yiyecek ile cümle
yiyecek kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Dondurulmuş bazı yiyeceklerin çözülmesi uzun zaman alır.Для длительного хранения их можно заморозить.
Bu köylüleri üretebilmek için, yiyecek değil, altın gerekmektedir.Для выживания им не нужна пища, а только воздух.
Kadınlar, eş ve çocuklarına yiyecek getirmek için ancak qargiye uğrarlar.Они учинили расправу над мирными жителями, угнали в плен женщин и детей.
Yiyecek hazırlayanlar, çünkü başkalarına bulaştırma olasılığı daha yüksektir.Некоторыми рекомендуется к употреблению, но у других вызывает расстройство пищеварения.
Burnu yiyecek ararken toprağı karıştırmaya yarar.В поисках пищи активно взмучивают грунт.
İlaç ve yiyecek endüstrisinde kullanılır.Используется в медицине и пищевой промышленности.
Ayrıca çok lezzetli yiyecekler yapar.Умеет делать вкусную пиццу.
Marmelat, meyvelerden yapılan tatlı yiyecek.Мармела́д (от фр. marmelade) — кулинарный продукт, приготовленный из фруктов, варёных с сахаром.
Yetişkin balinalar günde 1.800 kiloya kadar yiyecek tüketirler.Взрослая особь гренландского кита может потреблять ежедневно до 1,8 тонн пищи.
Sonbaharda kış için yiyecek depolamak ve kışlık giyecek hazırlamak ile uğraşıyorlardı.В зимнее же время изготавливали одежду и обувь.
Karnın üzerinde sürüneceksin ve ömrün boyunca toprak yiyeceksin.Она питается термитами и проводит под землёй почти всю свою жизнь.
Ancak yiyeceklerin gereğinden fazla bir süre ızgara üzerinde bırakılmaması gereklidir.Только в этом случае вина могут храниться в течение долгого времени.
Kızartılan yiyecekler çoğunlukla uzun süre saklanabilir.При отцветании кисти зачастую могут удлиняться.
Baş aşağı iken yiyecek yutma.Питаются у самого дна.
Bunlarla zeminde yiyecek ararlar.Пищу ищут на поверхности почвы.
Onu kutsal bir yerde yiyecekler.Молебен в священной роще
Dişi yavruları emzirirken, erkek kendisi ve yuvada kalan dişi için yiyecek temin eder.Во время насиживания яиц самец кормит самку и птенцов.
Şehirde çok yiyecek saklı bulunuyordu.В городе сохранилось множество достопримечательностей.
Yiyecek arama genellikle günlük olarak idare edilir.Время выхода в эфир обычно дневное.
Rosenfeld, yaklaşık 30 yıldır yiyecek içecek endüstrisinde çalışıyor.Отец Рустема около тридцати лет проработал в энергетической отрасли.
Şehirde elektrik ve su şebekeleri çalışmaz haldedir ve kentte yiyecek sıkıntısı başgösterir.В лагере не хватало продовольствия и воды, начался массовый падёж лошадей.
Kahvehanelerde genellikle küçük çaplı yiyecekler ve hamur tatlıları ya da pastalar bulunur.К кофе иногда подают сладости, например, печенье или плюшки.
Meksika mutfağının en yaygın temel yiyecekleri mısır ve fasulyedir.Одними из основных продуктов азиатской кухни являются рис и лапша.
Üzüm ve dut yiyecekleri çok ünlüdür.Молоко и продукты из него очень популярны.
Yiyecekleri dokunarak bulmak için.В поисках пищи.
Oysa bu toplumda yiyecek hırsızlığının cezası ölümdür.За предательство в банде — смерть.
Böbrekleri de değerli bir yiyecektir.Для нас вредители — прекрасная еда.
Cephane ve yiyecek sıkıntısı had safhadadır.Было тяжело с продовольствием и боеприпасами.
Flia, (fli veya flija), Arnavutluk ve Kosova mutfağından bir tür hamurişi yiyecektir.Флия (алб. flia или fli, также устар. flija) — блюдо албанской, а также косовской кухни.
Örneğin giysi, yiyecek veya benzeri ihtiyaçlarda sihirle yardım ederler.Она ассоциировалась с колдовством, ядами и т. д.
Bazı dinozorlar ot, bazıları da et yediklerinden yiyecek sıkıntısı çekmediler.Динозавры не вымерли и очень хотят кушать.
Bazı yiyecekler kızartma esnasında çok miktarda yağ emerler.Лапшу недолго жарят в большом количестве масла.
Yağ, Giyim ve Yiyecek sanayisi en önemli yer tutar.Жизнь, пища, одежда — всё самое простое.
“Yiyecekleri bitince atlarını yemek zorunda kaldılar, anlaşma koşulları rica ettiler.”وعندما نفد الطعام بدأ المحاصرون بأكل خيولهم، ثم أجبروا على طلب شروط للاستسلام."
Hastaya yiyecek ya da içecek hiçbir şey vermeyin.لا تعطي أي شيء للمريض كتناول الطعام أو الشراب.
Dişi geceleyin yavruları emzirip gündüzleri yiyecek arar.ويقسم الله – سبحانه - بهاتين الآتين : الليل والنهار .
MSG, 100 yıldan daha uzun bir süredir yiyeceklere lezzet vermek için kullanılmaktadır.تم استخدام MSG بأمان على مدى أكثر من 100 عام في تتبيل الطعام.
"Yiyeceklere monosodyum glutamat eklenmesi yaşlıların sağlık durumunda iyileşme sağlayabilir mi?"."هل يمكن للمكملات الغذائية القائمة على الغلوتامات أحادية الصوديوم تحسين صحة المسنين؟".
Yılın ılık aylarında yiyecek boldu.وكان الغذاء وفيرًا خلال الأشهر القليلة الدافئة من السنة.
"Umami tadının tekrarlayan testlerde tuz oranı düşük olan yiyecek öz sularının lezzetine etkisi"."تأثير طعم أومامي على جودة طعم الحساء قليل الملح خلال الاختبارات المتكررة".
Geleneksel yiyecekler ikram edilir ve tütsü ve kağıt yakılır.الطقوس عادة ما تشمل الوجبات التقليدية و حرق بخورا و جوس الورق.
Birçok İsviçreli rösti'yi ulusal bir yiyecek olarak kabul eder.العديد من الشعب السويسريِ يَعتبرُ الروستي هو الصحن الوطني.
Birlikte, hayatta kalmak için yiyecek çalarak idare ettikleri geçici bir aile oldular.وعملوا معاً لسرقة الغذاء للبقاء على قيد الحياة، وأصبحوا أسرة مؤقتة.
Siz, Cehennemde mutlaka zakkum ağacından yiyeceksiniz.(أفرأيتم النار التي تورون).
Sevdiği yiyecek: geyik eti.الأطعمهـ التي يحبها : الكحولـ .
Sonbaharda kış için yiyecek depolamak ve kışlık giyecek hazırlamak ile uğraşıyorlardı.وقد كان الخريف فترة انشغال نظرًا لضرورة تخزين المواد الغذائية وتجهيز الملابس لفصل الشتاء.
Yiyecekler doğru şekilde pişirilerek ve yemekten önce eller yıkanılarak hastalıktan korunulur.تتم الوقاية بالطبخ الجيد للطعام وغسل اليدين قبل الطبخ.
Buğday yok, tarlalar kuru, hiçbir yiyecek kalmadı" diyordu.نحن لا نعرف أين نحن، المياه أصبحت خضراء، لا بيضاء."
Kalede bol miktarda yiyecek vardı.كمية الإنتاج في القلعة.
Yiyecek fazlalığı ve nüfus yoğunluğu iş gücünün artmasına ve farklı alanlara yayılmasına imkan sağladı.ان وفرة الطعام وكثافة السكان جعلت تقسيم العمالة أمر ممكن.
Yiyeceklerini ağızlarına götürmek için ellerini kullanırlar.تُستخدَم الشفاه لتناول الطعام داخل الفم.
Nüfusun çoğunluğunca her gün tüketilen bir yiyecektir.وكانت البطاطس تؤكل في كثير من الأحيان في كل وجبة، كل يوم من أيام الأسبوع.
Şehrin ekonomisi yiyecek ve tekstil endüstrisine dayanır.تعتمد المدينة في اقتصادها على تجارة المواد الغذائية و الصناعات النسيجية.
Bunun sonucunda da ürün FDA'den (ABD ilaç ve yiyecek yönetim kurumu) onay alamadı.الا انه لم ياخذ الموافقة من قِبل إدارة الاغذية والدواء الأمريكية .
İnsanlar açtıkları çukurlara büyük bir hayvan postu döşüyor ve içine koydukları yiyecekleri haşlıyorlardı.سيأكل العديد من الصيادين الطعام الذي يصطادونه في المكان الذي وجدوه فيه.
Ayrıca yüksek yerlere tırmanmayı sever ve en sevdiği yiyecekler yumurta ve salatalıktır.وهو قط يحب الأماكن المرتفعة والسباحة والأهم عنده هو الأكل.
Bunların yanı sıra farklı nitelikte yiyeceklerin birlikte tüketilmemesine çok büyük özen gösterilirdi.وكان أيضا من الأهمية الحيوية ان الطعام ذو الخصائص المختلفة لا يتم خلطه.
Bu maddeler solunum yolu ile alınabildiği gibi, ciltten temas ya da yiyecek şeklinde ağızdan da alınabilir.يأتي على شكل قرص يؤخذ عن طريق الفم، مع الطعام أو بدونه.
Kış süresince kıyıda balıkçılık yapan gruplar iç bölgelere avlanmaya ve yiyecek bulmaya geliyordu.وخلال فصل الشتاء كانت مجموعات الصيد الساحلي تتحرك نحو الداخل للصيد وجمع المواد الغذائية الطازجة والفراء.
Bunlarla zeminde yiyecek ararlar.وغالبًا ما تبحث عن طعامها على الأرض.