yoğun ile cümle
yoğun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
10
ORT. KELİME
Kürt nüfusun yoğunlukta olduğu il ve ilçelere kendi eski Kürtçe adlarını alma izni verilecek.In addition, Kurd-dominated towns and cities will be allowed to reclaim their former Kurdish names.
Sırp nüfusun yoğunlukta olduğu kuzey kesiminden silah sesleri geldiği de bildirildi.Gunshots coming from the Serb-dominated north were also reported.
Hırvatistan'ın doğu kesiminde yer alan Osijek savaş sırasında yoğun biçimde saldırılara hedef oldu.Osijek, located in the eastern part of Croatia, was heavily targeted during the war.
Bu arada pazara girmiş olanlar da genişlemek için yoğun bir çaba içerisindeler.Meanwhile, those who are already in the market are working hard to expand.
Önümüzdeki günlerin yoğun koalisyon görüşmeleriyle geçmesi bekleniyor.Intense coalition talks can be expected in the days ahead.
Kosovalı liderleri yoğun bir süreç bekliyor.There are busy times ahead for Kosovo leaders.
Fakat sorun şu ki, bu kadar yoğun çalışmaya rağmen kazandığınız paralar oldukça düşük.The only problem is that even with working hours like this, your wages can be spectacularly low.
Ülke, Lefkoşe ile ilişkilerini düzeltmesi yönünde yoğun bir baskı ile karşı karşıya.The country is under intense pressure to normalize relations with Nicosia.
Yoksul kesimde, hastalıktan suça, yolsuzluktan radikalliğe her türlü sorun daha yoğun yaşanır.Everything sticks to poor people: disease, crime, corruption and extremism.
Bölgede kaçakçılıkla mücadele çalışmaları yoğunlaştırılıyorRegion ramps up joint efforts against trafficking
Bir milyon avroya mal olan tesis insan geni üzerindeki araştırmalara yoğunlaşacak.The facility, which cost 1m euros to build, will focus on human genome research.
Bankadan alınacak yardım üç alanda yoğunlaşacak.Assistance from the bank will focus on three fields.
Biden'ın ziyareti yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleşti.There was heavy security throughout Biden's visit.
Anlaşmada iki ülkenin gümrük daireleri arasındaki bilgi alışverişinin yoğunlaştırılması öngörülüyor.The deal envisions intensified exchanges of information between the two countries' customs offices.
Sırbistan tarihinin ilk organize suç davası, yoğun güvenlik önlemleri altında Eylül ayında başladı.In September, Serbia's first-ever organised crime trial began amid tight security measures.
Mahkeme, yoğun güvenlik önlemleri altında yürütülüyor.The trial is being held amid significant security measures.
Balkanlar'da düşük yoğunluklu fakat dolaylı olarak çok büyük sonuçlar doğuran çatışmalar mı yaşandı?Did we have characteristics of low-intensity conflict, but with huge repercussions?
Barbu, yoğun bakım ünitelerinde yanıcı malzemelerin kesinlikle yasak olduğunu vurguladı.Barbu stressed that flammable materials are strictly prohibited from intensive care units.
Kentlerdeki yoğun trafik saati, gün batımıyla Ramazan orucunun açıldığı iftara uyarlanıyor.Rush hour in the cities adapts to Iftar, the breaking of the Ramadan feast at sunset.
Bulgaristan Organize Suçla Mücadeleyi YoğunlaştırıyorBulgaria Steps Up Fight Against Organised Crime
Türk lider Gül, Kürt nüfusun yoğunlukta olduğu Diyarbakır'da konuşma yaptıTurkey's Gul visits Kurdish-dominated Diyarbakir
Bunun sonucunda da sezon ortasında şiddetli yoğunluk yaşanıyor.The result has been severe congestion during the peak season.
Protesto eylemi, turist sezonunun en yoğun döneminde trafik sıkışıklılarına neden oldu.The protest caused traffic jams at the peak of the summer tourist season.
Yaz turizmi genelde kıyı şeridinde ve deniz ve ada merkezlerinde yoğunlaşıyor.Summer tourism is usually concentrated along the coast and centres on the sea and islands.
Seçmenlerin sekizde birini temsil eden kararsızlar yoğun olarak ND'nin tarafını tutmuşlar.Representing one-eighth of the total number of voters, they tilted strongly in the direction of ND.
Büyük üniteler, hatta yoğun bakım üniteleri kapatılıyor.Big units are closing, even intensive care units.
İnşaat gibi bazı sektörlerde işgücü sıkıntısı oldukça yoğun.Labour shortages are intense in certain sectors such as construction.
Cihazlar, yoğunluk ölçümü ve röntgen çekimleriyle kaçak eşyaların tespitinde kullanılacaklar.The equipment will help the service to detect smuggled items by measuring density and taking X-rays.
Suriye'deki Kürt yoğunluklu bölgelerdeki ayaklanma potansiyeli kaygıya yol açıyor. [Reuters]The potential for unrest in Syria's Kurdish populated areas sparks concern. [Reuters]
Gerçek ve yoğun bir müzakere süreciydi."It was a genuine and intense negotiating process."
Wisner: Kosova sorununa çözüm için "yoğunlaştırılmış" müzakereler gerekliWisner: "Intensified" negotiations needed for Kosovo solution
Wisner, "Yoğunlaştırılmış müzakerelere yalnızca haftalar kaldı."There are only weeks ahead of intensified negotiations.
Trafik yoğun değildi ve yolların kalitesi beklentilemizi aşmıştı.Traffic wasn't heavy and the quality of the roads exceeded our expectations.
Karadziç'in yoğun koruma ile dolaştığı ve köylülerden destek aldığı ifade ediliyor.Karadzic reportedly enjoys heavy bodyguard protection and the support of local villagers.
Ahtisaari, taslak önerisinin son 12 ayda gerçekleşen yoğun müzakereleri yansıttığını söyledi.Ahtisaari said his draft proposal reflects intensive negotiations held over the past 12 months.
"Tüm bunlar Brüksel ile iletişimi yoğunlaştırmakla birlikte manipülasyonu da azaltacak."All this will make intensive communication with Brussels, but also narrow down manipulation. ...
Bu yol Bosna'nın kuzeyini Adriyatik Kıyısı'na bağlıyor ve yoğun bir trafik taşıyor.The road connects northern Bosnia with the Adriatic Coast, and carries a lot of traffic.
Racemosa, yoğun bir yerleşim gösteren olağanüstü derecede saldırgan bir tür.Racemosa is an exceptionally aggressive species that creates dense settlements.
Orman yangınları en çok, değerli bir turizm bölgesi olan Antalya ve çevresinde yoğunlaşıyor.Forest fires ravage mostly Antalya and the surrounding coastal region, a valuable tourist area.
Türkiye enerji bakanı yoğun bir Aralık ayı geçirdi.Turkey's energy minister was a busy man in December.
Bugünlerde ülkede en fazla yoğunluk bahis merkezlerinde yaşanıyor.Among the country's busiest locations these days are the betting centres.
Bahis merkezindeki bir veznedar şunları söylüyor: "Dünya Kupası başladığından beri yoğunluk arttı.Since the World Cup started, we got busier.
Ülkeyi oldukça ağır yaralayan ekonomik krizin etkileri hâlâ yoğun bir şekilde hissediliyor.The economic crisis in the country was severe and far from over.
Ülke ayrıca, daha yüksek maaşlı iş arayışındaki Romen işçilerin en yoğun olarak bulunduğu pazar.It also has the biggest pool of Romanian workers seeking better-paid jobs.
Türkiye'nin üyelik hedefiyle ilgili bütün argümanlar köprü oluşturmada yoğunlaşıyor.Most arguments on behalf of Turkey's membership bid focus on bridge building.
Akademik özgürlük daha da artacak." diyen Beşikçi şöyle devam ediyor: Bilinç yoğunlaşacak.""Awareness will be raised."
Trafik şimdiden yoğun ve yaz rezervasyonları tepeye vurmuş durumda.Traffic is already up and reservations for the summer are skyrocketing.
Ayrıca demografik değişiklikler yüzünden yoğun bir baskıyla da karşı karşıya.It also faces intense pressure because of demographic changes.
Eğitim, istihdam, sağlık ve iskan olmak üzere dört öncelikli alan üzerinde yoğunlaşılacak.The focus will be on four priority areas -- education, employment, health, and housing.
Türk televizyon dizisine bölge ülkelerinden yoğun ilgiTurkish soap opera attracts regional audience
Ivana, ziyaretlerin en çok Sırp takımının maçlarından önce yoğunlaştığını söylüyor.Visits were most frequent prior to the Serbian team's matches, she explained.
Türk yetkililer soruşturmalarını terörist PKK üzerinde yoğunlaştırıyorlar.Turkish officials are focusing their investigations on the terrorist Kurdistan Workers' Party.
Sekreterlikte, yetkililere hükümetler arası işbirliğini yoğunlaştırma görevi verilecek.Officials would be tasked with intensifying intergovernmental co-operation.
SE Times: Çalışmalarınızı üzerinde yoğunlaştırdığınız özel konular var mıydı?SE Times: Were there any specific themes around which you focused your efforts?
Kampanyası sekiz ana tema üzerinde yoğunlaştı.Campaign lobbied on eight themes.
Organize suç şebekelerine karşı verilen hukuki mücadele de yoğunluk kazanıyor.The judicial battle against organised networks is also intensifying.
Türkiye'de geçtiğimiz yıl yaşanan filo krizinin ardından İsrail karşıtı görüşler yoğunluk kazandı.Following last year's flotilla crisis, anti-Israel sentiment surged in Turkey.
Saraybosna'nın etnik Hırvat nüfusunun yoğun olduğu Stup semti her yıl cömertçe süsleniyor.The Stup district of Sarajevo, populated largely by ethnic Croats, is decorated lavishly each year.
Son dönemde tüm dünyanın dikkati Irak ve Ortadoğu üzerinde yoğunlaşmış durumda.Events have kept much of the world's attention focused on Iraq and the Middle East.
Yoğun turist akını, Hırvatistan'daki su sıkıntısına daha da kötü hale getiriyor. [Getty Images]The large influx of tourists is adding to the water shortage in Croatia. [Getty Images]