Ancak yoğun bir şekilde kullanılmamıştır.Du är bara inte tillräckligt undersökt.
Ancak gelen yoğun tepkiler sonucu, bu karardan vazgeçildi.Hur mycket han tog aktiv del i besluten har dock omdebatterats.
1982'de kitaplarına yoğunlaşmak amacı ile gazete yazılarını sonlandırdı ve Cihan Yayınevi’ni kurdu.2014 kom böckerna Skriv - Vässa ditt manus och Dårens dagbok ut.
İlçenin nüfusu 2010 yılı itibarıyla 130,882 olup Iowa'nın 4. en yoğun nüfuslu ilçesidir.Finland har världens tjugoförsta högsta levnadsstandard med ett Human Development Index på 0,892.
Onomastik üzerine çalışmalarına yoğunlaşır.Project för att fokusera på sina studier.
Kürek sporu kulüplerarası rekabetin en yoğun olduğu spor dallarından biri oldu.Rullstolsloppet har sedan blivit en av de viktigaste paralympiska tävlingarna.
Balmumunun yoğunluğu bire yakındır (0,966).Dess omloppsbana var mycket excentrisk (0,9986).
Ayrıca tiyatrolar için yoğun bir şekilde çalışmış ve, tiyatro oyunları için müzikler bestelemiştir.Han arbetar även med samtida konstprojekt och skapar musik för teater.
Güneş Sistemi'ndeki en yoğun ve beşinci büyük gezegendir.Vår måne är den femte största månen i solsystemet.
Sermaye yoğun olan araba üretimi ise S1'den S2'ye doğru azalış gösterir.Man kan också uppgradera sin licens från S1 till S2 om man tröttnar på S1.
Üstelik bu yerleşimlerin büyüklükleri de buluntu yoğunlukları da daha fazla.Höjden på husen tycks också ha ökat.
İnsanlarca yoğun olarak avlanışmışlardır.Alla arter jagas intensiv av människor.
MÖ 9. yüzyılın ikinci yarısında, Doğu Anadolu’ya yapılan Assur seferleri gittikçe yoğunlaşır.På 200-talet f.Kr. blev den romerska närvaron vid östra adriatiska kusten allt starkare.
Sonrasında müzik konusuna yoğunlaştı.Därefter koncentrerade han sig på musiken.
Naziler bu tankı propaganda için yoğun biçimde kullanmışlardır.Även på andra sätt försökte nazisterna att exploatera evenemanget propagandistiskt.
Bu, standart normal dağılımın yoğunluğudur.Resten är fördelningens normaliseringsfaktor.
Okul 100 öğrenci başına 9.2 öğretmen yoğunluğuna sahiptir [1] .Skolan har en lärartäthet på 9,2 lärare per 100 elever[1].
Ancak, üç ay sonra daha yoğun araştırmalara başladı.Однак, через три місяці, він став проводити інтенсивніші дослідження.
Newell Half-Life 2'nin yapımı sürecinde birkaç ayını Steam projesi üzerine yoğunlaşarak harcadı.Під час створення Half-Life 2, витратив кілька місяців на розробку проекту Steam.
99U, pazarlama üzerine yoğunlaşmış bir danışmanlık hizmeti ve New York City'deki yıllık konferanstır.99U — це консалтингові послуги й щорічна конференція в Нью-Йорку, яка фокусується на маркетингу.
Yüksek yoğunluklu polietilen (HDPE), plastik şişeler için en yaygın kullanılan reçinedir.Поліетилен високої щільності (HDPE): є найбільш широко використовувана смола для пластикових пляшок.
Neptün Neptün (30 AB), Uranüs'ten biraz küçük olmasına rağmen daha ağır (17 Dünya kütlesi) ve yoğundur.Докладніше: Нептун Нептун, хоча і дещо менший від Урана, але масивніший (17 мас Землі) і тому щільніший.
Daire içine alınan "6EQUJ5" kodu, sinyalin yoğunluk değişimini göstermektedir.Обведений код 6 EQUJ5 показує зміну інтенсивності прийнятого сигналу в часі.
Çok genç olmalarına rağmen yüreklerindeki aşk ateşi öyle yoğundur ki melekler onları kıskanmaya başlar.Хоча вони були молоді, їх любов один до одного розгорілася з такою силою, що їм позаздрили ангели.
(Baklava şerbeti kadar yoğun değil.)(Для баритона) Не жаль мені.
Nüfus yoğunluğu bakımından ise Tokyo'nun özel semtlerinin ardından sonra ikinci sıradadır.Проте за кількістю населення вона займає другу позицію після Токіо.
En büyük iç havaalanı olan Tokyo Uluslararası Havaalanı, Asya'nın en yoğun ikinci havalimanıdır.Найбільший міжнародний аеропорт Токіо — найбільш завантажений аеропорт Азії.
24 Mart 2006 Birleşik Krallık ve İrlanda'da yoğun bir katılımla bir rekor gerçekleştirildi.24 березня 2006 року спільний колективний рекорд був встановлений Великою Британією та Ірландією.
İleriye yönelik ortak bir amaç yoğunluğu.Рухаємося вперед заради спільної мети.
Bu anlaşmalar 70'lerde daha yoğunlaştı.Ці контакти були посилені в 70-ті роки.
Bu dönemlerde dünya barışı için yoğun çaba göstermiştir.У цей час він зробив все що міг для налагодження миру.
1265 numaralı yoğun Fransızca eğitimi veren bir okulda okur.Закінчив школу № 1265 м. Москви з поглибленим вивченням французької мови.
Nüfus Yoğunluğu 7/km²'dir.Густота населення 7/км².
Kilometrekare başına 63 kişilik bir nüfus yoğunluğuna sahiptir.Щільність населення на 1 км² 63 особи.
Kilometrekare başına 274 kişilik bir nüfus yoğunluğuna sahiptir.Обсяг реалізації товарів на одного мешканця становить 274 грн.
İspanyolca dünyada 20 ülkede yoğun biçimde konuşulmaktadır.Іспанська є основною мовою у 20 країнах світу.
Kırılan demetlerin açı ve yoğunlukları kristal içinde 3 boyutlu bir elektron yoğunluğu belirtir.Кути і інтенсивності дифракційних пучків вказують на тривимірну щільність електронів в кристалі.
Göç o kadar yoğundu ki, tıp doktoru sayısı yetersiz hale gelmişti.Але тягар цієї таємниці був настільки важкий, що хлопець захворів.
Japonya’nın yardımlarıyla balıkçılık gelişmekte, açık deniz balıkçılığı için çalışmalar yoğunlaşmaktadır.За підтримки Японії розвивається рибальство у великих масштабах.
Resim çalışmalarında kuşağının diğer kadın ressamları gibi portreler üstüne yoğunlaştı.Наскількі цікавими вони стали, видно з порівнянь з жіночим портретами інших художників.
Kilometrekare başına 899 kişilik bir nüfus yoğunluğuna sahiptir.Щільність населення 899 чоловік на км².
Eğer bir kara delik yıldızın üzerinden geçerse, yoğunluğu gözlemlenebilir titreşimlere neden olur.Якщо чорна діра пройшла крізь зорю, її щільність спричинить спостережувані вібрації.
Rakamlar Metropolitan Fransa için : nüfus 61.9 milyon, alan 551,695 km², ve nüfus yoğunluğu 114/km².Дані по митрополії Франція такі: населення 63 600 000, площа 551 695 км², а щільність населення 113/km².
Don Nehri üzerindeki köprülerde yoğun bir yığılma oldu.У станиці підйомний міст через річку Дон.
Kılcal damarların sayısında veya yoğunluğundaki azalma da periferik rezistana katkıda bulunabilir.Зменшення кількості або щільності капілярів також впливає на периферичний опір.
Aksine, yıldızlararası bir bulut, yıldızlararası ortamın ortalamasından daha yoğun olan bir bölgedir.Іншими словами, міжзоряна хмара є більш щільною ділянкою, ніж в середньому область міжзоряного середовища.
Toz örtüsü ve gazın yoğun tabakası, bizim görüş açımızdan merkezi yıldızın doğrudan gelen ışığını engeller.Густий шар газу та пилу окутує центральну зорю, тим самим блокуючи для нас її пряме світло.
Zencan içinde ortalama nüfus yoğunluğu 1 km başına 4 kişidir.У середньому густота населення становить близько 4 осіб на 1 км².
Partinin üçüncü kongresi Temmuz 1950’de sanayileşme konusuna yoğunlaşarak toplanır.Третій з'їзд партії був скликаний у липні 1950 року і підкреслив важливість промислового прогресу.
İtfaiye binası Olle Qvarnström tarafından tasarlanan yoğun genişletme, onarım ve tamirata maruz kaldı.Пожежне депо пройшло велику перебудову і розширення, розроблене Оле Кванстремом.
Yine bu sebepten süpernova ya da galaksi merkezi gibi yoğun bir sistemin merkezinden bile görünürler.Таким чином, можна побачити центр щільних систем, як осердя наднової, або Галактичного Центру.
Irak milliyetçileri genelde Arapların yoğun olduğu bölgelerden gelmektedir.Сільські райони переважно населяли араби.
Onomastik üzerine çalışmalarına yoğunlaşır.Вона дуже ретельно підбирає назви до своїх робіт.
Çok yoğun çalışıyoruz.Працював ретельно.
Ayrıca yoğun anlatım gücü ve güçlü desenlerle, Dante’nin İlahi Komedya'sını resimlemiştir.А ще— здійснив справжній подвиг, переклавши «Божествену комедію» Данте.
Dünya Dünya (1 AB) iç gezegenlerin içinde en büyük ve en yoğun olandır.Докладніше: Земля Земля є найбільшою та найщільнішою серед внутрішніх планет.
Bu kez çatışmalar ülkenin kuzeyinde yoğunlaşmaya başladı.Водночас почався тиск кочовників на північні райони держави.
Haritacılık: hem sivil hem de askeri haritacılar yoğun GPS kullanmaktadır.Картографія: GPS використовується в цивільній і військовій картографії.
Bu elbiselerde nakış El Halil'dakiler kadar yoğun değildi.Проте до монастиря доля не була не настільки прихильною, як до костелу.
Cinayetler ortaya çıkınca şüpheler Ensar üzerine yoğunlaşır.Коли відбувається вбивство, підозра падає на нього.