yoğun ile cümle
yoğun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Bu eğilimin otoimmün hastalıkların patojenitesinde bir rolü olabileceği düşüncesiyle yoğun çalışma altındadır.La última observación sugiere que puede jugar un papel en la patogénesis de estas enfermedades.
Albüm öncelikli olarak Bush yönetiminin Terörizmle Savaş'ı idare etmesinin eleştirileri üzerinde yoğunlaştı.Turner fue muy crítico con George Bush sobre el manejo de la invasión de Irak.
Michelangelo dikkati acı ve katlanmaya yoğunlaştırdı.Miguel Ángel concentró su atención en la descripción del dolor y del sufrimiento.
Bu da yoğun süper kütleli bir karadeliktir.¡Es una trampa super energizada!
Cevher önce yoğun bir sıvıda yüzdürülür.El guiso debe estar cocido de antemano.
İnsanlarca yoğun olarak avlanışmışlardır.Ha sido intensamente cazado.
Kullanımına göre boyut ve yoğunlukta değişiklikler olabilir.Pueden variar de altura e intensidad con rapidez.
Bunlar içinde en önemlisi 27 Nisan 1937 yılında Guernica'nın yoğun hava bombardımanı ile yok edilmesiydi.Ocupó este puesto durante gran parte de 1937, siendo responsable del bombardeo de Guernica.
Yoğun ormanlık veya yerli ya da egzotik ağaç ormanını tercih ediyor.Le gustan los bosques frondosos e indígenas y los árboles exóticos.
Roy Campbell' ın yoğun çabasıyla Snake görevi kabul etti.Coronel Roy Campbell: Snake, ha estado hablando con...
Turdan sonra Alex Skolnick farklı ilgi alanlarında yoğunlaşmak istediği için gruptan ayrıldı.Luego de la gira, Skolnick dejó Savatage para concentrarse en otros intereses.
ABD, İngiltere ve Kanada'da yüksek başlangıç yoğunluğu bulundu.Las relaciones se deterioraron considerablemente entre el Reino Unido y Canadá.
Yaralıları taşımak için sahile yaklaşan filikalar da başta yoğun bir ateş altına alındı.Yo, al principio, atendía a los heridos en la misma línea de fuego.
Yoğunlaşma oranı.El grado de intensidad.
Yoğun çalılar %9 ve %14 arasındadır.Para las grasas saturadas entre cero y 10 %.
İlk olarak müzik üzerine yoğunlaştı.A continuación empezó a enfocarse en la música.
Son döneminde portreler üzerinde yoğunlaştı.En sus primeros años se interesó por el retrato.
Öyküde, olayın geçtiği yer sınırlı, anlatım özlü ve yoğundur.Este pasado le hace ser frío, distante y poco hablador.
Bu dönem çatışmaların en yoğun yaşandığı yıllar olarak kayda geçmiştir.Los más activos participantes de estos eventos fueron perseguidos por años.
Bu sürecin hızlı gelişme göstermesi dış ortamın basıncına ve yoğunluğuna bağlıdır.La velocidad de expansión depende de la densidad y presión del medio externo.
Ancak; Çin'de yoğun bir sansür hâkimdir.Él es un anfitrión bien conocido en China.
Orkestrasyon giderek daha yoğunlaşmaktadır.La agitación de la orquesta aumenta.
"Müsteşar Keskin yoğun bakımda".«El Atlético va muy en serio».
Çok yoğun çalışıyoruz.Trabajé muy duro.
İrlanda'daki en yoğun crannog varlığı Midlands bölgesindeki Drumlin Belt bölgesindedir.Las mayores concentraciones de crannoges en Irlanda se encuentran en Drumlin Belt, el Norte, el Noroeste.
Bu arada kent içindeki çatışmaların yoğunluğu arttı.No obstante, la guerra aumentó las tensiones en la región.
Bu tarihten sonra köy halkının çoğu İstanbul'a yoğun bir şekilde göç etmeye başlamıştır.Muchos pobladores del este del país iniciaron su vida de cowboys de esta manera.
Bu yoğunluk okulların açılması ile sona erer.Ese tipo de iniciativas en las escuelas deben acabar.
Onomastik üzerine çalışmalarına yoğunlaşır.Project para centrarse en sus estudios.
Çalışmak : Darbuotis Dabar negaliu kalbėti - aš darbuojuosi. : Şimdi konuşamam - Yoğun olarak çalışıyorum.Ahora ya de nada sirve razonar conmigo; no puedo más, tengo que morir.
Yüzeydeki maksimum yük yoğunluğundan dolayı, en az 100 cm² bir alan dahil olmak zorundadır.Para maximizar el periodo de conservación, la grasa debe cubrir la carne al menos un par de centímetros.
Genellikle pano biçimindeki resimler için kullanılan diptikler İlk Çağ boyunca yoğun olarak kullanılmıştır.Por lo general sus colecciones Pret-à-Porter son presentadas durante las Fashion Week.
Ülkenin nüfus yoğunluğu en düşük bölgesidir.La densidad de población es claramente la más baja del país.
Bu genellikle müziğin yoğunluğunu arttırmak için kullanılır.En general se daba mayor énfasis al groove de la música.
Kenti almayı başaramayan Mihver birlikleri yoğun bombardıman eşliğinde kuşatma başlatır.From Within Los habitantes de una ciudad norteamericana empiezan a suicidarse sin motivo aparente.
Fakat yoğun diplomatik baskılar nedeniyle fikirlerini değiştirdiler.Sin embargo, la intensa presión diplomática provocó un cambio de mentalidad.
Bu endişe oldukça yoğundur.La cuestión es bastante compleja.
Böylece otomobilin emisyon yoğunluğu azalır.De este modo la demanda del carbón disminuía.
İngilizcenin yanı sıra İspanyolca da yoğun konuşulmaktadır.Además del español, habla inglés.
En yoğun il ise Madrid'dir.Esta vez su destino es Madrid.
Fakat diğer tiplere göre daha az enerji yoğunluğuna sahiptir.Requiere menos energía que otros procesos.
Bu yaygınlık özellikle yarımadanın güneyinde ve doğusunda daha yoğundur.Este plato es popular especialmente en el sur y sureste del país.
Bu tip protestolar 60'lı ve 70'li yıllarda yoğunlaşmıştır.También se convirtió en un personaje controvertido durante los años 60 y 70.
LDPE 0,910-0,940 g/cm3 yoğunluk aralığında tanımlanır.Su densidad se encuentra en el entorno de 0.940 - 0.970 g/cm3.
Ölümünden çok sonra yayınlanacak anılarına kaynak sağlayacak olan yoğun notlar tuttu.Dejó escritas unas interesantes Memorias, que se publicaron muchos años después de su muerte.
Bu grup skeçler üzerine yoğunlaşmıştı.Esta agrupación apenas pisó los escenarios.
Eski tarihler, eski Polos’un çevresinde yoğunlaşmaktadır.En otras palabras, que siempre se llevan el peso de su pasado Beatle.
M, molekülün mol kütlesi, d ise yoğunluğudur.Una vez terminado al algoritmo, D estará completamente lleno.
Voyvodina'da yoğun bir Macar azınlığı bulunmaktadır.Hay otra comunidad eslovena relativamente significativa en Estiria.
Jürgen Habermas, kamusal alan (public sphere) kavramı üstüne yoğun olarak yazmıştır.Jürgen Habermas Habermas basa su argumento en la idea de una esfera pública.
Bu model, elektron yoğunluğunun aromatik halka içindeki dağılımını daha iyi betimler.Este modelo representa más apropiadamente la densidad electrónica dentro del anillo aromático.
Sitokin tetiklenmesini takiben bu yoğunluk artmaktadır.Quiero emular ese tipo de intensidad.
Yoğunluğu 3,2 g/cm³, sertliği ise Mohs sertlik cetveline göre 4'tür.Su densidad es de alrededor de 8 g/cm³ y su dureza es de 4 en la escala de Mohs.
Dolayısıyla çok yoğun olur.Debe quedar muy apretado.
15 ay süren yoğun bir eğitimleri vardır.¿Van a entrenar cinco meses seguidos?
Skylab'ın çalışmaları, ismine uygun olarak bilimsel konularda yoğunlaşmıştır.El trabajo más reciente de Rabin se concentra en la seguridad computacional.
Sosyal ağ ve çevrimiçi sosyal ağ servisleri kimlik yönetimini yoğun bir şekilde kullanır.Los servicios de redes sociales y avatares en línea han complejizado el concepto de identidad.
II. Dünya Savaşı sırasında tüm fabrikalar savaş materyalleri üretmeye yoğunlaşmıştı.Durante la Segunda Guerra mundial, las fábricas locales se dedicaron a la producción de armamentos.
Baba Amr mahallesi muhaliflerin eline geçmiş ve çatışmalar yoğunlaşmıştır.Los amigos de Ben hur se sientan en las gradas, observando atentamente.
Eğer ihtiyaç görülürse hasta yoğun bakım ünitesine yatırılabilir.Para aquellos enfermos muy graves, puede ser necesario el apoyo de una unidad de cuidados intensivos.