Ama şehir depoları yiyecekle doluydu.Het plafond hing vol met voedsel.
Kadınlar, eş ve çocuklarına yiyecek getirmek için ancak qargiye uğrarlar.Zij en haar dochters dwingen Assepoester om hun dienstmeid te worden.
Geceleri yiyecek aramaya koyulurlar.Deze gaan voornamelijk 's nachts op zoek naar voedsel.
Kimi zaman yiyecek almak için bile paraları olmuyordu.Soms kregen ze geen eten.
Onların derin gagaları, küçücük yiyecek maddelerini süzerek almak için özelleşmiştir.De takblaadjes bedekken de kleine takjes dakpansgewijze.
Su ve yiyecek erzakları büyük ölçüde azalmıştı.Voedsel en water waren nog steeds schaars.
Yalnızca noel zamanı yer üstüne çıkabilir ve bol lifli yiyecekler yiyen çocuklara hediyeler dağıtır.Tijdens de kerstperiode brengen de Wichtelmännchen cadeautjes voor de personen die lootjes trekken.
Belize mutfağı Belize ülkesinde yaşayan farklı uluslar ve onların yiyeceklerinin bir karışımıdır.De Belgisch-Amerikaanse cuisine is iets wat Belgische Amerikanen over hun etnische verschillen verbindt.
Askerler kendisine yiyecek ve içecek önerir.Op die manier zouden ze zichzelf voedsel en drank verschaffen.
Kobaylar doğada bütün gün gizlenerek yiyecek ararlar.Meervallen zoeken overdag graag een schuilplaats op.
Kediler de köpekler gibi günde iki kez ve olabildiğince çeşitli yiyeceklerle beslenmelidir.Het is de gewoonte voor Joden om op deze dag zo veel mogelijk verschillende vruchten te eten.
Yiyecekleri tam olarak öğütemez.Op deze manier kan hij veilig eten.
New Orleans'a Katrina kasırgası sonrası yiyecek yardımında bulunmuştur.De orkaan Katrina heeft New Orleans achter zich gelaten.
Tavuklar çelik kasanın içerisinde bir hafta yaşamalarına yetecek kadar su ve yiyecek ile birlikte koyulacaktı.Ze hebben genoeg water en voedsel bij zich voor een week.
Çekirdeğinden de palmiye yağına benzer yiyecek yağ elde edilir.Zo heeft de gele roest (een schimmel) als tussenwaardplant de zuurbes (Berberis vulgaris).
Bunun sonucunda da ürün FDA'den (ABD ilaç ve yiyecek yönetim kurumu) onay alamadı.Hierbij werd ook een aankoopoptie bedongen, die door Aarhus GF niet werd gelicht.
Kirli yiyecek veya su yolu ile bulaşır.Hij jaagt in ondiep water of op drijvende vegetatie.
O günlerce yiyeceksiz idare etmek zorunda kaldı.Hij moest het dagenlang zonder eten doen.
Yiyecek bir şey istiyor musun?Wil je iets eten?
Hadi yiyecek bir şey alalım!Laten we iets halen om te eten!
Yiyecek bir şeyimiz yoktu.Wij moesten op een houtje bijten.
Yiyecek bir şey istemediğini düşündüm.Ik dacht dat je niets wilde eten.
Ona yiyecek bir şey ver!Geef hem iets te eten!
Man, mûcizevi bir yiyecektir.Żywienie Człowieka (stacjonarne).
Kimi zaman yiyecek almak için bile paraları olmuyordu.Czasem nie starczało pieniędzy nawet na wyżywienie.
Geceleri yiyecek aramaya koyulurlar.Nocą wychodzą w poszukiwaniu pożywienia.
Yiyecek ararken uzun mesafeler katedebilir.Przemierza duże odległości w poszukiwaniu pożywienia.
Hem bir vampir gibi kan hem de insan yiyecekleri ile beslenebilmektedir ancak tercihi kandır.Dziewczynka może żywić się krwią i ludzkim jedzeniem, jednak woli krew.
Çok az yiyecek ve içecekle uzun süreler dayanabilirdi.Potrafi przetrwać miesiące przy bardzo ograniczonym dostępie do wody i pożywienia.
Nüfusun çoğunluğunca her gün tüketilen bir yiyecektir.Poszukuje pożywienia przez większość dnia.
Bunların içinde yiyecek ve içecek buludunğu düşünülmektedir.Pozwólcie nam wziąć trochę jedzenia i picia!")
Tavuklar çelik kasanın içerisinde bir hafta yaşamalarına yetecek kadar su ve yiyecek ile birlikte koyulacaktı.Kury miały być zamknięte wewnątrz powłoki z dostępem do wody i jedzenia; przeżyłyby około tygodnia.
Artık zararlı yiyecekler hatta tuz bile yoktur.Nie ma w nim żadnych sztucznych domieszek ani konserwantów.
Şüphesiz zakkum ağacı günahkârların cehennemdeki yiyecekleridir.Po prawej stronie znajduje się scena zrzucania grzeszników w czeluści piekieł.
Gelenler Hakkâri'nin Benekli yaylasına yerleştirildi ve kendilerine uçakla yiyecek maddesi atıldı.Usunął bowiem postacie mężczyzn a w ich miejsce umieścił ogromne, gorejące słońce.
Ar jūs darysite man valgyti? : Bana yiyecek birşeyler yapacak mısın?Przykłady: Je vais manger. → Będę jeść.
Bunlarla zeminde yiyecek ararlar.Pożywienia szukają na ziemi.
Yemekte Bünyamin'e diğerlerinden beş kat fazla yiyecek servisi yapıldı.Zakaz spożywania mięsa dotyczył śród i piątków.
Asla ağızdan yiyecek içecek VERİLMEZ.Koktajli nie pije się nigdy do posiłków.
Simit (yiyecek): Bir tür susamlı yiyecek.Nabijana czarnym prochem (dymnym).
Koyunların yiyecek ve sudan başka bir kaygıları yoktu.We wsi nie było w ogóle ogierów i owiec.
Prato birçok yerel yiyecek ve yemek özelliklerine sahiptir.Nicea posiada kilka lokalnych potraw.
Yiyeceklerini, el gibi kullanabildikleri ön ayakları ile tutarlar.Podczas jedzenia pokarm trzymają w przednich łapkach.
Sonbaharda kış için yiyecek depolamak ve kışlık giyecek hazırlamak ile uğraşıyorlardı.Pozwolił na przysyłanie paczek żywnościowych i odzieży na zbliżającą się zimę.
Meyveler et, balık ve yumurta gibi gıdalarla birlikte sıkça tüketilen yiyeceklerdi.Owoce często łączono z mięsem, rybami i jajami.
Yiyecekler aracılığıya vücuda girerek, şiddetli kusma, ishal yapar.Położona była w lesie między drogą Pniewo – Przystań, a Jez.
Kobaylar doğada bütün gün gizlenerek yiyecek ararlar.Diugonie przybrzeżne są żarłoczne, jedzą przez cały dzień.
Süt ürünü yiyecekler.Wytwarza sok mleczny.
Bunların yanı sıra farklı nitelikte yiyeceklerin birlikte tüketilmemesine çok büyük özen gösterilirdi.Ważne też było, by nie mieszać ze sobą potraw o odmiennych właściwościach.
Onu kutsal bir yerde yiyecekler.Modliła się o nie pod świętym drzewem.
Bayramlarda cok yapılan yiyecekleriden biridir.Na nim znajdują się świąteczne potrawy.
Burnu yiyecek ararken toprağı karıştırmaya yarar.Przy czym potrafią dziobem rozkopywać ziemię w poszukiwaniu pokarmu.
Sonra ona yiyecek bir şeyler getirmesi için benim evimden birini çağırdım.Potem znalazł go pies, który przynosił mu pożywienie.
Bu çocuk topluluğu yiyecekleri çalarak veya avlayarak yaşayabilmekteydi.Chłopiec długo tułał się po kraju zdobywając jedzenie kradzieżą lub żebraniem.
Çamurlu arazilerde veya bataklıklarda yiyecek araştırırlar.Poszukuje pożywienia w zakrzewieniach lub na ziemi.
Sonra yanına oturttu ve hizmetlisinden yiyecek birşeyler getirmesini istedi.Poprosił, aby siostra przygotowała i podała mu jedzenie.
Yiyecek sıkıntısı baş gösterdi ve karaborsacılık yaygınlaştı.Ceny futer rosły, a populacja była intensywnie przetrzebniana.
Sevdiği yiyecek: geyik eti.Jego ulubioną potrawą są ogórki kiszone.
Su ve yiyecek erzakları büyük ölçüde azalmıştı.Zapasy jedzenia oraz wody pitnej szybko się wyczerpywały.
Bu yiyecek çok tuzlu.To jedzenie jest bardzo słone.