Dans gösterileri genellikle, klasik, modern ve etnik danslar üzerine yoğunlaşır.Pokazy ogniowe często połączone są z elementami tańca klasycznego, nowoczesnego, a nawet tańca brzucha.
Ayrıca OK Computer'den sonra yoğun bir beklenti vardı.Oprócz tego po pełnej instalacji zajmuje tylko ok.
Bu düzenleme o canlının sıvılarının çok seyrelmesini ya da çok yoğunlaşmasını önler.Osoby mogą postrzegać lub skupić się na tej potrzebie bardzo intensywnie.
En büyük popülasyon yoğunluğu Sind Eyaleti'ndedir."Najlepsza przestrzeń publiczna dla mieszkańców jest w...
Yoğun yağmur altında oynandı ve saha kırmızı çamur oldu.Padał deszcz, a nawierzchnia zmieniła się w błoto.
1991 yılında grubun tüm elemanları solo çalışmları üzerine yoğunlaştı.Przez cały rok zespół koncentrował się na indywidualnych zajęciach.
Kurultay hükümet kolluk kuvvetlerinin yoğun baskısı altında gerçekleşti.Bitwa wydarzyła się podczas wielkiej ofensywy wojsk rządowych.
Bir komşusunun verdiği Stevie Ray Vaughan kasediyle, Mayer'da yoğun bir blues sevgisi başladı.Sąsiad dał mu kasetę z nagraniami Steviego Ray Vaughana, co wzbudziło w Mayerze miłość do bluesa.
Final yarışı yoğun yağmur altında gerçekleştirildi.Wyścig odbył się w deszczowych warunkach.
Bunu yaparken CIA'in yoğun desteğini gördü.Stwierdza on, że za tym posunięciem kryje się CIA.
En büyük meselesi gayet çok olan nüfus yoğunluğu ve tatlı su ihtiyacıdır.Przybycie tak wielu ludzi zwiększyło zapotrzebowanie na słodką wodę i żywność.
Kendisinin yoğun dini eğitimi on üç yaşındayken, ünlü Litvanya Hasidik “Ruzhin” Jesjiva okulunda, başlamıştı.Swoją edukację religijną rozpoczął w wieku 13 lat w słynnej litewsko-chasydzkiej “Ruzhin” Yeshiva w Bnei Brak.
Çocukluğu yoğun bir kültür ortamında geçti.Od dzieciństwa wychowywał się w głęboko religijnej atmosferze.
1970 yılında tiyatroyu terk eder ve tamamen müziğe yoğunlaşır.Odszedł z armii w 1917 roku, postanawiając poświęcić się całkowicie muzyce.
Bu sözlüklerin en büyük avantajı o okulla ilgili bilginin yoğunluğudur.Jego prestiż przyczynił się do znaczenia tej szkoły.
Vickers MT ticari olarak çok adet satıldı ve birçok ülke ordusunda yoğun bir şekilde kullanıldı.Mauser C96 był komercyjnie dostępny w wielu krajach świata i używany był w wielu armiach.
Fakat yoğun diplomatik baskılar nedeniyle fikirlerini değiştirdiler.Najprawdopodobniej z powodu doświadczonego upokorzenia zmienił swoje poglądy polityczne.
Nüfus yoğunluğu 23 kişi/km²'dir.Gęstość zaludnienia wynosi 23 osoby/km².
Birden çok duygu barındırabilen duygudurum aynı zamanda yoğunluk da ifade edebilir.Rzadkim objawem charakterystycznym może być również nadziąślak.
Dolayısıyla tamsayılar kendi tamlanışı içinde yoğun bir şekilde yaşar.Jednak sami stwórcy są bardzo uwikłani w swoim dziele.
New York metrosundan sonra ABD’de taşıdığı yolcu sayısı itibarıyla ikinci en yoğun metro sistemidir.Metro waszyngtońskie jest drugim co do wielkości, po metrze nowojorskim, systemem metra w USA.
Atmosfer yoğunluğu, hava taşıtlarının performansını etkileyen en önemli faktörlerden biridir.Jazda samochodem jest jednym z głównych czynników przyczyniających się do zanieczyszczenia powietrza.
1923 yılı ekonomik krizlerin yoğun olarak yaşandığı bir yıl oldu.1983 był rokiem głębokiego kryzysu gospodarczego.
Gaga'nın turnedeyken yazdığı şarkıda yoğun olarak Alman tekno-house müziğinden esintiler bulunmaktadır.Piosenka została napisana podczas The Fame Ball Tour i była inspirowana przez niemiecką muzykę techno-house.
Yoğun bakım gerektirir.Wymaga troskliwej opieki.
(Baklava şerbeti kadar yoğun değil.)(Kartezjusz nie uznawał próżni).
İki saatte en yüksek kan düzeylerine ulaşır ve 8 saat etkili yoğunlukta kalır.Maksymalne stężenie we krwi występuje po 2 godzinach.
Özellikle deri sanayiinde yoğun olarak kullanılır.Głównie wykorzystuje się ją w przemyśle mleczarskim.
Bu hastalığın altında yatan sebeplerden biri de yoğun stresdir.Jedną z przyczyn była ciężka choroba.
Gustav Klimt'ten yoğun olarak etkilenmiştir.W openingu zostały wykorzystane obrazy Gustava Klimta.
NATO güçlerinin çatışması, 2006'nın ikinci yarısı boyunca yoğundu.Był zresztą przebojem drugiej połowy 2006 roku na całym świecie.
Fakat, yapılan araştırmalardan eski çağlarda Çekerek civarında yoğun ormanlarla kaplı olduğu anlaşılmıştır.W czasach starożytnych, według przekazów antycznych, była obficie pokryta lasami.
Soğuk Savaşın en yoğunaştığı dönemlerden biri, 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı oldu.Częściowemu zniszczeniu uległ w czasie wojny koreańskiej w latach 1950-1953.
Nüfus yoğunluğu km² başına 11,836 kişidir.Gęstość zaludnienia wynosi 116,3 osoby na km².
Nüfus yoğunluklarına göre ülkelerin listesi.Ludność według spisów powszechnych.
Matisse hayatının son dönemlerinde kesilmiş renkli kâğıtlarla gerçekleştirdiği çalışmalara yoğunlaştı.Latude opisał tam barwnie swoje wielokrotne ucieczki z więzienia.
Şehirde bulunan evlerin yoğunluğu 275.1/km² idi.W mieście było 22 507 budynków mieszkalnych z zagęszczeniem 271,4/km².
Bu küme yoğun fotografik araştırmalara maruz kalmıştır.Później skoncentrowano się na wykonaniu bardzo dokładnej dokumentacji fotograficznej.
Nüfus yoğunluğu ise 61 kişi/km²'dir.Gęstość zaludnienia wynosi 61 osób/km².
Yoğun zayiat nedeniyle ölen askerlerin defnedilmesi her iki taraf adına da ciddi bir soruna dönüşmüştü.Sytuacja armii atakowanej z obu skrzydeł była poważna.
Bir diğer ekip ise siyasi ve ekonomik başlıklara yoğunlaşanlardır.Domagano się większego wpływu wodzów na sprawy gospodarcze i polityczne.
Şehir kısa zamanda Ligurya sahillerinin en yoğun ticaret merkezlerinden biri haline geldi.W niedługim czasie fabryka stała się jednym z większych pracodawców na terenie Wałbrzycha.
Ancak elektronlar malzemeye yoğun bir şekilde paketlenir.Materiał jest fabrycznie wtłaczany w hermetyczne opakowanie.
Kuramı ve formülasyonları cok yoğun tartışmalara yol açmıştır.Zarówno klip jak i utwór wywołały dużo kontrowersji.
Nüfus yoğunluğu 2,061.1'dir.Liczba mieszkańców 2 691.
Merkezde de nüfusları yoğundur.Silne zagęszczenie ludności w Śródmieściu.
Modaya yoğun bir ilgi duymaktadır ve bir dergide stil editörü olmayı düşlemektedir.Zbyt śmiały tekst wywołuje skandal w redakcji.
Verimli olduğu için sarı meyvelisi daha yoğun olarak yetiştirilir.Dzięki żółci ich działanie jest skuteczniejsze.
Faz Geçişi Faz geçişleri ve kritik fenomen çalışması modern yoğun madde fiziğinin önemli bir parçasıdır.Przekształcenia liniowe i związane z nimi symetrie odgrywają we współczesnej fizyce kluczową rolę.
Lejyon terimi savaş sırasında yoğun olarak kullanılmamıştır.Bęben nie był używany podczas wojen!
Bu nedenle refrakter malzeme yoğunluğunda değişmeler meydana gelir.W ciężkich przypadkach może dojść do retencji azotowych produktów przemiany materii.
Bu oran, bitkinin dişi türlerinde daha düşük yoğunlukludur.Są mniejsze niż inne owoce gatunków tej serii.
1582'de yeniden ve üstelik daha yoğun bir biçimde tekrar ayaklanmışlardır.W 1582 roku został przeprowadzony gruntowny remont i nadbudowa piętra.
Yağmur ormanlarında yoğunlaşmışlardır.Rośnie w lasach deszczowych.
Kilometrekare başına 78 kişilik bir nüfus yoğunluğuna sahiptir.Na każdy kilometr kwadratowy przypada 78 mieszkańców.
Füzyon enerjisi daha hafif ve daha yoğunlaştırılmış alternatifler sağlayabilir.Energetyka jądrowa jest czystszą i bardziej efektywną alternatywą dla paliw kopalnych.
Newell Half-Life 2'nin yapımı sürecinde birkaç ayını Steam projesi üzerine yoğunlaşarak harcadı.Under utvecklingen av Half-Life 2 tillbringade Newell flera månader med att fokusera på Steam-projektet.
ABD ve Sovyetler Birliği Soğuk Savaş sırasında propagandayı yoğun olarak kullanmıştır.USA och Sovjetunionen använde båda propaganda i stor utsträckning under Kalla kriget.
Plastik bir şişe, yüksek yoğunluklu plastikten yapılmış bir şişedir.En plastflaska är en flaska tillverkad av plast.
Koyu renkli kıllar daha çok göz çevresinde yoğunlaşmıştır.Den mörka färgen är koncentrerad kring ögonen.