yoğun ile cümle
yoğun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Özellikle deri sanayiinde yoğun olarak kullanılır.Głównie wykorzystuje się ją w przemyśle mleczarskim.
Bu hastalığın altında yatan sebeplerden biri de yoğun stresdir.Jedną z przyczyn była ciężka choroba.
Gustav Klimt'ten yoğun olarak etkilenmiştir.W openingu zostały wykorzystane obrazy Gustava Klimta.
NATO güçlerinin çatışması, 2006'nın ikinci yarısı boyunca yoğundu.Był zresztą przebojem drugiej połowy 2006 roku na całym świecie.
Fakat, yapılan araştırmalardan eski çağlarda Çekerek civarında yoğun ormanlarla kaplı olduğu anlaşılmıştır.W czasach starożytnych, według przekazów antycznych, była obficie pokryta lasami.
Soğuk Savaşın en yoğunaştığı dönemlerden biri, 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı oldu.Częściowemu zniszczeniu uległ w czasie wojny koreańskiej w latach 1950-1953.
Nüfus yoğunluğu km² başına 11,836 kişidir.Gęstość zaludnienia wynosi 116,3 osoby na km².
Nüfus yoğunluklarına göre ülkelerin listesi.Ludność według spisów powszechnych.
Matisse hayatının son dönemlerinde kesilmiş renkli kâğıtlarla gerçekleştirdiği çalışmalara yoğunlaştı.Latude opisał tam barwnie swoje wielokrotne ucieczki z więzienia.
Şehirde bulunan evlerin yoğunluğu 275.1/km² idi.W mieście było 22 507 budynków mieszkalnych z zagęszczeniem 271,4/km².
Bu küme yoğun fotografik araştırmalara maruz kalmıştır.Później skoncentrowano się na wykonaniu bardzo dokładnej dokumentacji fotograficznej.
Nüfus yoğunluğu ise 61 kişi/km²'dir.Gęstość zaludnienia wynosi 61 osób/km².
Yoğun zayiat nedeniyle ölen askerlerin defnedilmesi her iki taraf adına da ciddi bir soruna dönüşmüştü.Sytuacja armii atakowanej z obu skrzydeł była poważna.
Bir diğer ekip ise siyasi ve ekonomik başlıklara yoğunlaşanlardır.Domagano się większego wpływu wodzów na sprawy gospodarcze i polityczne.
Şehir kısa zamanda Ligurya sahillerinin en yoğun ticaret merkezlerinden biri haline geldi.W niedługim czasie fabryka stała się jednym z większych pracodawców na terenie Wałbrzycha.
Ancak elektronlar malzemeye yoğun bir şekilde paketlenir.Materiał jest fabrycznie wtłaczany w hermetyczne opakowanie.
Kuramı ve formülasyonları cok yoğun tartışmalara yol açmıştır.Zarówno klip jak i utwór wywołały dużo kontrowersji.
Nüfus yoğunluğu 2,061.1'dir.Liczba mieszkańców 2 691.
Merkezde de nüfusları yoğundur.Silne zagęszczenie ludności w Śródmieściu.
Modaya yoğun bir ilgi duymaktadır ve bir dergide stil editörü olmayı düşlemektedir.Zbyt śmiały tekst wywołuje skandal w redakcji.
Verimli olduğu için sarı meyvelisi daha yoğun olarak yetiştirilir.Dzięki żółci ich działanie jest skuteczniejsze.
Faz Geçişi Faz geçişleri ve kritik fenomen çalışması modern yoğun madde fiziğinin önemli bir parçasıdır.Przekształcenia liniowe i związane z nimi symetrie odgrywają we współczesnej fizyce kluczową rolę.
Lejyon terimi savaş sırasında yoğun olarak kullanılmamıştır.Bęben nie był używany podczas wojen!
Bu nedenle refrakter malzeme yoğunluğunda değişmeler meydana gelir.W ciężkich przypadkach może dojść do retencji azotowych produktów przemiany materii.
Bu oran, bitkinin dişi türlerinde daha düşük yoğunlukludur.Są mniejsze niż inne owoce gatunków tej serii.
1582'de yeniden ve üstelik daha yoğun bir biçimde tekrar ayaklanmışlardır.W 1582 roku został przeprowadzony gruntowny remont i nadbudowa piętra.
Yağmur ormanlarında yoğunlaşmışlardır.Rośnie w lasach deszczowych.
Kilometrekare başına 78 kişilik bir nüfus yoğunluğuna sahiptir.Na każdy kilometr kwadratowy przypada 78 mieszkańców.
Füzyon enerjisi daha hafif ve daha yoğunlaştırılmış alternatifler sağlayabilir.Energetyka jądrowa jest czystszą i bardziej efektywną alternatywą dla paliw kopalnych.
Newell Half-Life 2'nin yapımı sürecinde birkaç ayını Steam projesi üzerine yoğunlaşarak harcadı.Under utvecklingen av Half-Life 2 tillbringade Newell flera månader med att fokusera på Steam-projektet.
ABD ve Sovyetler Birliği Soğuk Savaş sırasında propagandayı yoğun olarak kullanmıştır.USA och Sovjetunionen använde båda propaganda i stor utsträckning under Kalla kriget.
Plastik bir şişe, yüksek yoğunluklu plastikten yapılmış bir şişedir.En plastflaska är en flaska tillverkad av plast.
Koyu renkli kıllar daha çok göz çevresinde yoğunlaşmıştır.Den mörka färgen är koncentrerad kring ögonen.
Aralık 1991'de Müslümanların yoğun yaşadığı Basta kentinde bir bombalı araç patlatıldı.Under slutet av december 1991 exploderade en bilbomb i det muslimska området Basta.
Dünya Dünya (1 AB) iç gezegenlerin içinde en büyük ve en yoğun olandır.Huvudartikel: Jorden Jorden (1 AU) är den största och mest kompakta av de inre planeterna.
Demokratikleşme hareketleri Batı Avrupa'da yoğunlaştı.Landet har strävat efter snabb integration i Västeuropa.
Nüfus yoğunluğu giderek azalmıştır.Förmågan att fokusera försämras.
Satışa çıkan biletler yoğun ilgi sebebiyle aynı gün tükendi.Fördelar: Avslut av affären samma dag.
Nükleer yakıtlar tüm yakıtlar içinde enerji yoğunluğu en yüksek olanlarıdır.Kärnbränslen är de mest täta energikällorna som finns.
Bir idam mahkûmunun annesi ile vedalaşması teması üzerinde yoğunlaşır.Samma cell efter det att fången har tagit avsked av sin mor.
Endüstri, başta Lima olmak üzere sahilde yoğunlaşmıştır.Industrin är inriktad på kust och särskilt på Lima.
Klasik müzikten ve klasik müzik bestecilerinden, özellikle Bach ve Beethoven'dan, yoğun olarak etkilenmiştir.Han är starkt influerad av klassisk musik och klassiska kompositörer, såsom Bach och Beethoven.
Glière başlıca anıtsal operalar, baleler ve kantatalar bestelemeye yoğunlaştı.Glière koncentrerade sig huvudsakligen på storslagna operor, baletter och kantater.
Nüfus yoğunluğu 23 kişi/km²'dir.Befolkningstätheten är 23 invånare/km².
Kyhuhyun 6 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra normal bir odaya alındı.Kyuhyun fick ligga 6 dagar på intensiven innan han blev flyttad till ett vanligt sjukrum.
Burada yoğun kısım tek parçacık durumu ile tanımlanır.Den placeras som enda art i släktet Parophasma.
Böylece nüfus yoğunluğu 617 kişi/km² olur.Befolkningstätheten är 617 invånare / km².
Yoğun seçim kampanyası yürüttü.Partiet gjorde en mycket uppmärksammad valkampanj.
Ancak Betelgeuse’ün yoğunluğu Güneş’inkinen çok daha azdır.Betelgeuse har dock en betydligt lägre densitet än solen.
Bunun yerine bilgisayarlar üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdı.I stället upprätthöll de kontakten via brev.
En basit tanımıyla çevrim bir buhar üreteci, bir türbin, bir yoğunlaştırıcı ve bir pompadan oluşur.Hela processen består i sin enklaste form av en kompressor, en brännkammare och en turbin.
İşgal döneminde Felluce hava saldırılarına maruz kalsa da bunlar yoğun olmayacaktır.Att under pågående krig köpa krigsmateriel utomlands är inte så lätt.
Bu proteinler, hastalığın, grip benzeri belirtiler edinmesine ve dang ile gelen yoğun ağrılara sebep olur.Dessa proteiner orsakar den feber, de influensaliknande symptom och de svåra smärtor som uppstår vid dengue.
En yoğun saldırıları 2001-2006 yılları arasında olmuştur.Förbandet skulle vara aktivt under åren 2001–2006.
Çok yoğun çalışıyoruz.Jag har arbetat hårt.
İzlanda kilometrekareye düşen 3 kişiyle, Avrupa'nın en düşük nüfus yoğunluğuna sahip ülkesidir.Med cirka 3 invånare/km² är Island det mest glesbefolkade landet i Europa.
Çalışmalarını tarih üzerine yoğunlaştırdı.Han fokuserade sina verk på ordens historia.
Yoğun olarak çalışmaya devam ederse, uzun süre yaşayamayacağı doktorlar tarafından uyarılmıştı.Han varnades av läkarna att han inte skulle leva länge till om han fortsatte att arbeta så intensivt.
Yaz seracılığı yoğun olarak yapılmaktadır.Sommarhettan sägs ha varit tryckande.
Sonuç olarak, konu yoğun bir tartışma konusu oldu (IAU Genel Kongresi Ağustos 2006).På grund av detta väcktes heta debatter kring frågan i IAU:s generalförsamling i augusti 2006.