Siz, Cehennemde mutlaka zakkum ağacından yiyeceksiniz.Ja, ni skall få skåda helvetets eld!
İlk gelen gruplar kendilerinin tüm yiyeceklerini yetiştireceklerini bilmiyorlardı.Vilka de första invånarna (med det obegripliga språket) var, är inte utrett, liksom varifrån dessa kom.
Yiyecek ithalindeki giderleri düşürmek için, ticaret gemilerinin vergiden muaf olduğu ilan edildi.För att sänka kostnaden för import av mat förklarades handelsfartyg fråntagna beskattning.
Köylülerin araziden yiyecek satmasına da izin verildi.Bönderna tilläts sälja överskottet från marken.
Bu yiyecekleri yiyen kişiler hastalanabilir.Människor som äter sådan infekterad mat kan då bli sjuka.
Bunların yanı sıra farklı nitelikte yiyeceklerin birlikte tüketilmemesine çok büyük özen gösterilirdi.Det var också mycket viktigt att mat av olika egenskaper inte blandades hur som helst.
Geceleri yiyecek aramaya koyulurlar.På natten letar de efter föda.
Dişi geceleyin yavruları emzirip gündüzleri yiyecek arar.Megasema lalle ingår i släktet Megasema och familjen nattflyn.
Günün 9 - 10 saatini yiyecek aramayla geçirirler.De tillbringar 6 till 10 timmar av dagen med att äta.
Gelenler Hakkâri'nin Benekli yaylasına yerleştirildi ve kendilerine uçakla yiyecek maddesi atıldı.Han kom så till gården Hov (Hof) där han försökte få natthärberge.
Acıkan bir insan için cennet; her zaman yeterli yiyecek olan yerdir.Wadling beskrev detta hem som trångt och ständigt fyllt med människor.
Yiyecek ve İçecek Hizmetleri - Bira Servisi (PDF).67) "Värm mer öl och bröd" (ep.
Food Network veya Television Food Network, yemek yapma ve yiyecekler hakkında yayın yapan televizyon kanalı.Ett matprogram eller matlagningsprogram är ett TV- eller radioprogram om mat och matlagning.
"Yeteri kadar yiyecek olmayınca insanlar açlıktan ölür.Om de inte får mat hungrar de snabbt ihjäl.
Yiyecekleri tam olarak öğütemez.Maten sväljer de hel.
Orihime bazı normal yiyecekleri de sevmesine rağmen evde acayip yiyecekler pişirip yer.Orihime lagar och äter konstig mat hemma, även om hon också tycker om några vanliga livsmedel.
Bunun yanı sıra inşaatlar zamanla sadrazamların başını yiyecek derecede önem kazanmışlardı.Även här tenderade välbeställda att äta senare.
Bugün ağırlıklı olarak tavuk ya da ev hayvanlarını yakalar ya da çöplerde yiyecek bir şeyler ararlar.I närheten av bostäder fångar arten även små husdjur som höns eller letar i sopor efter föda.
Ekonomi kötüye doğru gitmekte, yiyecek sıkıntısı yaşanmakta, işçi ücretleri çok alt düzeylerde seyretmekteydi.Folk blev friskare och levde längre, och överskottet av arbetskraft ledde till sänkta löner.
Köpek: Yiyecek ve giyecek olarak kullanılır.Standardbehoven är mat och kläder.
Yağmur yağdığında, tanrı yeryüzüne inmiştir ve yiyecek arıyor demektir.När jorden är uppluckrad fångar regnvattnet upp näringsämnen och jorden utarmas på näring.
1960'lı yıllarda prematüre bebekler ve tıbbi yiyecekler için özel beslenme üretildi.Under 1960-talet lagrades även konserverat kött och barnmat.
Yetişkin bir karga günde 300 gramdan fazla yiyecek tüketir.Vuxna individer äter i genomsnitt 350 gram växtdelar per dag.
Örneğin ham dökme demir yiyeceklerin pişirilmesinde yüzyıllardır kullanılmaktadır.Man har sedan århundraden tillbaka använt sig av is som kylmedel.
Yiyecekler doğru şekilde pişirilerek ve yemekten önce eller yıkanılarak hastalıktan korunulur.Prevention sker genom att tillaga mat ordentligt och genom handtvätt före matlagning.
New Orleans'a Katrina kasırgası sonrası yiyecek yardımında bulunmuştur.New Orleans evakueras inför den ankommande orkanen Katrina.
Büyük gruplar yiyecek arayışı için daha küçük gruplara bölünür ve uyumak için tekrar bir araya gelir.I en del arter delar sig flocken i mindre grupper vid letandet efter föda och förenar sig före natten igen.
Yiyecek fazlalığı ve nüfus yoğunluğu iş gücünün artmasına ve farklı alanlara yayılmasına imkan sağladı.Med större tillgång på mat ökade befolkningen och specialisering i olika yrkeskategorier blev möjlig.
Su ve yiyecek erzakları büyük ölçüde azalmıştı.Tillgången på mat och utrymme var knapp.
Bazı yiyecekleri bambu sepetlere koyarak buharla pişirirler.Istället ångrostade de eller kokade sin mat i bamburör.
U.S. Food and Drug Administration (A.B.D. Yiyecek ve İlaç Başkanlığı) Tel.U.S. Food and Drug Administrations webbplats (engelska)
Mikrodalga fırınlar yiyecekleri içten dışa doğru pişirmez.Мікрохвильові печі не готують їжу зсередини.
Yiyecek ararken uzun mesafeler katedebilir.У пошуках їжі можуть долати великі відстані.
Bunlarla zeminde yiyecek ararlar.Шукають їжу на землі.
Elektrikler kesilince buzdolabındaki tüm yiyecekler bozulmuş.Їжа в магазинах і холодильниках зіпсується.
Yetişkin balinalar günde 1.800 kiloya kadar yiyecek tüketirler.Дорослий ґренландський кит може споживати щодня до 1,8 тонн їжі.
Ar jūs darysite man valgyti? : Bana yiyecek birşeyler yapacak mısın?Я можу це з'їсти? — Mimi save kakae ia?
Alt çenede ise kürek biçiminde uzamış dişleri vardı ve muhtemelen yiyecek toplamak için kullanılıyordu.У некролемура були гострі зуби, які, ймовірно, використовувалися, для розкушування покривів комах.
Bölgede yiyecek sıkıntısı başladı.У країні почалася продовольча криза.
Eğer Gollum kazanırsa Bilbo'yu yiyecektir.Якщо переможе він — Голлум покаже вихід, а якщо Голлум — той з'їсть Більбо.
Onu kutsal bir yerde yiyecekler.Колись їх їли лише на свята.
Ayrıca bu beylikler İstanbul'un yiyecek ihtiyacını karşılamakta önemli bir rol oynarlardı.Зернові були необхідні для постачання продовольством населення Стамбула.
Bunların yanı sıra farklı nitelikte yiyeceklerin birlikte tüketilmemesine çok büyük özen gösterilirdi.Крім того, вкрай важливо, щоб їжа з різними властивостями не змішувалася.
Geceleri yiyecek aramaya koyulurlar.Вночі виходить у пошуках їжі.
1912 - Deniz kuvvetlerine yiyecek sağlamak için, dünyanın ilk konserve fabrikası İngiltere'de açıldı.1912 — у Великій Британії почав роботу перший у світі консервний завод.
Mobil catering, acil durumlarda insanlara yiyecek sağlamak için de kullanılır.Церки використовуються також для утримування захопленої здобичі при поїданні.
Öyle ki askerler kendi çabalarıyla yiyecek bulmak durumunda kalmaktaydılar, hatta kendi atlarını yediler.Поїли всі припаси і навіть своїх коней.
Kış süresince kıyıda balıkçılık yapan gruplar iç bölgelere avlanmaya ve yiyecek bulmaya geliyordu.Весною люди ходили копати і їли.
Lemon myrtle yiyecekler içinde popülerdir,limon suyunu pıhtılaştırır, peynir tatlısı, dondurma gibi.Лимонний мирт популярний у харчових продуктах, які згортаються від лимонного соку, наприклад, морозиво.
Yiyeceklerini ağızlarına götürmek için ellerini kullanırlar.Листя руколи використовують в їжу.
Bazı kültürlerde insan eti yiyecek olarak görülür, bazen hayvan etiyle bir tutulurdu.У деяких культурах виключають вживання м'яса в їжу, іноді використовуються його аналоги.
Orta Çağ'da yiyecekleri saklama ve koruma yöntemleri hemen hemen antik dönemlerde olduğu gibiydi.В основному, що виробляли те й споживали, жили як за часів середньовіччя.
Yiyecek ayrımı fazla yapmazlar.Їжа робиться більш різноманітною.
Bazı hayvanlar satılmak üzere çalındı, kimileri yiyecek niyetine öldürüldü.Але я думаю, що тварини створені для того, щоб їх їли.
Bu da yiyecek ihtiyacını karşılar.Варто звернути увагу ще і на їжу.
İmaret: Yoksul halka ücretsiz yiyecek dağıtan aşevleridir.Він першим впровадив практику роздачі бідним бесплатної їжі.
Yiyecek ekranı personel tarafından karşılanabilir veya müşteriler yemek tabaklarını kendileri alabilir.Він може сам накладати їжу в тарілки, або це робить офіціант.
Çevreye yiyecek satışı yapan güvenli marketler kuruldu.Почалися створювати товариства, які займалися продажем сортового насіння.
Daha sonra mezar yakınları tarafından zaman zaman mezara yiyecek götürülüyor ve ölü adına dualar okunuyordu.Після похорону живі родичі мали іноді приносити їжу до гробниці й читати молитви за покійного.
Bu su eksikliğinden dolayı Mısır halkına yetişecek yiyecek olmayacağı aşikardı.Прості українці не любили цей район через відсутність води.