yoğun ile cümle
yoğun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
IT Üniversitesi sadece bilgi teknolojileri üzerine yoğunlaşmıştır.La scuola si concentra sulla tecnologia.
Akademisyen, tarih eğitimine önemli katkılarda bulunmuş ve özellikle müze eğitimi üzerine yoğunlaşmıştır.Si laurea in storia, ma si dedica anche e soprattutto alla musica.
Polonya'nın nüfus yoğunluğu en fazla olan şehridir ve Avrupa'nında en fazlalarındandır.La città ha la più alta densità di popolazione della Polonia, e una delle maggiori d'Europa.
Savaşın sona ermesinin ardından o ve çalışma arkadaşları yoğun sorgulamaya maruz kalacaktır.Al termine della seduta lui e la moglie subiscono un tentativo di aggressione.
Sovyet topçusu, Reich Şansölyesi ve çevresine yoğun bir ateş açtı.L'artiglieria sovietica aprì il fuoco verso ed attorno alla Cancelleria del Reich.
Ancak film endüstrisindeki kariyeri çok daha yoğun bir şekilde büyüdü.Pertanto la sua produzione su scala industriale apparve più promettente.
Bu günden sonra saldırılar yoğunlaştı ve şiddetini gün geçtikçe daha da arttırdı.In seguito è diventata sempre più intensa e oggi esiste il problema della crescita eccessiva.
Bu nedenle albüme dönük beklentiler oldukça yoğundu.Dunque le aspettative per il nuovo progetto erano altissime.
Bu olay, yoğun ruhsal dengesizliklerle dolu bir periyodun içinde meydana geldi.Accadde in contemporanea ad un risveglio spirituale?
Warwickshire'daki nüfus, kontluğun orta ve kuzey kısmında yoğunlaşır.La maggior parte della popolazione del Warwickshire vive nel nord e nel centro della contea.
12 yaşına kadar futbol ile tenis oynamayı sürdürdü, daha sonra sadece tenise yoğunlaşmakta karar kıldı.In quel periodo praticava anche il calcio e solo dall'età di 12 anni decise di dedicarsi unicamente al tennis.
Adam, doğduğu İskoçya'da yayıncılığa yoğun bir ilgi duymaktaydı.Fu lui che fece nascere in lei l'interesse per il tweed scozzese.
Yaz seracılığı yoğun olarak yapılmaktadır.È considerato un dessert estivo.
Final yarışı yoğun yağmur altında gerçekleştirildi.La finale si giocò sotto la pioggia battente.
Kurultay hükümet kolluk kuvvetlerinin yoğun baskısı altında gerçekleşti.La stabilità di governo, tuttavia, fu presto compromessa da debilitanti lotte interne alla coalizione.
Felluce’deki iliştirilmiş gazeteciler çarpışmaların yoğun yaşandığı bölgelerden korkunç haberler aktarır.Tuttavia a distrarlo arrivarono dalla Sicilia notizie seriamente preoccupanti.
Ankara ili, Türk-Yunan Savaşı'nın en yoğun muharebesinin gerçekleştiği yer olmuştur.Questo avvenne nel contesto più ampio della Guerra greco-turca.
Yoğun Bakşm Bölümü'nde 42 yatak bulunuyor.Il rifugio ha 42 posti letto.
Her olasılık dağılımı için bir yoğunluk fonksiyonu bulunamaz.Impermeabile ad ogni tentativo di destabilizzazione.
Yoğunlukla kullanıldığı en son büyük savaş ise Amerikan İç Savaşı olmuştur.Fu l'ultimo importante scontro armato della guerra civile americana.
Bu dönemlerde dünya barışı için yoğun çaba göstermiştir.Con la moglie si impegnò fortemente per la causa della pace nel mondo.
Bilimsel gelişmeler döneminde fiziğin dallarına olan ilgi yoğundu.Col trascorrere del tempo lo interessarono le scienze naturali.
Bunun sebebi ailenin yoğun bakımı olduğu düşünülür.Si presuppone che sua moglie fosse Frontide.
İnyupiklerde uzun kemikler Beyazlara göre daha az yoğundur.Periodo assai inferiore a quello richiesto dalle Furie Bianche.
Armstrong yoğun tur programını ölümünden birkaç yıl öncesine kadar korudu.Louis Armstrong mantenne la sua agenda sempre piena fino a pochi anni prima della morte.
Savaş sonrası dönemde yoğun açlık ve kıtlık yaşanmıştır.Ne seguì un periodo di grande carestia e miseria.
Dahası, en yoğun patrizmin sürekli bir kuşak dahilinde eski dünyanın kurak çöllerinde olduğunu görüldü.Finalmente l'ho trovato qui, nel Mondo dei Patriarchi...alla mia antica dimora lontana.
Bu maç ise yoğun kar yağışı nedeniyle 30.dakikada tatil edilmiştir.In ritardo di 30 minuti a causa della pioggia.
Üniversitede Kant ve Johann Gottlieb Fichte'nin felsefelerine yoğunlaştı.Ha scritto è ampiamente su Johann Gottlieb Fichte.
Bu formda yaklaşık 840 kg/m³'lük bir yığın yoğunluğuna sahiptir.Questa forma, ha una densità approssimativa di 840 kg/m³.
Bu dönem çatışmaların en yoğun yaşandığı yıllar olarak kayda geçmiştir.Combatte con questo orrendo ricordo per tanti anni.
İleriye yönelik ortak bir amaç yoğunluğu.È un numero ennagonale centrato.
Dünyanın hemen hemen her yerinde bulunurlar ve bazen çok yoğun popülasyonlarda görülebilirler..Sono stati visti molto spesso in Iraq dove sono apparentemente molto popolari.
Newark Liberty Uluslararası Havalimanı ABD'deki en yoğun havaalanlarından biridir.LaGuardia Airport è oggi uno dei più trafficati aeroporti degli Stati Uniti.
Yoğun istek üzerine oyun, 25 Mayıs 2010'da Xbox Live üzerinden tekrar satışa sunuldu.Una demo per il gioco è stata pubblicata sul marketplace di Xbox Live il 27 maggio 2010.
Darüşşafakalılar bu kadrolaşma içinde de yoğun olarak yer almışlardır.Ai tumuli sono associati abitati fortificati in altura.
8 aylık ilişkiden sonra iki tarafta yoğun iş programları nedeniyle ayrıldıklarını açıkladı.Dopo otto mesi, a novembre 2013, i due si lasciarono per via dei rispettivi fitti programmi di impegni.
Tiyatroyu bırakıp sinemada yoğunlaşan sanatçı, 300'den fazla film çevirdi.Attore teatrale imprestato al cinema, girò quasi una trentina di film.
Bu sirkler günümüzdeki kostüm ve tarih filmlerindeki yoğun sahnelere benzemekteydi.Ricordo quanto a disagio si sentivano nei loro costumi di scena...
Onların yoğunlaşmasıyla da duman oluşuyor.Risulta sensibile anche alla fumaggine.
2001 yılının başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle yoğun bakım altına alındı.Il 1º aprile, le sue condizioni peggiorarono drasticamente ed insorsero insufficienza cardiaca e renale.
Modaya yoğun bir ilgi duymaktadır ve bir dergide stil editörü olmayı düşlemektedir.È un appassionato di cinema e sogna di fare il regista.
Aile 1939'da, sanatında kırsal kesim hayatının konuları yoğunlaştığı, Arlington, Vermont'a taşındı.Nel '39 l'illustratore decise di trasferirsi con la famiglia ad Arlington (Vermont).
Magnometre, (Manyetometre) Manyetik alanın yoğunluğunu ölçmeye yarayan bir araçtır.Il magnetometro è lo strumento di misura del campo magnetico.
Müzik derin bir yoğunluk taşır ve yavaş tempoda bir seviyededir.Tom ride maniacalmente e gradualmente rallenta nel tempo.
Yoğunluğa göre NAT ayarı yapılan cihaz buna karar verir.È in questo contesto che gli Status Quo scrivono il brano Whatever You Want.
MÖ 9. yüzyılın ikinci yarısında, Doğu Anadolu’ya yapılan Assur seferleri gittikçe yoğunlaşır.Verso la metà del secondo millennio, le culture di Andronovo cominciano a muoversi intensivamente verso est.
Dipolün yönü ve yoğunluğu, zamanla değişir.L'intensità e la ciclicità possono variare nel tempo.
Ancak düșük rakımlı düzlüklerde hava ılımanlaşır ve yoğun yağış ve sis görülmeye başlar.Disgraziatamente al terzo bivacco il tempo peggiora ed il vento e la neve fanno la loro apparizione.
Bu durum, yapılan yoğun ibadetle alakalıdır.Fatto con l'accetta Lavoro fatto grossolanamente.
Yoğun av baskıları sonucunda Gülendağı faunası neredeyse tükenme aşamasına gelmiştir.Soprattutto per via del bracconaggio, la fauna nella riserva era prossima all'estinzione.
Albüm öncelikli olarak Bush yönetiminin Terörizmle Savaş'ı idare etmesinin eleştirileri üzerinde yoğunlaştı.La serie è un'aperta critica all'amministrazione Bush e alla Guerra al Terrorismo.
Zaprešić üçüncü büyük ve ilçenin en yoğun nüfuslu bölümüdür.A lui si deve anche la terza e più imponente fase di costruzione dell'abbazia.
Buldan ekonomisi ağırlıklı olarak tekstil ürünleri üzerinde yoğunlaşmıştır.La sua produzione è caratterizzata da una particolare attenzione ai testi.
Demokratikleşme hareketleri Batı Avrupa'da yoğunlaştı.L'impegno principale alleato avrebbe dovuto concentrarsi in Europa occidentale.
Rock and roll ise blues, rhythm and blues ve country müzikten yoğun biçimde esinlenmiştir.Si è dedicato principalmente al rock & roll, rhythm 'n' blues e musica country.
Çalışmak : Darbuotis Dabar negaliu kalbėti - aš darbuojuosi. : Şimdi konuşamam - Yoğun olarak çalışıyorum.Aspetterò – rispose l’innamorato – io la prego di non farlo – rispose ella – sono già impegnata.
Oldukça yoğun bir çalışma programı vardı.Il programma di studi era molto impegnativo.
Yaz zamanında yoğunlukla Akdeniz'de de görülebilirler.In estate è possibile visitarne anche i sotterranei.
Bu tür tahkimat özellikle Normandiya Çıkartması sırasında yoğunlukla kullanılmıştır.A, usata in maniera estesa in Normandia.