneyim yaşama arzusu üzerinde yoğunlaşmıştır.Jeho podání klade důraz na Faustovu touhu po znalostech a mnohosti zkušeností.
Şehir ülkedeki ekonomik faaliyetlerinin en yoğun olduğu merkezdir.Městské sídlo je centrem koncentrace nejúčinnějších ekonomických činností.
Araştırmacılar genel olarak özel biyobölgeler üzerine yoğunlaşır ve tür genelinde bir analize pek rastlanmaz.Výzkumníci se většinou zaměřují na konkrétní bioregiony a celková analýza je výjimečná.
Araştırmaları makroekonomi, iş ekonomisi, ekonomik büyüme ve ekonomik politika konularında yoğunlaşmaktadır.Zabývá se převážně makroekonomií, a to zejména trhem práce, hospodářským růstem a hospodářskou politikou.
Özellikle yaz aylarında yoğun bir şekilde olmak üzere, yılın her zamanı birçok ziyaretçi türbeye uğramaktadır.Na Křivoklátsko zavítá každým rokem mnoho turistů, zejména v letních měsících.
Siyasal iktidar, hükümetin üst düzeylerinde yoğunlaşır.Jeho hlavní aktivity se ale soustřeďovaly na vládní úroveň.
İkinci bölüm ise kitlenin yöneticilere neden ve nasıl itaat ettiği üzerinde yoğunlaşır.Druhá část se zabývá otázkou, jak a proč jsou davy ovládány vůdci.
Bu çalışma Bose-Einstein istatiğinin temellerini ve Bose-Einstein yoğunlaşma teorisini ortaya çıkardı.Poskytl tím základy pro Bose-Einsteinovu statistiku a teorii Bose-Einsteinova kondenzátu.
Kurultay hükümet kolluk kuvvetlerinin yoğun baskısı altında gerçekleşti.Masové konverze se konaly pod velkým vládním nátlakem.
Ancak bu noktadan sonra dikkatin dağıtılması ve katılımcıdan dikkatini tümüyle vermeden yoğunlaşması istenir.Ale tentokrát skončili rozptýlením pozornosti a zapomenutím svého úkolu.
New York metrosundan sonra ABD’de taşıdığı yolcu sayısı itibarıyla ikinci en yoğun metro sistemidir.Jedná se od druhé nejvytíženější metro v USA po metru v New Yorku.
Oldukça yoğun bir çalışma programı vardı.Věnovala se intenzivně osvětové práci.
Geleneksel Japon kültüründe kadın-erkek ayrımı yoğun olarak vardır.Dochází k přirozené dělbě práce mezi mužem a ženou.
Sonra bestecilik kariyerini opera ve operet besteciliği üzerine yoğunlaştırmıştır.Vytvářel tehdy velmi oblíbené směsi z oper a operet.
Torricelli sudan 14 kat daha yoğun olan cıvayı kullandı.Torricelliho napadlo použít rtuť, která je cca 14 krát hustější než voda.
Böylece otomobilin emisyon yoğunluğu azalır.Naopak důraz na automobily slábne.
Bu arada kent içindeki çatışmaların yoğunluğu arttı.To pak zvýšilo napětí ve městě.
Büyük Britanya'da daha çok güneyde yoğunlaşmıştır.Bojovalo se víceméně nad jižní Anglií.
Bu endişe oldukça yoğundur.Jde o dílo inscenačně značně náročné.
İlçede balık satışlarıda yoğundur.Důležitým odvětvím prodeje jsou ryby.
İstatistiksel olarak en yoğun bulunduğu yükseklik 10. karedir.Ve čtyřhře byl nejvýše v kariéře klasifikován na 10. místě.
Bu proteinler, hastalığın, grip benzeri belirtiler edinmesine ve dang ile gelen yoğun ağrılara sebep olur.Tyto proteiny způsobují horečku, chřipkové symptomy a silné bolesti, pro horečku dengue typické.
Özellikle güvenlik ve bilgi yönetimi alanlarına yoğunlaşmış bir şirkettir.Patří mu společnost zabývající se poradenstvím především v oblasti daní a účetnictví.