Ana içeriğe geç
Sözlük

yoğun ile cümle

yoğun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
10
ORT. KELİME
Bu sayı daha yoğun kümelerde daha yüksektir.وهذه نسبة أعلى بكثير من تلك التي للبالغ.
Popülasyon yoğunluğu Yengeç ve Oğlak Dönenceleri arasında en fazladır.الروابط الاجتماعية تكون قوية بين الذكر وابنه.
Tarımda makineleşme çalışmaları yoğunlaştırıldı.لقد رتبت ُ واجباتي الهندسية على الأرض.
Bu nedenle üstbiliş alanında yapılan pek çok araştırma, bu stratejiler üzerine yoğunlaşmıştır.معظم الدراسات المكثفة حول هذا النشاط كانت على الليمور الحقيقي.
Daha sonra Kıbrıs'ın bağımsızlığı üzerine yoğunlaştı.وسرعان ما وجدت نفسها تجادل موست بشأن استقلاليتها.
Sütlü çikolata kondense süt ile katı çikolata, süt tozu, sıvı süt veya yoğun süt karışımından yapılır."شوكولا بالحليب" هي الشوكولاته الصلبة المصنوعة من مسحوق الحليب والحليب السائل أو الحليب المكثف.
İlk kategori sosyal kavramada görülen eksikler üzerine yoğunlaşır.وتركز الفئة الأولى على العجز في الإدراك الاجتماعي.
Nüfus yoğunluğu ise kilometrekare başına 15005 kişidir.أي أن الكثافة السكانية تعادل 1,555 نسمة لكل كيلو متر مربع.
7 Haziran 2012 tarihinde, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde yoğun bakımda iken hayatını kaybetti.توفي بعد صراع طويل مع المرض في 7 يونيو 2011 في مستشفى الجامعة الاميركية حيث كان يعالج.
Nüfus yoğunluğu yüzde 45 olup, 51.855 nüfusa sahiptir.يقدر عدد سكانها بـ 51,850 نسمة .
Darwinizm tartışması genellikle doğal seleksiyonun sağladığı evrim konusunda yoğunlaşmıştır.يقترن اسم الداروينية بشكل خاص بفكرة التطور عن طريق الاصطفاء الطبيعي.
Kilometrekare başına 110 kişilik bir nüfus yoğunluğuna sahiptir.وبكثافة سكانية تقدر ب 110 إنسان لكل كيلو متر مربع.
Halen küme teorisi, matematiksel mantık, topoloji konularına yoğunlaşmıştır.يراد به في علم المنطق المحمول، ويراد بالجيم الموضوع.
Yoğun trafiğin gürültüsü o kadar çoktu ki polis kendini duyuramadı.كان ضجيج السيارات شديدا لدرجة أن الشرطة لم يسمعوا أنفسهم.
Şunu söyleyebilirim ki Marzia ile birlikte tekrar yoğun ilişkiye başlayacağına inanıyorum."Posso dizer-lhe que eu acredito que ele começaria um relacionamento intenso com Marzia novamente.".
Ancak, üç ay sonra daha yoğun araştırmalara başladı.No entanto, três meses mais tarde deu início a investigações mais intensivas.
NATO güçlerinin çatışması, 2006'nın ikinci yarısı boyunca yoğundu.Os combates das forças da OTAN foram intensos no segundo semestre de 2006.
Bir şarkıyı kaydetmeden önce aralarında yoğun tartışmalar yaptılar.Ambos discutiam intensamente antes de gravar uma canção.
"Itty Bitty Piggy" adlı video klibi yoğun istek üzerine yayımlandı.Um videoclipe para a canção "Itty Bitty Piggy" foi lançado devido à demanda popular.
Bu modeller üzerinde yoğun olarak çalışıldı ve gerçek jeolojik uygulamalarda kullanıldı.Estes modelos têm sido intensivamente estudado e tem aplicações reais em geologia.
99U, pazarlama üzerine yoğunlaşmış bir danışmanlık hizmeti ve New York City'deki yıllık konferanstır.O 99U é um serviço anual de marketing e consultoria na cidade de Nova York.
ABD ve Sovyetler Birliği Soğuk Savaş sırasında propagandayı yoğun olarak kullanmıştır.Tanto os Estados Unidos como a União Soviética, utilizaram amplamente a propaganda durante a Guerra Fria.
Dünyanın beş en yoğun limanından üçü Çin'dedir.Dos cinco portos mais ativos do mundo, três estão na China.
Bugün İbadiyye özellikle Umman'da yoğun olarak bulunmaktadırlar.Hoje confederaram-se, formando a Confederação do Oratório.
Cavendish Dünya'nın yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun 5.448 ± 0.033 katı olduğunu ortaya çıkardı.O valor obtido por Cavendish para a densidade da Terra foi 5,448 ± 0,033 vezes a densidade da água.
Neyin mantıklı olduğuna, neye yoğunlaşıldığına dikkat edin.Prestar atenção ao que faz sentido, ser absorvida.
Etkilenen yoğun nüfuslu bölgelerde ölüm oranı 12-18 arasında %100.Populações altamente afetadas sofrem até 100% de mortalidade entre 12 a 18 meses.
Torricelli sudan 14 kat daha yoğun olan cıvayı kullandı.Torricelli usou o mercúrio que é catorze vezes mais denso que a água.
Kuzeyde yoğun nüfuslu Wei Nehri vadisi, Çin uygarlığının eski bir merkezidir.O vale do rio Wei, no sul, está densamente povoado e é um dos antigos centros da civilização chinesa.
1920'de Kafka, Çek gazeteci ve yazar olan Milena Jesenská ile yoğun bir ilişki kurdu.Em 1920 Kafka deu início a uma intensa relação com Milena Jesenská, uma jornalista e escritora tcheca.
Nazi Almanyası tarafından Siegfried Hattı ve Atlantik Duvarı boyunca yoğunlukla kullanılmıştır.Os Alemães usaram-nos extensivamente na Linha Siegfried e na Muralha do Atlântico.
Nüfusun %58'inin yaşadığı Cava adası, dünyanın en yoğun nüfuslu kalabalık adasıdır.58% vivem na ilha de Java, a ilha mais populosa do mundo.
Ülkenin güney bölümü ise Gutland olarak adlandırılmaktadır ve Ösling'e göre daha yoğun nüfuslanmıştır.Dois terços do sul do país é chamado de "Gutland", e é mais densamente povoada do que Oesling.
Aksine, yıldızlararası bir bulut, yıldızlararası ortamın ortalamasından daha yoğun olan bir bölgedir.Em outras palavras, uma nuvem interestelar é uma região mais densa que a média do meio interestelar.
Radyoaktif fosforun hızlı gelişen kanser hücrelerinde yoğunlaştığını buldu.Descobriu que os fósforos radioativos concentraram-se nas células do câncer de crescimento rápido.
Bu renksiz sıvı en basit organik nitril ve en yoğun kullanılan çözücüdür.Este líquido incolor é a mais simples nitrila orgânica.
Bir başka deyişle, Betelgeuse'ün yoğunluğu Güneş'in yoğunluğundan çok daha azdır.Entretanto, Betelgeuse tem uma densidade muito menor do que a do Sol.
Nüfus yoğunluğu km² başına 11,836 kişidir.A densidade de população era 11.836 pessoas por km².
Nüfus yoğunluğu ise 408.18/km² ile ülke geneline göre sekiz kat yüksektir.A densidade populacional é 408,18/km² mais de oito vezes maior do que todo o país.
Gelen yoğun eleştiriler üzerine Landers, konuyu ayrı bir köşe yazısında açığa kavuşturmuştur.As respostas consternadas fizeram com que Landers esclarecesse o assunto em uma coluna posterior.
Şarkılarında yoğun şekilde keman kullanırlar.Toma muito cuidado quanto ao uso de suas canções.
Baryonik madde kütleleri karanlık maddenin soğuk halelerinde yoğunlaşmaya başladılar.Como resultado, massas de matéria bariônica começaram a se condensar dentro de halos de matéria escura fria.
8 aylık ilişkiden sonra iki tarafta yoğun iş programları nedeniyle ayrıldıklarını açıkladı.Depois de oito meses, o casal se separou, devido a suas agendas cheias.
Newell Half-Life 2'nin yapımı sürecinde birkaç ayını Steam projesi üzerine yoğunlaşarak harcadı.Durante a produção de Half-Life, ele passou vários meses se concentrando no projeto chamado Steam.
Yoğun nüfusluydu ve kentleşmişti.Ele era densamente povoado e urbanizado.
Klasik müzikten ve klasik müzik bestecilerinden, özellikle Bach ve Beethoven'dan, yoğun olarak etkilenmiştir.Foi fortemente influenciado pela música clássica e compositores clássicos, como Bach e Beethoven.
Bu yoğunluk birçok soruna da neden olmaktadır.Esta temperatura elevada traz consigo algumas perguntas.
Bu oldukça yoğundur.É bastante intenso.
1889 dan ihtibaren, Abruzzo’da, Paglieta, Lanciano ve Pescara arasındaki yoğun evangelizasyon hareketi başlar.De 1889 Pace começa uma intensa atividade de evangelização em Abruzzo em Paglieta, Gissi, Lanciano e Pescara.
1890'dan sonra ise sosyopolitik meseleler ve sosyal ekonomi üzerine yoğunlaşmıştır.Ao longo da década de 1790, versou sobre os temas Economia Política e Políticas Sociais.
Polonya'nın nüfus yoğunluğu en fazla olan şehridir ve Avrupa'nında en fazlalarındandır.A cidade tem a maior densidade populacional da Polônia e uma das maiores da Europa.
Parlaklık ya da gözlemlenen yoğunluk yönün işlevi değildir.A luminosidade ou intensidade observada não é função da direção.
İkinci Dünya Savaşı'nın en yoğun mücadelelerinin bazıları bu ülke topraklarında yaşandı.Alguns dos mais violentos combates na II Guerra Mundial ocorreram nestas ilhas.
Matematikte Cauchy yoğunlaşma testi sonsuz seriler için kullanılan standard bir yakınsaklık testidir.Em matemática, o teste da condensação de Cauchy é um teste padrão de convergência para séries infinitas.
Savaş sonrası dönemde nükleer indüksiyon ve manyetik nükleer rezonans konularına yoğunlaşmıştır.Depois da guerra concentrou-se na pesquisa sobre a indução nuclear e a ressonância magnética nuclear.
Girls 'Generation Japon çıkışı için ilk hazırlık başladı, kendi programlarını yoğun oldu.Como Girls' Generation começou a se preparar para sua estréia no Japão, seus horários ficaram mais agitados.
Eleştirmenlerin çoğu, Bush'un yarattığı yoğun ses manzaraları karşısında afallamıştı.Muitos ficaram perplexos com as paisagens sonoras densas que Bush tinha criado .
Yoğunluğu, çeliğin veya bakırın yaklaşık üçte biri kadardır.Sua densidade é aproximadamente de um terço do aço ou cobre.
İlk olarak müzik üzerine yoğunlaştı.Inicialmente, interessou-se pela música.
C++ ile yazılmış, QGIS Qt kütüphanesinin yoğun kullanımını kolaylaştırır.Escrito em C++, QGIS faz uso extensivo da biblioteca Qt.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod
yoğun ile cümle - Sayfa 39 - yoğun kelimesiyle örnek cümleler | KKTC App