yoğun ile cümle

yoğun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Karşılıklı öğrenci değişimi yoğun olarak devam etmektedir.Bij snel wisselende studentengroepen gaat de activiteit nu eenmaal altijd op en neer.
Fakat her birine ait enerji yoğunlukları sabit kalmaya devam eder.De som van alle energieën blijft gelijk.
Karasinek, kısa ama yoğun ve üretimli bir hayat sürer.The Velvet kende een korte, maar krachtige carrière.
Köy 1950 li yıllardan beri başta İstanbul olmak üzere iş sahalarına yoğun dış göç vermiştir.Dit ging zelfs zo ver dat Saoedi-Arabië in de jaren vijftig in het buitenland geld moest lenen.
Kırklareli'nin güneyinde, sanayisi yoğun bir yerdir.Ten zuiden ligt het industriegebied Hessenpoort.
Bu endişe oldukça yoğundur.Dit is een vrij lastige bezigheid.
Bunun için de gerek zihinsel gerekse de bedensel yoğun bir eğitime girer.Dit alles door een juiste mentale instelling.
Bunda ülkenin Vatikan ile olan yoğun ilişkisi etkili olmuştur.Omstreden is de hulp die zij hier bij ontvingen van het Vaticaan.
Yoğun bir çalışmanın sonunda doktorasını tamamladı.Aan het eind van deze studie behaalde hij zijn doctoraat.
Osmanlıların yoğun baskısıyla şehir 2 yıl sonra geri alındıysa da tahribatın boyutları çok büyüktü.Toen de Ottomanen de stad twee eeuwen later veroverden was het al grotendeels geruïneerd.
Çalışmalarını eskisi gibi yoğunlaştırdı.Hij zette zijn godsdienstig onderzoek voort zoals voorheen.
Yoğun bakımda tedavi altına alındı ancak bir hafta sonra hayatını kaybetti.Hij werd in zijn been geraakt maar een week later was hij reeds genezen.
Bu ilgi üzerine çalışmalarını tiyatroda yoğunlaştırdı.Daar openbaarde zich zijn belangstelling voor het theater.
Volkanların en yoğun oldugu bölge Pasifik Okyanusu çevresidir.De vulkaan is een van de meest actieve vulkanen in de Stille Oceaan.
Ardından yoğun bir post prodüksiyon dönemi başladı.Vertraagd door lange pre-productie fase.
Daha çok Paramaribo, Wanica, Para, Maroni and Sipaliwini ilçelerinde yoğundurlar.Zij wonen vooral in de districten Paramaribo, Wanica, Para, Marowijne en Sipaliwini.
Hayvancılık daha çok inek bakıcılığı yoğunluktadır.Bij de meeste andere zoogdieren is de ouderzorg intenser.
Önceden karakalem çizim çalışmalarına yoğunlaşmıştı.Een van haar vroegere talenten was schilderen.
Şenliğe katılım oldukça yoğundur.De plechtigheid is hoogst ontroerend.
Olasılık yoğunluk fonksiyonları tıpatıp olasılık olmadıkları için bu şeklin ispatı biraz daha karmaşıktır.Bij onzekere, suggestibele mensen zal het effect nog groter zijn.
Bu süreç Gorbaçov'un glasnost ve perestroyka girişimlerine kadar çeşitli yoğunluklarla devam etmiştir.Hij lanceerde vrijwel meteen zijn politiek van glasnost en perestrojka.
İlin en yoğun nüfuslu ilçesi 113.117 kişi ile Akçaabat'tır.Als aannemelijkste bouwjaar wordt 1137 genoemd.
Kuruluşundan itibaren sadece topoloji, küme teorisi ve matematiğin temellerine yoğunlaşıldı.Het tijdschrift was alleen gewijd aan de topologie, de verzamelingenleer en de grondslagen van de wiskunde.
Yoğunluğu havanın yoğunluğundan büyüktür.Het is zwaarder dan lucht.
Yoğunluk fonksiyoneli teorisi, hesapsal kuantum mekanik modelleme metodudur.Het stimulus-respons-denken is te mechanistisch.
Neyin mantıklı olduğuna, neye yoğunlaşıldığına dikkat edin.Zorg dat je weet waar je naartoe gaat, welke regels er gelden en waar je voor moet opletten in dat gebied.
Daha fazla Yahudinin oblasta yerleşmesi için yoğun propaganda yapılıyordu.Een grootschalige propagandacampagne werd gestart om meer Joodse kolonisten te lokken.
CPI (M) Kerala, Batı Bengal ve Tripura eyaletlerinde yoğunlaşmıştır.De partij is het sterkst in de staten Kerala, West-Bengalen en Tripura.
Kendisi anarşi döneminde ülkeyi toparlama konusunda yoğun çaba sarf etti.Hij vond dat er hard moest worden opgetreden tegen de anarchie waarin het land verviel.
Bu zamandan sonra mma'ya yoğunlaştı.Hierin werd hij verder klaargestoomd voor MMA.
Ayrıca Alman birlikleri yoğun bir propagandaya maruz bırakıldı.Gelijktijdig verspreidden de Duitse troepen de protestantse ideeën.
Karakter siperlerin arkasında durarak yoğun düşman ateşlerinden korunabilir.Het is mogelijk zich te beschermen tegen vijandelijke schoten door te schuilen achter een cactus.
Savaş esnasında kimyasal silahlar her iki tarafça da yoğun bir şekilde kullanıldı.Chemische wapens werden al snel en op grote schaal ook door de geallieerden gebruikt.
Rahatlama hissi yoğunluğun en çok olduğu yerde en çarpıcıdır .’Maar ja, gevoelsmatig past die lichaamshouding nu eenmaal het beste bij mij."
Bristol ve İzlanda arasında bu dönemde yoğun bir ticaret olduğu da bilinmektedir.In deze periode werd nog levendig handel gevoerd tussen Lesbos en İzmir (Turkije).
Paslanmaz çelikler, günümüz çelik sektörünün üzerine yoğunlaştığı ve en çok kullanılan çelik türüdür.Ongelegeerd staal is het meest gebruikte staal.
Yoğun yağış başlamıştı.Het begon fel te regenen.
Trafik buralarda yoğundur.Er is heel veel verkeer hier in de buurt.
Yıl sonu nedeniyle işlerimiz oldukça yoğun.Omdat het het einde van het jaar is, hebben we het flink druk.
Yıl sonu olduğu için, çok yoğunuz.Omdat het het einde van het jaar is, hebben we het flink druk.
Amma da yoğun bir gündü!Wat een drukke dag was dat!
Soğuk su, sıcak sudan daha yüksek bir yoğunluğa sahiptir.Koud water heeft een hogere dichtheid dan warm water.
Ancak bu seminerler sadece akademik amaçta yoğunlaşmıyor.Spotkania te nie koncentrują się jednak wyłącznie na problemach akademickich.
Özellikle Stalin döneminde yoğun olarak bu politika izlenmiştir.Praktyka ta była szczególnie nasilona w okresie stalinowskim.
Mars’ın Merkür’den daha büyük ve daha ağır olmasına karşılık, Merkür ondan daha yoğundur.Chociaż Mars jest większy i masywniejszy niż Merkury, to Merkury ma większą gęstość.
Bazı şarkılar yoğun şekilde politik içeriklidir.Wiele z piosenek jest inspirowanych politycznie.
Bu arada kent içindeki çatışmaların yoğunluğu arttı.W ciągu dnia intensywność walk o miasto wzrosła.
Her çocuğa bir laptop (One Laptop per Child) projesinde yoğun olarak kullanılmıştır.Przedsięwzięciem kieruje organizacja One Laptop Per Child (pl. Laptop dla każdego dziecka, w skrócie OLPC).
Bu nedenle üstbiliş alanında yapılan pek çok araştırma, bu stratejiler üzerine yoğunlaşmıştır.Dziękuje Wam, że tak licznie zgromadziliśmy się na tej pasterce.
İki ışık tepesi birkaç milyon yoğun yıldız içermektedir.Gromada zawiera kilka milionów gwiazd.
Çok yoğun çalışıyoruz.Jest bardzo zapracowany.
Korona'nın Güneş yüzeyine yakın olan alt katmanlarının parçacık yoğunluğu 1014–1016 m−3'dur.Niska korona, bliżej powierzchni Słońca, ma gęstość cząstek około 1015-10 16 m−3.
Ülkenin nüfus yoğunluğu en düşük bölgesidir.PKB na mieszkańca jest tu najniższy w kraju.
Yoğun seçim kampanyası yürüttü.Trwała ostra kampania propagandowa.
Londra gibi yoğun kontrol üniteleri minimum 60 dakika talep edebilirler.Bramkarz musi rozegrać minimum 28 spotkań w sezonie po minimum 60 minut.
Günümüzde nüfusu yoğun olarak öğrenciler ve emeklilerden oluşmaktadır.Część mieszkańców stanowią już naukowcy emeryci oraz studenci i personel naukowy.
Solidus Latince solid (katı, tam, yoğun) Antik Roma orijinli bir altın sikke'dir.Solid (łac. solidus, trwały, całkowity) – złota moneta rzymska (zastąpiła aureus).
Rus kadınların hayatlarına yoğunlaşan çizimler yaptı.Zajmowała się historią rosyjskich kobiet.
Araştırmacılar genel olarak özel biyobölgeler üzerine yoğunlaşır ve tür genelinde bir analize pek rastlanmaz.Badacze zazwyczaj skupiają się na konkretnych bioregionach, brakuje zaś analiz obejmujących cały gatunek.
Oldukça yoğun bir çalışma programı vardı.Dysponowało utylitarnym programem działalności.

İlgili Sayfalar