yiyecek ile cümle

yiyecek kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Meyveler et, balık ve yumurta gibi gıdalarla birlikte sıkça tüketilen yiyeceklerdi.Owoce często łączono z mięsem, rybami i jajami.
Yiyecekler aracılığıya vücuda girerek, şiddetli kusma, ishal yapar.Położona była w lesie między drogą Pniewo – Przystań, a Jez.
Kobaylar doğada bütün gün gizlenerek yiyecek ararlar.Diugonie przybrzeżne są żarłoczne, jedzą przez cały dzień.
Süt ürünü yiyecekler.Wytwarza sok mleczny.
Bunların yanı sıra farklı nitelikte yiyeceklerin birlikte tüketilmemesine çok büyük özen gösterilirdi.Ważne też było, by nie mieszać ze sobą potraw o odmiennych właściwościach.
Onu kutsal bir yerde yiyecekler.Modliła się o nie pod świętym drzewem.
Bayramlarda cok yapılan yiyecekleriden biridir.Na nim znajdują się świąteczne potrawy.
Burnu yiyecek ararken toprağı karıştırmaya yarar.Przy czym potrafią dziobem rozkopywać ziemię w poszukiwaniu pokarmu.
Sonra ona yiyecek bir şeyler getirmesi için benim evimden birini çağırdım.Potem znalazł go pies, który przynosił mu pożywienie.
Bu çocuk topluluğu yiyecekleri çalarak veya avlayarak yaşayabilmekteydi.Chłopiec długo tułał się po kraju zdobywając jedzenie kradzieżą lub żebraniem.
Çamurlu arazilerde veya bataklıklarda yiyecek araştırırlar.Poszukuje pożywienia w zakrzewieniach lub na ziemi.
Sonra yanına oturttu ve hizmetlisinden yiyecek birşeyler getirmesini istedi.Poprosił, aby siostra przygotowała i podała mu jedzenie.
Yiyecek sıkıntısı baş gösterdi ve karaborsacılık yaygınlaştı.Ceny futer rosły, a populacja była intensywnie przetrzebniana.
Sevdiği yiyecek: geyik eti.Jego ulubioną potrawą są ogórki kiszone.
Su ve yiyecek erzakları büyük ölçüde azalmıştı.Zapasy jedzenia oraz wody pitnej szybko się wyczerpywały.
Bu yiyecek çok tuzlu.To jedzenie jest bardzo słone.
Siz, Cehennemde mutlaka zakkum ağacından yiyeceksiniz.Ja, ni skall få skåda helvetets eld!
İlk gelen gruplar kendilerinin tüm yiyeceklerini yetiştireceklerini bilmiyorlardı.Vilka de första invånarna (med det obegripliga språket) var, är inte utrett, liksom varifrån dessa kom.
Yiyecek ithalindeki giderleri düşürmek için, ticaret gemilerinin vergiden muaf olduğu ilan edildi.För att sänka kostnaden för import av mat förklarades handelsfartyg fråntagna beskattning.
Köylülerin araziden yiyecek satmasına da izin verildi.Bönderna tilläts sälja överskottet från marken.
Bu yiyecekleri yiyen kişiler hastalanabilir.Människor som äter sådan infekterad mat kan då bli sjuka.
Bunların yanı sıra farklı nitelikte yiyeceklerin birlikte tüketilmemesine çok büyük özen gösterilirdi.Det var också mycket viktigt att mat av olika egenskaper inte blandades hur som helst.
Geceleri yiyecek aramaya koyulurlar.På natten letar de efter föda.
Dişi geceleyin yavruları emzirip gündüzleri yiyecek arar.Megasema lalle ingår i släktet Megasema och familjen nattflyn.
Günün 9 - 10 saatini yiyecek aramayla geçirirler.De tillbringar 6 till 10 timmar av dagen med att äta.
Gelenler Hakkâri'nin Benekli yaylasına yerleştirildi ve kendilerine uçakla yiyecek maddesi atıldı.Han kom så till gården Hov (Hof) där han försökte få natthärberge.
Acıkan bir insan için cennet; her zaman yeterli yiyecek olan yerdir.Wadling beskrev detta hem som trångt och ständigt fyllt med människor.
Yiyecek ve İçecek Hizmetleri - Bira Servisi (PDF).67) "Värm mer öl och bröd" (ep.
Food Network veya Television Food Network, yemek yapma ve yiyecekler hakkında yayın yapan televizyon kanalı.Ett matprogram eller matlagningsprogram är ett TV- eller radioprogram om mat och matlagning.
"Yeteri kadar yiyecek olmayınca insanlar açlıktan ölür.Om de inte får mat hungrar de snabbt ihjäl.
Yiyecekleri tam olarak öğütemez.Maten sväljer de hel.
Orihime bazı normal yiyecekleri de sevmesine rağmen evde acayip yiyecekler pişirip yer.Orihime lagar och äter konstig mat hemma, även om hon också tycker om några vanliga livsmedel.
Bunun yanı sıra inşaatlar zamanla sadrazamların başını yiyecek derecede önem kazanmışlardı.Även här tenderade välbeställda att äta senare.
Bugün ağırlıklı olarak tavuk ya da ev hayvanlarını yakalar ya da çöplerde yiyecek bir şeyler ararlar.I närheten av bostäder fångar arten även små husdjur som höns eller letar i sopor efter föda.
Ekonomi kötüye doğru gitmekte, yiyecek sıkıntısı yaşanmakta, işçi ücretleri çok alt düzeylerde seyretmekteydi.Folk blev friskare och levde längre, och överskottet av arbetskraft ledde till sänkta löner.
“Yiyecekleri bitince atlarını yemek zorunda kaldılar, anlaşma koşulları rica ettiler.”Innan de gav sig av stack de ihjäl alla sina hästar och tömde matförråden.
Köpek: Yiyecek ve giyecek olarak kullanılır.Standardbehoven är mat och kläder.
Yağmur yağdığında, tanrı yeryüzüne inmiştir ve yiyecek arıyor demektir.När jorden är uppluckrad fångar regnvattnet upp näringsämnen och jorden utarmas på näring.
1960'lı yıllarda prematüre bebekler ve tıbbi yiyecekler için özel beslenme üretildi.Under 1960-talet lagrades även konserverat kött och barnmat.
Yetişkin bir karga günde 300 gramdan fazla yiyecek tüketir.Vuxna individer äter i genomsnitt 350 gram växtdelar per dag.
Örneğin ham dökme demir yiyeceklerin pişirilmesinde yüzyıllardır kullanılmaktadır.Man har sedan århundraden tillbaka använt sig av is som kylmedel.
Yiyecekler doğru şekilde pişirilerek ve yemekten önce eller yıkanılarak hastalıktan korunulur.Prevention sker genom att tillaga mat ordentligt och genom handtvätt före matlagning.
New Orleans'a Katrina kasırgası sonrası yiyecek yardımında bulunmuştur.New Orleans evakueras inför den ankommande orkanen Katrina.
Büyük gruplar yiyecek arayışı için daha küçük gruplara bölünür ve uyumak için tekrar bir araya gelir.I en del arter delar sig flocken i mindre grupper vid letandet efter föda och förenar sig före natten igen.
Yiyecek fazlalığı ve nüfus yoğunluğu iş gücünün artmasına ve farklı alanlara yayılmasına imkan sağladı.Med större tillgång på mat ökade befolkningen och specialisering i olika yrkeskategorier blev möjlig.
Su ve yiyecek erzakları büyük ölçüde azalmıştı.Tillgången på mat och utrymme var knapp.
Bazı yiyecekleri bambu sepetlere koyarak buharla pişirirler.Istället ångrostade de eller kokade sin mat i bamburör.
U.S. Food and Drug Administration (A.B.D. Yiyecek ve İlaç Başkanlığı) Tel.U.S. Food and Drug Administrations webbplats (engelska)
Mikrodalga fırınlar yiyecekleri içten dışa doğru pişirmez.Мікрохвильові печі не готують їжу зсередини.
Yiyecek ararken uzun mesafeler katedebilir.У пошуках їжі можуть долати великі відстані.
Bunlarla zeminde yiyecek ararlar.Шукають їжу на землі.
Elektrikler kesilince buzdolabındaki tüm yiyecekler bozulmuş.Їжа в магазинах і холодильниках зіпсується.
Yetişkin balinalar günde 1.800 kiloya kadar yiyecek tüketirler.Дорослий ґренландський кит може споживати щодня до 1,8 тонн їжі.
Ar jūs darysite man valgyti? : Bana yiyecek birşeyler yapacak mısın?Я можу це з'їсти? — Mimi save kakae ia?
Alt çenede ise kürek biçiminde uzamış dişleri vardı ve muhtemelen yiyecek toplamak için kullanılıyordu.У некролемура були гострі зуби, які, ймовірно, використовувалися, для розкушування покривів комах.
Bölgede yiyecek sıkıntısı başladı.У країні почалася продовольча криза.
Eğer Gollum kazanırsa Bilbo'yu yiyecektir.Якщо переможе він — Голлум покаже вихід, а якщо Голлум — той з'їсть Більбо.
Onu kutsal bir yerde yiyecekler.Колись їх їли лише на свята.
Ayrıca bu beylikler İstanbul'un yiyecek ihtiyacını karşılamakta önemli bir rol oynarlardı.Зернові були необхідні для постачання продовольством населення Стамбула.
Bunların yanı sıra farklı nitelikte yiyeceklerin birlikte tüketilmemesine çok büyük özen gösterilirdi.Крім того, вкрай важливо, щоб їжа з різними властивостями не змішувалася.

İlgili Sayfalar