yoğun ile cümle
yoğun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
10
ORT. KELİME
Sonraki çalışmalarını ise elektrik ve manyetizma üzerine yoğunlaştırdı.Seus primeiros trabalhos foram em eletricidade e magnetismo.
Farklı moleküler orbitaller elektron yoğunluklarının farklı uzamsal dağılımlarına sahiptirler.Orbitais moleculares diferentes tem distribuição espacial diferentes da densidade dos elétrons.
Güneysu’nun nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üzerinde olup kadın nüfusu erkek nüfusundan daha fazladır.A participação de mulheres no Kuwait na força de trabalho é muito maior do que a média regional.
Başkent Uluslararası Havalimanı yolcu trafiği olarak dünyanın en yoğun ikinci havalimanıdır.O Aeroporto Internacional de Pequim é o segundo mais movimentado do mundo por tráfego de passageiros.
Bitki örtüsü çok zengin ve yoğun olup, yükselti kuşaklarına göre farklılaşmaktadır.A culinária sudestina é muito rica e diversa, variando de estado para estado.
Bu arada kent içindeki çatışmaların yoğunluğu arttı.Enquanto isso, os combates na região se tornaram mais intensos.
Ayrıca yoğun madde fiziği ve nükleer fiziği fazlasıyla etkiledi.Fizemos um trabalho nutricional e de preparação física com muita intensidade.
Hamile olanlara veya yoğun bağışıklık sistemini baskılayıcı tedavi görenlere uygulanmamalıdır.A vacina não deve ser administrada a grávidas ou pessoas imunossuprimidas.
Her olasılık dağılımı için bir yoğunluk fonksiyonu bulunamaz.Portanto, não é possível fazer afirmações absolutas sobre probabilidades para qualquer intervalo.
Aşağıda Ermenistan'ın idari bölgeleri, nüfus, alan ve nüfus yoğunluğu bilgileriyle listelenmektedir.Abaixo lista das províncias com informações sobre população, área e densidade.
Türkiye'de yoğun olarak nohut ekilen bütün tarlalarda görülür.Em Portugal é bastante frequente podendo ser observada em todo o País.
Daha sonra, ressamlığa yoğunlaştı.Posteriormente, passou a se dedicar a pintar quadros.
Kyhuhyun 6 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra normal bir odaya alındı.Kyuhyun passou seis dias na UTI antes de ser transferido para um quarto de hospital comum.
Fakat onun dönemi yoğunlukla güneyde büyük toprak kayıplarının yaşandığı bir çağ oldu.Foi justamente nesse período que se acentuaram suas preocupações com as almas perdidas.
Yoğun bakım ünitelerinde prevalansı %80e varabilir.Entre os bebés prematuros, a prevalência é de 80%.
Sanatçı, yoğun olarak reggae ve hip hop türünden müzik yapar.A canção tem batidas de reggae e Hip Hop.
Bu da nüfusun iki katına çıktığı ve dolayısıyla nüfus yoğunluğunun arttığı anlamına gelmektedir.Isto ocorreu com a mescla de etnia e, consequentemente, o aumento da população.
Şanghay Limanı, 2010 yılında Singapur Limanı'nı geçerek dünyanın en yoğun konteyner limanı haline geldi.Em meados do século XX, o porto de Chimbote chegou a ser o porto de pesca com a maior produção do mundo.
Cumhuriyet döneminde arkeolojik kazılar yoğunluk kazanmaya başladı.No começo do Arqueano, a Terra esfriara significativamente.
Yoğun madde fiziği günümüzde çağdaş fiziğin en geniş araştırma sahasıdır.Física da matéria condensada é de longe o maior campo da física contemporânea.
Ülkenin nüfus yoğunluğu kilometrekare başına 99 kişidir.A densidade populacional é de cerca de 99 pessoas por quilômetro quadrado.
Bölgede yoğun volkanik etkinlik gözlenmektedir.Atividade vulcânica é frequente na área.
Pensilvanya'nın 4. en yoğun nüfuslu ilçelerinden biridir.É a quarta cidade mais populosa da Pensilvânia.
Maddenin daha sık karşılaşılan durumlara kıyasla, Bose-Einstein yoğunlaşmaları son derece kırılgandır.Comparados com os estados da matéria mais comuns, os condensados de Bose-Einstein são extremamente frágeis.
Grup, daha çok disko ve dans müzikleri üzerine yoğunlaştı.Lá escutava de tudo, mas se interessou mais pela disco e pela dance music.
LDPE 0,910-0,940 g/cm3 yoğunluk aralığında tanımlanır.O LDPE (PE-LD) apresenta-se com densidades entre os 0,910 e 0,949 g/cm3.
Babıali'nin çevresinde Türk basınının yoğunlaşmaya başlaması, Osmanlı dönemine dayanır.Com a chegada do bebê começam tensas depressões nervosas por parte de Abby.
Yakıtın birim hacminin kütlesine yakıt yoğunluğu denir.Suposto local do vazamento de combustível.
Angus et üretiminde yoğun olarak kullanılan bir sığır türüdür.Angus é uma raça de bovinos, destinada à produção de carne de qualidade superior.
Bu model, elektron yoğunluğunun aromatik halka içindeki dağılımını daha iyi betimler.Este modelo representa mais corretamente a localização da densidade de elétrons no anel aromático.
Başlangıçta "Oldukça Yapışkan" olarak adlandırılan bu, daha sonra, Pritt Stick'e yoğunlaştırıldı.Inicialmente bastante ligado ao chamado pós-hardcore.
Günümüzde yine de Malmö; bir göçmen kenti olarak yoğun nüfusa sahiptir.Hoje em dia Stavropol é uma cidade bem desenvolvida com a população multinacional.
Ancak Dünya'dan çok daha kurudur ve atmosferi doksan kat daha yoğundur.Ao invés da Terra, onde a atmosfera é mais lenta.
Bütün oluklu balinalar yağ ve etleri yüzünden yoğun avlanmışlardı.As tartarugas marinhas comuns foram caçadas intensamente pela sua carne e ovos.
Koyu renkli kıllar daha çok göz çevresinde yoğunlaşmıştır.Possuem uma coloração levemente mais clara ao redor dos olhos.
12 yaşına kadar futbol ile tenis oynamayı sürdürdü, daha sonra sadece tenise yoğunlaşmakta karar kıldı.Até os treze anos seguia a carreira de jogador de rugby, quando resolveu dedicar-se somente ao tênis.
Bu hikâye Yoh ve Anna'nın oğulları olan Hana Asakura üzerinde yoğunlaşır ve Hana'nın gençlik yıllarında geçer.A história se foca em Hana Asakura, filho de Yoh e de Anna, que se desenvolvendo como shamã.
M, molekülün mol kütlesi, d ise yoğunluğudur.T é a temperatura absoluta, medida em kelvin.
Bloch, köylü ayaklanmasını provoke edenin bu yoğunlaştırılmış sömürü olduğunu savundu.Pilar sente-se responsável pelo fato de o sobrinho ter chegado aquele ponto de revolta.
Bu tarihleme yöntemi için, atmosferdeki 14C yoğunluğu eski zamanlardan günümüze değişmediği varsayılır.A aplicação deste método mostra que o 14C realmente varia com o tempo, devido à atividade solar.
Geleneksel duvarcılık için yoğun bir emek verilmesi gerekiyordu.Não tardaria a vir uma vertiginosa queda livre para a tradicional agremiação.
MTLD ve Cezayir Ulema Cemiyeti yöneticileri de Arap devletlerinden destek sağlama çabalarını yoğunlaştırdı.Os governos de Uganda e Burundi também comprometem seu apoio aos rebeldes.
Ancak yoğun fırtınadan dolayı çıkış yasaklanmıştır.Devido a uma forte tempestade são obrigados a abortar a missão.
Ofisin kuruluşu Avrupa Parlamentosu'ndan gelen yoğun baskılar sonucu 1999 yılında şekillenmeye başlandı.O exemplo a seguir é baseado no resultado preliminar das Eleições Parlamentares Europeias em 2004.
Büyük ölçekli PVP - Açık dünyada yoğun PVP savaşları.Quebra-quilos - Lutas Sociais no outono do Império.
Helsinki Metropol Alanı içerisinde trafik akışının yoğun olduğu bir merkezdir.A região metropolitana de Helsínquia possui um Conselho de Transportes.
Bu kesimin ortalama yoğunluğu ise 2,8-3,0 gr/cm³ tür.A densidade média é de 2,8-3,0 g/cm3.
İnsanların öğle yemeğine gittiği saatlerde inişler, öğle yemeğinden dönüşte çıkışlar daha yoğundur.Por exemplo, a chegada de clientes diminui no horário de almoço.
Yaz döneminde bu hava meydanından trafik yoğunluğu bir hayli artmaktadır.Durante o verão, esta estrada tem muito trânsito.
Bu dönem yoğun bir şekilde klasik rock icra ediyordu.Chega a ser quase um protesto em favor do Rock clássico.
Artvin endüstri yoğun bir şehir değildir. çay ve fındık fabrikaları mevcuttur.Açucena, não é um município industrializado, contudo existe a industrialização do leite e da madeira.
Bir komşusunun verdiği Stevie Ray Vaughan kasediyle, Mayer'da yoğun bir blues sevgisi başladı.Quando um vizinho lhe deu uma fita de Stevie Ray Vaughan, Mayer descobriu o blues.
Ortalama nüfus yoğunluğu kilometrekare başına 67.4'tür.A sua densidade populacional é 67,4 h/km².
İmalatında yoğun olarak insan emeğinden yararlanılır.Com France, é um pouco da servilidade humana que se vai.
Sapmalaryüzeyin ara yüzey normalinin yoğunluk profilini elde etmek için analiz edilebilir.Essa diferença pode ser analisada para obter o perfil de densidade da interface normal à superfície.
Bu tip protestolar 60'lı ve 70'li yıllarda yoğunlaşmıştır.Esse tipo de consultoria era muito comum nas décadas de 60 e 70.
Yerleşmeler üç büyük delta bölgesinde yoğunlaşmıştır.O melhor que ele podia fazer era operar em três distritos urbanos.
Bu tüylerin yerine yaklaşık bir hafta sonra daha yoğun olan beyaz yünümsü ince tüyler çıkar.Estas são substituídas cerca de uma semana depois por uma pelagem mais densa.
1890'dan sonra ise sosyopolitik meseleler ve sosyal ekonomi üzerine yoğunlaşmıştır.Vanaf 1890 begon hij zich bezig te houden met sociaal-politieke vraagstukken en sociale economie.
Bu rekabet 797/798 yılında ileri gitti ve İrini ciddi şekilde hastalanınca Mayıs 799 tarihinde yoğunlaştı.Deze competitie begon in 797/798. en intensiveerde in mei 799, toen Irene ernstig ziek werd.