Ana içeriğe geç
Sözlük

yoğun ile cümle

yoğun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
2000'li yıllara kadar yoğun bir şekilde yaylacılık faaliyetleri devam etmekteydi.Až do roku 2000 aktivně boxoval.
Yuva, ot veya sazlardan oluşan yoğun bir tutamda gizlenir.Vyhrabává nory nebo jámy, v nichž se ukrývá.
Goethe’nin Faust çalışmaları, bilgiye ulaşma ve farklı deneyim yaşama arzusu üzerinde yoğunlaşmıştır.Jeho podání klade důraz na Faustovu touhu po znalostech a mnohosti zkušeností.
Şehir ülkedeki ekonomik faaliyetlerinin en yoğun olduğu merkezdir.Městské sídlo je centrem koncentrace nejúčinnějších ekonomických činností.
Araştırmacılar genel olarak özel biyobölgeler üzerine yoğunlaşır ve tür genelinde bir analize pek rastlanmaz.Výzkumníci se většinou zaměřují na konkrétní bioregiony a celková analýza je výjimečná.
Araştırmaları makroekonomi, iş ekonomisi, ekonomik büyüme ve ekonomik politika konularında yoğunlaşmaktadır.Zabývá se převážně makroekonomií, a to zejména trhem práce, hospodářským růstem a hospodářskou politikou.
Özellikle yaz aylarında yoğun bir şekilde olmak üzere, yılın her zamanı birçok ziyaretçi türbeye uğramaktadır.Na Křivoklátsko zavítá každým rokem mnoho turistů, zejména v letních měsících.
Siyasal iktidar, hükümetin üst düzeylerinde yoğunlaşır.Jeho hlavní aktivity se ale soustřeďovaly na vládní úroveň.
İkinci bölüm ise kitlenin yöneticilere neden ve nasıl itaat ettiği üzerinde yoğunlaşır.Druhá část se zabývá otázkou, jak a proč jsou davy ovládány vůdci.
Bu çalışma Bose-Einstein istatiğinin temellerini ve Bose-Einstein yoğunlaşma teorisini ortaya çıkardı.Poskytl tím základy pro Bose-Einsteinovu statistiku a teorii Bose-Einsteinova kondenzátu.
Kurultay hükümet kolluk kuvvetlerinin yoğun baskısı altında gerçekleşti.Masové konverze se konaly pod velkým vládním nátlakem.
Ancak bu noktadan sonra dikkatin dağıtılması ve katılımcıdan dikkatini tümüyle vermeden yoğunlaşması istenir.Ale tentokrát skončili rozptýlením pozornosti a zapomenutím svého úkolu.
New York metrosundan sonra ABD’de taşıdığı yolcu sayısı itibarıyla ikinci en yoğun metro sistemidir.Jedná se od druhé nejvytíženější metro v USA po metru v New Yorku.
Oldukça yoğun bir çalışma programı vardı.Věnovala se intenzivně osvětové práci.
Geleneksel Japon kültüründe kadın-erkek ayrımı yoğun olarak vardır.Dochází k přirozené dělbě práce mezi mužem a ženou.
Sonra bestecilik kariyerini opera ve operet besteciliği üzerine yoğunlaştırmıştır.Vytvářel tehdy velmi oblíbené směsi z oper a operet.
Torricelli sudan 14 kat daha yoğun olan cıvayı kullandı.Torricelliho napadlo použít rtuť, která je cca 14 krát hustější než voda.
Böylece otomobilin emisyon yoğunluğu azalır.Naopak důraz na automobily slábne.
Bu arada kent içindeki çatışmaların yoğunluğu arttı.To pak zvýšilo napětí ve městě.
Büyük Britanya'da daha çok güneyde yoğunlaşmıştır.Bojovalo se víceméně nad jižní Anglií.
Bu endişe oldukça yoğundur.Jde o dílo inscenačně značně náročné.
İlçede balık satışlarıda yoğundur.Důležitým odvětvím prodeje jsou ryby.
İstatistiksel olarak en yoğun bulunduğu yükseklik 10. karedir.Ve čtyřhře byl nejvýše v kariéře klasifikován na 10. místě.
Bu proteinler, hastalığın, grip benzeri belirtiler edinmesine ve dang ile gelen yoğun ağrılara sebep olur.Tyto proteiny způsobují horečku, chřipkové symptomy a silné bolesti, pro horečku dengue typické.
Özellikle güvenlik ve bilgi yönetimi alanlarına yoğunlaşmış bir şirkettir.Patří mu společnost zabývající se poradenstvím především v oblasti daní a účetnictví.
Bunun yerine bilgisayarlar üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdı.Ve svém díle se zabývala využitím počítačů.
Gustav Klimt'ten yoğun olarak etkilenmiştir.Na výzdobě interiéru se podílel Gustav Klimt.
Daha sonra, ressamlığa yoğunlaştı.Poté se soustředil na malbu.
Kilometrekare'ye 2.8 insan düşmesi nüfus yoğunluğu bakımından onu son sıraya getirir.Když se dostane pod napětí 2,8 V, je velmi těžké ji znovu „oživit“.
Bu renksiz sıvı en basit organik nitril ve en yoğun kullanılan çözücüdür.Tato bezbarvá kapalina je nejjednodušším organickým nitrilem.
Yoğun olarak İstanbul ve Ankara'dadır.Největší jsou v Istanbulu a Ankaře.
Bal temel olarak iki monosakkaritin yoğunlaşmış bir karışımıdır.Med je v první řadě nasycený roztok dvou monosacharidů.
Son döneminde portreler üzerinde yoğunlaştı.V tvorbě se soustředil na portréty.
Eserlerinde yoğun bir melankoli ve karamsarlık fark edilir.Do svých děl vnáší vřelost a melancholii.
Ortak eğitim programları genellikle dönem boyunca daha yoğun bir eğitim programı içerirler.Studijní programy jednotlivých je obecně nutno absolvovat postupně.
Cornwall'in nüfusu 513.527 nüfus yoğunluğu ise 144'dur.Počet obyvatel Cornwallu je 513.527 s hustotou 144 obyvatel/km².
İlk çalışmalarında optik akustik ve Doppler etkisi üzerine yoğunlaştı.Ve své odborné činnosti se zaměřoval na akustiku a optiku.
Şehir dalgalı arazide alçak kıyı tepeleri ve yoğun ticaret sokakları ile karakterizedir.Vyznačuje se mírně zvlněným terénem, nízkými pobřežními kopci a rušnými komerčními uličkami.
Yoğun bir ışık vardır ve yağmur yağmaktadır.Venku je tma a prší.
Öte yandan yoğun tipide Alman Kolordusu da sevk ve idareyi yitirmiştir.Dan, německý ovčák totiž dosloužil a má být utracen.
Dış hale, 15,000 K ile biraz daha yüksek sıcaklığa ve daha düşük bir yoğunluğa sahiptir.Vnější halo má o něco vyšší teplotu asi 15 000 K a je mnohem řidší.
Ohio'da yoğun yağıştan dolayı iki kişi yaşamını yitirmiştir.Silné deště zabily v jižním Mexiku další 2 lidi.
Ada civarında su bile garip biçimde yoğun ve çok renklidir.Vody kolem ostrova jsou poměrně mělké a průzračné.
Bu çok hızlı, yüksek yoğunluklu darbe oluşturur.Je výjimečně rychlý a dává velké poškození.
Yoğun kaygı ve kaçınma davranışı gelişebilir, sosyalliğin azalmasına yol açabilir.Rychlé a hluboké dýchání může napomoci uvolnění tohoto napětí.
Özellikle hafta sonları oldukça yoğunlaşır.Zde, především o víkendových večerech, bývá rušno.
Şehir kısa zamanda Ligurya sahillerinin en yoğun ticaret merkezlerinden biri haline geldi.Brzy se stal jedním z nejznámějších pašeráků na Úzkém moři.
Son yıllarda mahallede yoğun bir şekilde bamya yetiştiriciliği yapılmaktadır.V okolí vsi se v minulosti intenzivně pěstovala vinná réva.
Havaalanlarına indirilen paraşütçüler, yoğun bir direnişle karşılaştı.Souboje vozidel připomínaly souboje vícemístných letounů, přenesených na plochu.
31.6/km² (81.9/mi²) ortalama yoğunlukta 526 konut bulunmaktadır.Na 129.8 čtverečních milích (50.1/km²) se průměrně nacházelo 907 bytových jednotek.
Yoğun nüfusluydu ve kentleşmişti.Byla populární, pak utichla.
Dört kişilik mürettebat yoğun kompozit zırh ile korunmaktadır.Hlavňová výzbroj byla složena ze čtyř pevných kanónů pod kabinou.
Bu eğilimin otoimmün hastalıkların patojenitesinde bir rolü olabileceği düşüncesiyle yoğun çalışma altındadır.Správnost takové operace je diskutabilní, neboť je zde riziko napadení chorobami.
Bulutlar büzüldükçe, moleküllerin yoğunlukları artar ve emilmiş radyasyonun kaçışını daha da zorlaştırır.Jak se však mračno smršťuje, koncentrace molekul roste a postupem času začne bránit unikání záření.
Kalanı, boşluğun yoğunluğu olan karanlık enerji olmalıdır.Velkým kandidátem na zdroj temné energie byla energie vakua.
Müzik derin bir yoğunluk taşır ve yavaş tempoda bir seviyededir.Hudba je rázná, energická, v pochodovém rytmu.
En yoğun ölüm oranı kadınlarda 30-35 yaş, erkeklerde ise 35-50 yaş aralığındadır.U žen dosahuje maxima v 20–40 letech, u mužů v 30–50 letech.
Şubat ayının ortasına doğru Rus yanlısı ayrılıkçılar saldırılarını Debaltseve çevresinde yoğunlaştırmışlardır.V polovině února Rusové dosáhli Odry.
Dolayısıyla da popülasyon yoğunlukları daha düşüktür.K tomu se připojoval i snižující se zájem veřejnosti.
Nüfus yoğunluğu kilometrekare başına 0.2 kişidir.Hustota zalidnění je 0,2 obyvatel na km².
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod