Genel olarak 1914 yılında Ermeniler Van Gölü kıyılarında yoğunlaşmıştı.En 1914 había armenios viviendo a orillas del lago Van.
Çatışmalar Tenkitten'de yoğunlaştı.Los segmentos se levantó a cabo por tenedor.
Yoğun nüfusluydu ve kentleşmişti.Fue densamente poblada y urbanizada.
Bu durum özellikle liberallerin yoğun tepkisini alıyordu.Y ello fue obra indiscutible de los liberales.
Hiç gerçek kalça kemikleri yoktur; onun yerine yoğun bir bağlayıcı doku vardır.No hay en ellas un sujeto, sino un conjunto de bienes, destinados a un fin.
Düşük yoğunluklu hafif ve güçlü bir metaldir.Es un metal muy ligero y resistente.
Siegfried Hattında yoğun olarak kullanılmıştır.Su uso fue extensivo en la Línea Sigfrido.
Kıtasal kabuk ise kalın ama daha az yoğundur.Al sudoeste plegamientos, pero menos intensos.
Nüfus yoğunluğu ise 77 civarındadır.Su puntuación media es de 77 puntos.
Bu renksiz sıvı en basit organik nitril ve en yoğun kullanılan çözücüdür.Este líquido incoloro es el nitrilo orgánico más simple.
Bu dönemde, yoğun bir örgütlenme çalışması yürütüldü.Solo entonces se negoció seriamente un encuentro de reunificación.
1940, Yoğunoluk - ö.1940: Yo hablo...
Kent çevresinde yoğun olarak demir çıkarılmakta ve bu demir uluslararası pazarda ihraç edilmektedir.Sobresale la explotación de hierro a gran escala, siendo exportado hacia el mercado internacional.
Sermaye az sayıda insanın elinde yoğunlaşır.La propiedad está concentrada en muy pocas manos.
Geçit ise yoğun ormanların arasında bulunur.Mientras más hacia el este se incluyen bosques de madera dura.
Hayatı boyunca yoğun bir araştırma ve yazma işine kendisini vakfetmiştir.Estuvo involucrado con la investigación y la escritura a lo largo de toda su vida.
Bu yoğun tempo zaman zaman uykusuzluk sorunlarına neden olurdu.En esta etapa del embarazo es muy corriente tener dificultades para dormir.
Farklı moleküler orbitaller elektron yoğunluklarının farklı uzamsal dağılımlarına sahiptirler.Los diferentes orbitales moleculares tienen una distribución espacial distinta de la densidad de electrones.
Yoğun halin söz edildiği daha eski kaynaklarda da görülebilir.Pueden invocar los controles de tiempo ya mencionados.
Bu miktarın karesi olan modül bir olasılık veya olasılık yoğunluğunu temsil eder.El cuadrado del módulo de esta cantidad representa una probabilidad o densidad de probabilidad.
Önceden karakalem çizim çalışmalarına yoğunlaşmıştı.Tenía dones precoces para el dibujo.
Savaş sonrası dönemde yoğun açlık ve kıtlık yaşanmıştır.Las décadas posteriores a la Guerra fueron de hambruna.
Ardından dizi yönetmenliğine yoğunlaştı.Posteriormente, se ha dedicado a la dirección de escena.
Öte yandan bombardıman sırasında fundalıklar ateş almış, yoğun bir duman örtüsü araziye yayılmıştır.En cinco minutos todo el local estaba ardiendo, formándose un humo muy denso.
Bu nedenle üstbiliş alanında yapılan pek çok araştırma, bu stratejiler üzerine yoğunlaşmıştır.Ahora, otra investigación a gran escala demuestra aquello por lo que los legisladores estaban tan preocupados.
Lizbon şehrinin ekonomisi, Portekiz’in başkenti olması dolayısıyla daha çok hizmet sektöründe yoğunlaşmıştır.Lisboa, como capital de Portugal tiene una economía concentrada en los servicios.
İlkbahar yaz başlarında popülosyon yoğunluğu düşük olduğundan zararı pek fark edilmez.En el corto plazo el resultado del embarazo será muy probablemente desfavorable.
Bu sayede de çok daha yoğun veri kaydı yapılabilmektedir.Si es así, se puede realizar un cálculo de orbitales mucho más preciso.
Bu eğilimin otoimmün hastalıkların patojenitesinde bir rolü olabileceği düşüncesiyle yoğun çalışma altındadır.La última observación sugiere que puede jugar un papel en la patogénesis de estas enfermedades.
Albüm öncelikli olarak Bush yönetiminin Terörizmle Savaş'ı idare etmesinin eleştirileri üzerinde yoğunlaştı.Turner fue muy crítico con George Bush sobre el manejo de la invasión de Irak.
Michelangelo dikkati acı ve katlanmaya yoğunlaştırdı.Miguel Ángel concentró su atención en la descripción del dolor y del sufrimiento.
Bu da yoğun süper kütleli bir karadeliktir.¡Es una trampa super energizada!
Cevher önce yoğun bir sıvıda yüzdürülür.El guiso debe estar cocido de antemano.
İnsanlarca yoğun olarak avlanışmışlardır.Ha sido intensamente cazado.
Kullanımına göre boyut ve yoğunlukta değişiklikler olabilir.Pueden variar de altura e intensidad con rapidez.
Bunlar içinde en önemlisi 27 Nisan 1937 yılında Guernica'nın yoğun hava bombardımanı ile yok edilmesiydi.Ocupó este puesto durante gran parte de 1937, siendo responsable del bombardeo de Guernica.
Yoğun ormanlık veya yerli ya da egzotik ağaç ormanını tercih ediyor.Le gustan los bosques frondosos e indígenas y los árboles exóticos.
Roy Campbell' ın yoğun çabasıyla Snake görevi kabul etti.Coronel Roy Campbell: Snake, ha estado hablando con...
Turdan sonra Alex Skolnick farklı ilgi alanlarında yoğunlaşmak istediği için gruptan ayrıldı.Luego de la gira, Skolnick dejó Savatage para concentrarse en otros intereses.
ABD, İngiltere ve Kanada'da yüksek başlangıç yoğunluğu bulundu.Las relaciones se deterioraron considerablemente entre el Reino Unido y Canadá.
Yaralıları taşımak için sahile yaklaşan filikalar da başta yoğun bir ateş altına alındı.Yo, al principio, atendía a los heridos en la misma línea de fuego.
Yoğunlaşma oranı.El grado de intensidad.
Yoğun çalılar %9 ve %14 arasındadır.Para las grasas saturadas entre cero y 10 %.
İlk olarak müzik üzerine yoğunlaştı.A continuación empezó a enfocarse en la música.
Son döneminde portreler üzerinde yoğunlaştı.En sus primeros años se interesó por el retrato.
Öyküde, olayın geçtiği yer sınırlı, anlatım özlü ve yoğundur.Este pasado le hace ser frío, distante y poco hablador.
Bu dönem çatışmaların en yoğun yaşandığı yıllar olarak kayda geçmiştir.Los más activos participantes de estos eventos fueron perseguidos por años.
Bu sürecin hızlı gelişme göstermesi dış ortamın basıncına ve yoğunluğuna bağlıdır.La velocidad de expansión depende de la densidad y presión del medio externo.
Ancak; Çin'de yoğun bir sansür hâkimdir.Él es un anfitrión bien conocido en China.
Orkestrasyon giderek daha yoğunlaşmaktadır.La agitación de la orquesta aumenta.
"Müsteşar Keskin yoğun bakımda".«El Atlético va muy en serio».
Çok yoğun çalışıyoruz.Trabajé muy duro.
İrlanda'daki en yoğun crannog varlığı Midlands bölgesindeki Drumlin Belt bölgesindedir.Las mayores concentraciones de crannoges en Irlanda se encuentran en Drumlin Belt, el Norte, el Noroeste.
Bu arada kent içindeki çatışmaların yoğunluğu arttı.No obstante, la guerra aumentó las tensiones en la región.
Bu tarihten sonra köy halkının çoğu İstanbul'a yoğun bir şekilde göç etmeye başlamıştır.Muchos pobladores del este del país iniciaron su vida de cowboys de esta manera.
Bu yoğunluk okulların açılması ile sona erer.Ese tipo de iniciativas en las escuelas deben acabar.
Onomastik üzerine çalışmalarına yoğunlaşır.Project para centrarse en sus estudios.
Çalışmak : Darbuotis Dabar negaliu kalbėti - aš darbuojuosi. : Şimdi konuşamam - Yoğun olarak çalışıyorum.Ahora ya de nada sirve razonar conmigo; no puedo más, tengo que morir.
Yüzeydeki maksimum yük yoğunluğundan dolayı, en az 100 cm² bir alan dahil olmak zorundadır.Para maximizar el periodo de conservación, la grasa debe cubrir la carne al menos un par de centímetros.
Genellikle pano biçimindeki resimler için kullanılan diptikler İlk Çağ boyunca yoğun olarak kullanılmıştır.Por lo general sus colecciones Pret-à-Porter son presentadas durante las Fashion Week.