yoğun ile cümle

yoğun kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Kentlerde ise nüfus yoğunluğu artmış ve daha karmaşık bir organizasyona ihtiyaç duyulmuştur.Still, working in an urban setting and a more complex society raises new issues.
Bunlar arasında göze en iyi hitap edeni olasılık yoğunluk fonksiyonu ile olur.If this is properly done, certainly greater fruits will be gathered among you.
Sonunda o döneme göre yoğun bir bilgi birikimine sahip olduk.So we tapped into that knowledge for sure.
Ayrıca bölgede endüstri ve tarım alanları yoğun olarak bulunmaktadır.Families and farmers in the region remain desperate.
250-300 yolcu taşıyan tren, karlı bir günün sabah trafiğin yoğun olduğu saatte çarpıştı.It is expected to carry up to 23,000 passengers an hour during peak morning rush hours.
Dolayısıyla tamsayılar kendi tamlanışı içinde yoğun bir şekilde yaşar.He segues within his atmospheres seamlessly.
Savaş sonrası dönemde yoğun açlık ve kıtlık yaşanmıştır.During the post-war period, hunger and unemployment increased.
Ancak şehirlere göç yoğundur.It is located near the city Vita.
Nüfus yoğunluğu yüksek olmakla birlikte ilçenin nüfusu son yıllarda hızla gerilemektedir.The world is forecast to undergo rapid population aging in the next several decades.
Nüfus yoğunluğu ise 77 civarındadır.Population is approximately 77.
1952 yılından sonra senaryo yazımı üstünde yoğunlaştı.After 1911 David concentrated on poetry.
Daha sonra diğer çalışmalarına yoğunlaşabilmek için diziden ayrılmıştır.However, she took time off from her career to focus on other personal interests.
Ancak zaten cılız olan demiryolu hatları, yoğun asker sevkıyatları ile bozulmaya başladı.However, the conductors tend to break at their junction with the rigid solder.
Ordu yerleşkeleri genelde nüfus yoğunluğunun az olduğu bölgelerdedir.In practice, such territories are always sparsely populated.
Sermaye az sayıda insanın elinde yoğunlaşır.Few people are engaged in services.
Yoğun olarak konuşulduğu bölgeler için üçüncü resmi dil olarak kabul edilmektedir.The language is an official language for the areas where it is spoken.
Bu ilgi üzerine çalışmalarını tiyatroda yoğunlaştırdı.He was not pleased by her interest in theatre.
Sarı ışık, yaya trafiğinin çok yoğun olmadığı gerekçesiyle iptal edildi.The yellow light was abandoned because of generally unhurried pedestrian traffic.
Malzeme bilimi ayrıca yoğun madde fiziği teorileri için test imkanı sağlar.Materials science also provides a test for theories in condensed matter physics.
Doğu Norveç, Norveç'in en yoğun nüfuslu bölgelerinden birisidir.Eastern Norway is by far the most populous region of Norway.
Ülke çoğunlukla dağlık ve yoğun ormanlarla kaplıdır.Much of Soo is mountainous and covered with forest.
Nikaragua'daki Yahudi nüfusunun en yoğun olduğu zaman 250 kişi ile 1972 yılıydı.It was approximated that the highest number of Jews in Nicaragua reached a peak of 250 in 1972.
Geniş kısım yoğun olarak insan yerleşiminde kullanılmıştır.Such sites have to have been deliberately constructed by human activity.
Kentte kültür düzeyi yüksek ve kültürel çalışmalar son derece yoğundur.Change of culture in organizations is very important and inevitable.
İlçenin nüfusu 2010 yılı itibarıyla 165,224 olup Iowa'nın 4. en yoğun nüfuslu ilçesidir.As of the 2010 census, the population was 165,224, making it the third-most populous county in Iowa.
Bu sistemden herhangi bir çıkarım yapmak, yük yoğunluğu gibi, basit değildir."For a call like that not to be made, man, it's just hard to swallow.
Eğer kütlemiz bu limitin üstünde ise,yıldız çöker ve daha yoğun bir forma geçiş yapar.If its mass is above the limit, the star will collapse to some denser form.
Trafik ve sanayinin yoğunluğundan, çok sık hava kirliliği sorunu yaşanır.Drug and arms trafficking are punctuated by periodic violence.
Grubun dağılmasının ardından eski grup üyeleri farklı projeler üzerinde yoğunlaştılar.After the band's breakup, many of the former band members took on different projects.
Nüfus yoğunluğu ise km² başına 434 kişidir.The population density is 344 persons per km².
Gün boyunca görmek kadar yoğun şekilde yaptığımız birşey daha yok.We use our vision more hours of the day than anything else.
Bu iki sıkışmış hava molekülleri kümelerinin arası ise hava yoğunluğunun düşük olduğu bölgelerdir.And then, in between the compressions the air is less dense.
Havanın yoğunluğu burada düşük.The air is less dense like this.
Ses dalgasında dalga molekül yoğunluğunun değişimiyle ilerliyordu.And there is a relation.
Yoğunluk değişimi grafiği bu şekilde olur.If we were to plot the density it might look something like this.
Moleküllerin gruplaştığı yerde yoğunluk yüksek.And that's why they're even grouped together.
Ses dalgasında değişken molekül yoğunluğu idi.In this case, it's the density of the air varying over time.
Örneğin ihracat pazarları için su yoğunluklu ürünlerin büyük çaplı ekimiyle.For example, by the large scale cultivation of water intensive crops for the export markets.
Yoğun korku sizi felç eder.Intense fear paralyzes you.
Eğer biz, petrol yoğun bir firma yapabiliyorsa, herkes yapabilir.If we, a petro-intensive company can do it, anybody can.
Biz Güneş sistemi dışı gezegenlerden birinde Toryum'un yoğunluğunu ölçüyorduk.Now, we have been measuring abundance of thorium in one of the stars with extrasolar planets.
Ülke içerisinde bunların.. ...yoğun bir şekilde bulundukları bir yer var mı?And, so when you think about resources some of these are just kind of natural.
Bu durumda civa sudan 13.6 kat daha yoğundur. - -All that means is that mercury is 13.6 times as dense as water.
Sinüs üzerine yoğunlaşalım.Let's just focus on sine for now.
Matematik öğretmenleri için matematik üzerinde yoğunlaşmanın bir etkisi var.For math teachers majoring in math there's a measurable effect.
Küçük gezegenimizin yoğunluğu, dünyanın yoğunluğundan büyük olasılıkla daha fazla.So if you think about it, it's probably a lot denser than Earth.
Digerine gore ne kadar yogundur acaba?How much denser is it, right?
Ve daha oncesinde konustugumuz gibi, bu cisim daha yogun.And as we talked about earlier in this video, this object is probably a lot denser.
Fakat aynı zamanda yoğun tuz çözeltisi, ya da tuzlu su ile kalmaktayız.But we're also left with a concentrated salt solution, or brine.
Yine de bugün artık bu kütle yoğunluğunu açıklamak için başka alternatifimiz yok.But we actually have no alternative today to explaining this concentration of mass.
Dolayısıyla, bu gördüğünüz bir tümör, koyu gri yoğun bir kitle; beynin içinde büyüyor.So here we go. This is a tumor: dark, gray, ominous mass growing inside a brain.
O aslında hiçbir şey, ama her iki tarafta yoğun bir karanlık görebiliyordu.She could see nothing, in fact, but a dense darkness on either side.
O iyi bir anlaşma ve çok yoğun bir chirped vardı hava, sanki ona gösteriyorlardı.He chirped a good deal and had a very busy air, as if he were showing her things.
Buralarda yoğunlaştırılmış hasatçılığa ve çölü içten yeşillendirmeye başlayabiliriz.We can start harvesting condensation, and start greening the desert from within.
Gözlerinizde oluşan çok yoğun bir duygusal iletişim söz konusu.So there is a lot of emotional communication that happens there.
Böylece bunlar yoğun, duygusal bir bağlılığı meydana getiriyor.And so these combine to form a very intense emotional engagement.
İşe bir değer önerisiyle başlayın ve sonra kaliteli bir kullanıcı deneyimi üzerinde yoğunlaşın.Start with a value prop, and then focus on a quality user experience.
SEO daki gibi, her gün kullandığınız anahtar kelimeler üzerinde yoğunlaşmayın.As the SEO, you can't just focus on your regular keywords that you do every day.
Anahtar kelime yoğunluğu üzerinde düşünmenize gerek yok.There's no need to think about keyword density.
Ve "Elementler" kitapında en temel varsayımlar üzerinde yoğunlaştı.And what he did in "Elements" (especially the six volumes concerned with planar geometry),

İlgili Sayfalar