yoğun ile cümle
yoğun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Yani, son derece yoğun bir alan olan uçağın içinde mekana ihtiyacımız var.So what we need is space inside the aircraft, inside a very dense area.
Hatlar yoğun olduğu için böyle!Maybe because the main branch is busy!
Utanç benlik üzerine yoğunlaşır, suçluluk ise davranış.Shame is a focus on self, guilt is a focus on behavior.
Ama yoğun balıkçılık falliyetlerini unutmayalım.But, again, heavy fishing pressures.
Bebek +3 e ulaştığında başı çıkmaya başlar. Bu doğumun en yoğun anıdır.This can be a very intense time during birth.
Ancak bu 24 saat boyunca yoğun bir acı yaşanacak demek değildir.Now, keep in mind, this is not always 24 hours of intense sensation.
Su havuzu içindeyken, bu larvalar yoğunlaşmış haldeler.In that pool of water, these larvae are concentrated.
İkincisi, nüfus artışı ve şehirlerdeki insan yoğunluğu.Secondly, population growth and density into cities.
Atomların oluşamayacağı bir yoğunlukta idi.You have all of this bumping and interactions.
Evren çok yoğun, özellikle yüklü parçacıklar için...But there are some points that were far enough that that radiation must be getting to us right now.
Burada, evren yoğun değil.Or another way to think about it is that radiation has taken 13.7 billion years to reach us.
Bizim partimiz uzun süredir bu konuya yoğunlaşmış durumda.I came through small business.
Bu yoğunluğun eşit olduğunu göstermez.That doesn't mean the concentrations are equal.
Eğer belli bir nufüs yoğunluğuyla ilgili araştırma yapmak isterseniz, bir de arama bölümü var.There's also a search capability, if you're interested in finding out about a certain population.
Büyük olasılıkla daha düşük hücre yoğunluğu mevcuttur.They're probably less cell dense.
Çömezler nasıl olur da bu kadar yoğun olurlar !What kind of freshman is that busy?
Ama bu atomlar birbirlerine çok yakın bulunurlar ve çok yoğun bir yapı oluştururlar.But they're all really packed closely together and it's a very dense structure.
Yoğunlaşan bir salgının büyük ihtimalle bir noktadan doğabileceğini düşünüyordu.He suspected an outbreak that concentrated would probably involve a single point source.
Dipteki milyarda yaşayan herkes bu konuda yoğun çaba sarf ediyor.In all the societies of the bottom billion, there are intense struggles to do just that.
Ağır başlılığın yoğun olduğu bir kültürde büyüdüm.I grew up in a culture of self-effacement.
Biri aracı akışkan, su ve amonyak içerirken diğeri de yoğunlaştırıcıdır.It was a lot like the Stirling engine: it was cool, but you didn't know what to do with it.
Bu da hidrojen yoğunluğunda bir fark yaratıyor.That creates a hydrogen gradient.
Ama Ortadoğu üzerine yoğunlaştığım bunca yıl içinde bugün olduğum kadar iyimser olmamıştım.But in all the many years that I have covered the Middle East,
Yogun tarim topraklari tuketiyor.Intensive farming is depleting soils.
Fakat demo üzerine yoğunlaşmak istiyorum.But I'm going to focus on the demo.
Bu bölgede Orta Krallığa kadar uzanan yoğun bir yerleşim tabakamız var.So, we have a dense layer of occupation dating to the Middle Kingdom at this site.
Belki bunu şu tarafta daha yoğun çizeriz.Maybe you would draw it a little bit heavier on that side.
Belik diğer düğme de karbondioksit yoğunluğunu kontrol etmek için.Maybe another knob is a knob for controlling CO2 concentrations.
Tabii ki en önemli şey: dikkatini vermeyi öğrenmek, yoğunlaşmak ya da odaklanmaktır.And of course, the major thing: learn to pay attention, to concentrate and focus your attention.
Ve bunu çok yoğun bir şekilde yapıyorlar.And they are doing it massively.
Yani maalesef, bu tür saldırıların en yoğun yaşandığı yer Orta Doğu değil.So unfortunately, the biggest number of targets for such attacks are not in the Middle East.
Bir ya da iki euro yoğun saatlerde arabaların yüzde yirmisinin ortadan kaybolması için yeterliydi.One or two euros was enough to make 20 percent of cars disappear from rush hours.
Ona göz kulak olurum. Sen sanatına yoğunlaş, hayattaki tek eğlencen bu.I'll keep watch over her. you concentrate on your art, it's your only pleasure in life.
Tırnaklar, dişler ve yumruklardan alınan acılı zevk... ...yoğunluğunu giderek düşürdü.The pain-pleasure from nails, teeth and fists gradually declined in intensity.
Ama yoğun bir iş gücü gerekti.But it was very labor intensive.
Belirli bir görüntü yoğunluğunu tercih ediyorsanız, bunu da kolayca ayarlayabilirsiniz.In addition, the new Gmail automatically adapts to fit nicely in any size window.
Kendimi hastanede, bir yoğun bakım odasında,. acil bir ameliyattan çıkmış buldum.I found myself in a hospital in an intensive-care ward, recuperating from emergency surgery.
Dünyada buna yoğunlaşmış yarım düzine program var.There are about a half a dozen programs in the world right now that are focused on this.
Anestezi ve yogun bakim.And that's my specialty, right?
Burasi benim calistigim yogun bakim bolumuThis is the intensive care unit in which I work.
Iste ilk hastamiz. Yogun bakimda. ve dikkat edin su koltuga, tamam mi?Here is our very first patient, out of intensive care, and just watch that chair, all right?
Oksijen yogunlastiricilar cok eski teknoloji.Oxygen concentrators are very old technology.
Sanki hepimiz ızdırap içindeyiz bilgi yüklenmesi ve veri yoğunluğundan.It feels like we're all suffering from information overload or data glut.
Ama Nisan özellikle çok yoğun bir ay değildir video oyunları için.But April isn't a particularly massive month for video games.
Aynı zaman da küpün de hacmi. Bu sıvının yoğunluğudur.It's also the volume of the cube.
Yani, bu İngiltere'deki durumdur ve İngiltere'nin nüfus yoğunluğu kilometre kare başına 250 kişidir.So. That's the UK. The population density of the UK is 250 people per square kilometer.
Nüfus yoğunluğu yatay eksende ve kilometre kare başına 250 kişi.The population density is on the horizontal axis, and we're 250 people per square kilometer.
Nüfus yoğunlukları ve kişi başına tüketimlerde büyük çeşitlilik görebilirsiniz.You can see the great diversity of population densities and of per capita consumptions.
Son olarak da daha fazla soru üzerine yoğunlaşacağız.Then we're going to look at some coordinates and figure out where those points are.
Thailand Asya'daki ilk yoğun enfekte ülke oluyor. Yüzde bir-iki civarına ulaştılar.In Asia, the first country to be heavily infected was Thailand -- they reached one to two percent.
Ama bunu araştırma projeme bu kadar yoğunlaşana kadar fark etmiş olduğumdan emin değilim.I'd encountered so much strange love, and I fell very naturally into its bewitching patterns.
Kan yoğunluğu seviyelerini tespit ediyorlar.They're mining blood density levels.
Yüksek yoğunluklar beynin o bölgesinde daha yoğun faaliyet anlamına geliyor.Higher density levels mean more activity in that point of the brain.
Aslında size yüksek yoğunluklar tiz tonları işaret edecek şekilde size şarkı söylüyorlar.They're actually singing these densities to you with higher pitches mapped to higher densities.
Ve çalışmalarımı muhtemel bir nakil kaynağı olan kök hücreler üzerinde yoğunlaştırdım.And I focused my research on stem cells as a possible source for cell transplants.
Jeolojik kurulumlar genelde belirsiz ve yoğun biçimde tartışmalıdır.The geological settings are usually uncertain or heavily disputed.
Düşünmeye başladım, evet, biliyorsun, yoğunluk--And so I started to think, well, you know, density, density --
O halde bir dakikalığına strese yoğunlaşalım.So let's kick out on stress for a minute.
Sanatçının sadece gerçekliğin değil, yoğunlaştırılmış bir gerçeğin arayışında olduğunu düşünüyorum.I would say that it's not just reality he's after. I think he's after a kind of condensed reality.
6 ay yoğun bakımda yatmış bir hasta.He's also a patient that was in ICU for over 6 months.