Ana içeriğe geç
Sözlük

yiyecek ile cümle

yiyecek kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
12
ORT. KELİME
Afrika'nın kendini besleyememe nedenlerinden biri, ... ...ve bu sebeple yiyecek ihraç etmek zorunda.la cual es una de las razones por las cuales África no puede alimentarse, y debemos importar comida.
Afrika'nın kendini besleyememe nedenlerinden biri, ... ...ve bu sebeple yiyecek ihraç etmek zorunda.וזו אחת הסיבות מדוע אין ביכולתה להאכיל את עצמה, ומשום כך עלינו לייבא מזון.
Afrika'nın kendini besleyememe nedenlerinden biri, ... ...ve bu sebeple yiyecek ihraç etmek zorunda.وهذا أحد الأسباب التي جعلت إفريقيا غير قادرة على إطعام نفسها ، ولهذا السبب يجب عليها استيراد الغذاء.
Afrika'nın kendini besleyememe nedenlerinden biri, ... ...ve bu sebeple yiyecek ihraç etmek zorunda.だから食糧を輸入する必要があるのです さて アフリカの発展は
‹Ahavın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.› ››Den af Akabs Slægt, der dør i Byen, skal Hundene æde, og den, der dør på Marken, skal Himmelens Fugle æde!"
‹Ahavın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.› ››Kdor umre od Ahabovih v mestu, ga bodo žrli psi, in njega, ki umre na polju, bodo žrle ptice nebeške.
‹Ahavın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.› ››아합에게 속한 자로서 성읍에서 죽은 자는 개들이 먹고 들에서 죽은 자는 공중의 새가 먹으리라 하셨느니라 하니
‹Ahavın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.› ››Quem morrer a Acabe na cidade, os cães o comerão; e o que lhe morrer no campo, as aves do céu o comerão.
‹Ahavın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.› ››Toho, kdož umře z domu Achabova v městě, psi žráti budou, a kdož umře na poli, ptáci nebeští jísti budou.
‹Ahavın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.› ››Toho, kto zomrie Achabovi v meste, budú žrať psi, a toho, kto zomrie na poli, budú žrať nebeskí vtáci.
‹Ahavın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.› ››Кто умрет у Ахава в городе, того съедят псы, а кто умрет на поле, того расклюют птицы небесные;
‹Ahavın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.› ››המת לאחאב בעיר יאכלו הכלבים והמת בשדה יאכלו עוף השמים׃
‹Ahavın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.› ››من مات لاخآب في المدينة تاكله الكلاب ومن مات في الحقل تاكله طيور السماء.
‹Ahavın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.› ››凡 屬 亞 哈 的 人 、 死 在 城 中 的 、 必 被 狗 喫 、 死 在 田 野 的 、 必 被 空 中 的 鳥 喫
‹Ahavın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.› ››凡 屬亞 哈 的 人 、 死 在 城中 的 、 必被 狗喫 、 死 在 田野 的 、 必被 空中 的 鳥喫
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››A dopytoval sa za neho Hospodina a dal mu potravu na cestu a dal mu i meč Goliáša Filištínskeho.
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››Ahimelec a întrebat pe Domnul pentru el, i -a dat merinde şi i -a dat sabia lui Goliat, Filisteanul.``
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››A ki õ érette megkérdé az Urat, és eleséget adott néki, sõt a Filiszteus Góliáth kardját is néki adá.
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››Denne frågade då HERREN för honom och gav honom reskost; han gav honom ock filistéen Goljats svärd.»
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››Der fragte den HERRN für ihn und gab ihm Speise und das Schwert Goliaths, des Philisters.
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››Éste consultó por él a Jehovah, le dio provisiones y también le entregó la espada de Goliat el filisteo
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››In on je zanj vprašal GOSPODA in mu je dal živeža in meč Goliata Filistejca.
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››아히멜렉이 그를 위하여 여호와께 묻고 그에게 식물도 주고 블레셋 사람 골리앗의 칼도 주더이다
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››Kterýž radil se o něho s Hospodinem a dal jemu potravy, také i meč Goliáše Filistinského dal jemu.
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››Og Akimelek adspurte Herren for ham og gav ham reisekost og lot ham få filisteren Goliats sverd.
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››og han rådspurgte HERREN for ham og gav ham Rejsetæring og Filisteren Goliats Sværd!"
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››o qual consultou por ele ao Senhor, e lhe deu mantimento, e lhe deu também a espada de Golias, o filisteu.
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››Tämä kysyi hänelle neuvoa Herralta ja evästi hänet ja antoi hänelle filistealaisen Goljatin miekan."
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››и тот вопросил о нем Господа, и дал ему продовольствие, и меч Голиафа Филистимлянина отдал ему.
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››който се допита до Господа за него и му даде храна, даде му и меча на филистимеца Голиат.
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››וישאל לו ביהוה וצידה נתן לו ואת חרב גלית הפלשתי נתן לו׃
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››فسأل له من الرب واعطاه زادا وسيف جليات الفلسطيني اعطاه اياه.
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››亞 希 米 勒 為 他 求 問 耶 和 華 、 又 給 他 食 物 、 並 給 他 殺 非 利 士 人 歌 利 亞 的 刀
‹‹Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.››亞希 米勒 為 他 求問 耶和華 、 又 給 他 食物 、 並給 他 殺 非利士人 歌 利亞 的 刀
aldığı bol süt sayesinde tereyağı yiyecek. Ülkede kalan herkes bal ve tereyağıyla beslenecek.a ker bo molzel obilo mleka, bo jedel smetano; kajti smetano in med bo jedel, kdorkoli preostane v deželi.
aldığı bol süt sayesinde tereyağı yiyecek. Ülkede kalan herkes bal ve tereyağıyla beslenecek.És lészen, hogy a tej bõsége miatt vajat eszik; mert vajat és mézet eszik, valaki csak megmaradott e földön.
aldığı bol süt sayesinde tereyağı yiyecek. Ülkede kalan herkes bal ve tereyağıyla beslenecek.그 내는 젖이 많으므로 뻐터를 먹을 것이라 무릇 그 땅 가운데 남아 있는 자는 뻐터와 꿀을 먹으리라
aldığı bol süt sayesinde tereyağı yiyecek. Ülkede kalan herkes bal ve tereyağıyla beslenecek.mutta runsaan maidon tulon tähden hän syö voita; sillä voita ja hunajaa syövät kaikki maahan jäljelle jääneet.
aldığı bol süt sayesinde tereyağı yiyecek. Ülkede kalan herkes bal ve tereyağıyla beslenecek.והיה מרב עשות חלב יאכל חמאה כי חמאה ודבש יאכל כל הנותר בקרב הארץ׃
aldığı bol süt sayesinde tereyağı yiyecek. Ülkede kalan herkes bal ve tereyağıyla beslenecek.ويكون انه من كثرة صنعها اللبن يأكل زبدا فان كل من أبقي في الارض يأكل زبدا وعسلا.
aldığı bol süt sayesinde tereyağı yiyecek. Ülkede kalan herkes bal ve tereyağıyla beslenecek.因 為 出 的 奶 多 、 他 就 得 喫 奶 油 . 在 境 內 所 剩 的 人 、 都 要 喫 奶 油 與 蜂 蜜
aldığı bol süt sayesinde tereyağı yiyecek. Ülkede kalan herkes bal ve tereyağıyla beslenecek.因 為出 的 奶多 、 他 就 得喫 奶油 . 在 境內 所 剩 的 人 、 都 要 喫 奶油 與 蜂蜜
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.Aber das eigentliche Problem ist, dass es kein Essen zu Hause gibt.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.Dar adevărata problemă e că acasă nu e mâncare.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.De az igazi probléma az, hogy nincs otthon étel.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.Ik schrijf antibiotica voor. Maar het echte probleem is gebrek aan voedsel.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.Kiedy dziecko ma infekcję ucha - przepisuję antybiotyki, ale prawdziwym problemem jest brak żywności w domu.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.하지만 진짜 문제는 집에 음식이 없다는 점이죠.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.Ma il vero problema è che non hanno cibo a casa.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.Mais le vrai problème est qu'il n'y a pas de nourriture à la maison.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.Men det rigtige problem er, at der ikke er noget mad i hjemmet.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.Nhưng vấn đề thực sự là không có thức ăn ở nhà
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.Pero el verdadero problema es que no hay comida en casa.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.Αλλά το πρόβλημα είναι ότι δεν υπάρχει φαγητό στο σπίτι.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.Но настоящая проблема в том, что ему нечего есть.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.Но реалният проблем е, че няма никаква храна у дома.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.אבל הבעיה האמיתית היא שאין אוכל בבית.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.لكن القضية الحقيقية هو عدم وجود الطعام في المنزل.
Ama asıl mesele evde yiyecek bişey olmaması.本当の問題は
Ama bence onların tekniklerini kullanabilir ve sağlıklı yiyeceklere uygulayabiliriz.Aber ich glaube wir können ihre Technik auch für gesundes Essen anwenden.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod