Rahatlama hissi yoğunluğun en çok olduğu yerde en çarpıcıdır .’Maar ja, gevoelsmatig past die lichaamshouding nu eenmaal het beste bij mij."
Bristol ve İzlanda arasında bu dönemde yoğun bir ticaret olduğu da bilinmektedir.In deze periode werd nog levendig handel gevoerd tussen Lesbos en İzmir (Turkije).
Paslanmaz çelikler, günümüz çelik sektörünün üzerine yoğunlaştığı ve en çok kullanılan çelik türüdür.Ongelegeerd staal is het meest gebruikte staal.
Yoğun yağış başlamıştı.Het begon fel te regenen.
Trafik buralarda yoğundur.Er is heel veel verkeer hier in de buurt.
Yıl sonu nedeniyle işlerimiz oldukça yoğun.Omdat het het einde van het jaar is, hebben we het flink druk.
Yıl sonu olduğu için, çok yoğunuz.Omdat het het einde van het jaar is, hebben we het flink druk.
Amma da yoğun bir gündü!Wat een drukke dag was dat!
Soğuk su, sıcak sudan daha yüksek bir yoğunluğa sahiptir.Koud water heeft een hogere dichtheid dan warm water.
Ancak bu seminerler sadece akademik amaçta yoğunlaşmıyor.Spotkania te nie koncentrują się jednak wyłącznie na problemach akademickich.
Özellikle Stalin döneminde yoğun olarak bu politika izlenmiştir.Praktyka ta była szczególnie nasilona w okresie stalinowskim.
Mars’ın Merkür’den daha büyük ve daha ağır olmasına karşılık, Merkür ondan daha yoğundur.Chociaż Mars jest większy i masywniejszy niż Merkury, to Merkury ma większą gęstość.
Bazı şarkılar yoğun şekilde politik içeriklidir.Wiele z piosenek jest inspirowanych politycznie.
Bu arada kent içindeki çatışmaların yoğunluğu arttı.W ciągu dnia intensywność walk o miasto wzrosła.
Her çocuğa bir laptop (One Laptop per Child) projesinde yoğun olarak kullanılmıştır.Przedsięwzięciem kieruje organizacja One Laptop Per Child (pl. Laptop dla każdego dziecka, w skrócie OLPC).
Bu nedenle üstbiliş alanında yapılan pek çok araştırma, bu stratejiler üzerine yoğunlaşmıştır.Dziękuje Wam, że tak licznie zgromadziliśmy się na tej pasterce.
İki ışık tepesi birkaç milyon yoğun yıldız içermektedir.Gromada zawiera kilka milionów gwiazd.
Çok yoğun çalışıyoruz.Jest bardzo zapracowany.
Korona'nın Güneş yüzeyine yakın olan alt katmanlarının parçacık yoğunluğu 1014–1016 m−3'dur.Niska korona, bliżej powierzchni Słońca, ma gęstość cząstek około 1015-10 16 m−3.
Ülkenin nüfus yoğunluğu en düşük bölgesidir.PKB na mieszkańca jest tu najniższy w kraju.
Yoğun seçim kampanyası yürüttü.Trwała ostra kampania propagandowa.
Londra gibi yoğun kontrol üniteleri minimum 60 dakika talep edebilirler.Bramkarz musi rozegrać minimum 28 spotkań w sezonie po minimum 60 minut.
Günümüzde nüfusu yoğun olarak öğrenciler ve emeklilerden oluşmaktadır.Część mieszkańców stanowią już naukowcy emeryci oraz studenci i personel naukowy.
Solidus Latince solid (katı, tam, yoğun) Antik Roma orijinli bir altın sikke'dir.Solid (łac. solidus, trwały, całkowity) – złota moneta rzymska (zastąpiła aureus).
Rus kadınların hayatlarına yoğunlaşan çizimler yaptı.Zajmowała się historią rosyjskich kobiet.
Araştırmacılar genel olarak özel biyobölgeler üzerine yoğunlaşır ve tür genelinde bir analize pek rastlanmaz.Badacze zazwyczaj skupiają się na konkretnych bioregionach, brakuje zaś analiz obejmujących cały gatunek.
Oldukça yoğun bir çalışma programı vardı.Dysponowało utylitarnym programem działalności.
Bu tüylerin yerine yaklaşık bir hafta sonra daha yoğun olan beyaz yünümsü ince tüyler çıkar.Tę wczesną warstwę piór po mniej więcej tygodniu zastępuje gęstsze pokrycie włochatego białego puchu.
Kilometrekare başına yaklaşık 35 kişilik bir nüfus yoğunluğuna sahiptir.Na 1 km² przypada nieco ponad 35 mieszkańców.
Yoğun antrenmandan sonra iyileşti ve sonunda eğitim için The College of William and Mary'e gitti.Podstawowe wykształcenie odebrał od prywatnych nauczycieli, a następnie ukończył College of William & Mary.
Azericede yoğun olarak kullanılır.Eksploatowany jest w Debreczynie.
Çalışmalarını tarih üzerine yoğunlaştırdı.Skierował jednak swoje zainteresowania w kierunku historii.
1979 yılında grev dalgaları ve eylemleri yoğunlaştı.W 1905 strajki rolne i demonstracje.
Son döneminde portreler üzerinde yoğunlaştı.Od początku koncentrował się na portretach.
Türkiye'de bu koşulları yerine getirmek için yoğun çabalar bulunmaktadır.Działania odniosły założony cel w Turcji.
"Sanatçı yoğunlaşmış ulustur."Artysta jest wściekły obrotem spraw.
Yoğunluk 3.3-4.3 g/cm³'dür.Gęstość 3,4–4,6 g/cm³.
Ancak, üç ay sonra daha yoğun araştırmalara başladı.Dwa miesiące później rozpoczął intensywne szkolenie.
Böylece nüfus yoğunluğu 617 kişi/km² olur.Gęstość zaludnienia wynosi 617 osób/km².
Göç o kadar yoğundu ki, tıp doktoru sayısı yetersiz hale gelmişti.Skala ofiar cywilnych była tak duża, że placówki medyczne były przeciążone.
12 yaşına kadar futbol ile tenis oynamayı sürdürdü, daha sonra sadece tenise yoğunlaşmakta karar kıldı.W dzieciństwie równolegle do piłki nożnej grał w tenisa, później zdecydował się skupić wyłącznie na futbolu.
İlk olarak müzik üzerine yoğunlaştı.Początkowo zajmował się muzyką.
Müziklerinde yoğun şekilde Ortadoğu müziği etkileri görülür.W muzyce grupy daje się także zauważyć stylistyczne wpływy muzyki Bliskiego Wschodu.
Neyin mantıklı olduğuna, neye yoğunlaşıldığına dikkat edin.Dostrzega, jak wielką inteligencją się odznacza i jak intensywne uczucia są jej udziałem.
Cauchy yoğunlaşma testinin kanıtıDowód twierdzenia Cauchy’ego.
Doğa bilimleri, dil ve edebiyat alanlarına yoğunlaşır.Nauka obejmowała nauki przyrodnicze, języki i literaturę.
Yoğun yağmurun altında polisler otobüse ikinci bir saldırı düzenlediler.Podczas zamieszek demonstranci ostrzelali policyjny autobus.
ABD'nin Los Angeles ilçesinden sonraki en yoğun nüfuslu ilçesidir.Jedna z bardziej prominentnych postaci we wczesnym okresie istnienia Los Angeles.
Kilometrekare başına 81 kişilik bir nüfus yoğunluğuna sahiptir.Gęstość zaludnienia na 1 km² wynosiła 81 osób.
Protestanlık kuzey ve doğuda; Roma Katolikliği ise güney ve batıda yoğunlaşmaktadır.Katolicy dominują na południu i zachodzie kraju, a protestanci na północy i w centrum.
Naziler bu tankı propaganda için yoğun biçimde kullanmışlardır.Niemcy postanowili ten fakt wykorzystać propagandowo.
15 ay süren yoğun bir eğitimleri vardır.Przez 15 lat działalności w szkole zatrudnionych było łącznie 50 osób.
Bu da traffiğin yoğunluğunu ölçer.Istotna jest także intensywność ruchu.
Bu yapıların işlevi, gelişimi ve örgütlenmeleri konusunda yoğun çalışmalarda bulundu.W ich budowę, użytkowanie i zarządzanie zaangażowane więc były całe społeczności.
Bu teknikle, biraya has yoğun bir köpük elde edilir.Dzięki zastosowaniu tej techniki możliwe jest obserwowanie z zewnątrz całego procesu warzenia piwa.
Yoğun madde fiziği günümüzde çağdaş fiziğin en geniş araştırma sahasıdır.Fizyka materii skondensowanej jest najobszerniejszym działem współczesnej fizyki.
Asetilsalisilik asit yoğunluğu 1,35 g·cm−3’dır.Wpływ wysokiego ciśnienia (do 1,5 GPa)”.
Göl çevresi, piknik amacıyla özellikle hafta sonunda yoğun olarak kullanılmaktadır.Staw jest intensywnie i całorocznie wykorzystywany przez wędkarzy, zwłaszcza w weekendy.
Mahallenin adını, üzüm ve zeytinden önce çeltik (pirinç) üretiminin yoğun olmasından almıştır.Arrogowany dziedziczył majątek, imię rodowe (łac. nōmen gentilicium) i kult przodków arrogującego.
Nötron yıldızının madde yoğunluğu çok fazladır.Przypuszcza się, że jądro gwiazdy neutronowej jest nadciekłe.