Ana içeriğe geç
Sözlük

yiyecek ile cümle

yiyecek kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Su ve yiyecek erzakları büyük ölçüde azalmıştı.Allerdings waren die Nahrungs- und Wasserreserven sehr gering.
Eğer Gollum kazanırsa Bilbo'yu yiyecektir.Sollte er jedoch verlieren, so will Gollum ihn fressen.
(Yemek yiyecek (mi)sin?)(Tust du noch etwas essen ?)
Bölgede yiyecek sıkıntısı başladı.Die Ernährungswende beginnt in der Stadt.
Eve çoğu gün tek lokma yiyecek girmez.Zeitweilig gab es im Hause tagelang nichts zu essen.
Şehirde çok yiyecek saklı bulunuyordu.In der Stadt wurde eine bedeutende Menge an Datteln produziert.
Bu hareketleri onu nehirde yiyecek arayan bir kuğuymuş gibi gösterir.Sie warnten ihn davor, Fisch aus einem bestimmten Fluss zu essen, der auf dem Weg lag.
Yiyecekler hesaplı ve kanılı harcanırdı.Einfach sei die Kost gewesen und dabei stabil.
Bazı yiyecekleri bambu sepetlere koyarak buharla pişirirler.Man kann sie auch zusammen mit Bambussprossen kochen.
Az yiyecekle yetinip, her türlü iklim şartlarına dayanırlar.Alle Kulturen sind möglich, die mit den Wetterbedingungen zurechtkommen.
Hamsi ekmeği başta olmak üzere bütün yiyeceklerin hamsili çeşitleri mevcuttur.Diese werden zu Beginn jeder syrischen Mahlzeit gereicht.
Keyman yöreye özgü yiyecektir.Heiligenhaus gab Gebietsteile an den Stadtkreis Essen ab.
Farklı yiyecekler açlık barını farklı oranlarda doldurur.In der Folge litten verschiedene Teile Gabuns unter Hungersnöten.
Kediler de köpekler gibi günde iki kez ve olabildiğince çeşitli yiyeceklerle beslenmelidir.Gefüttert werden die Vögel normalerweise zweimal täglich mit Getreide, das mit Grünfutter ergänzt wird.
Farklı amaçları doldurmak için farklı türde yiyecek macunları vardır.Für unterschiedliche Zwecke müssen verschiedene Warenkörbe definiert werden.
Bu nedenle birçok yiyecek türü cam malzemeler içinde saklanır.Alkohol ist daher in vielen Lebensmitteln als Zutat aufgeführt.
Bir insan yiyecekler ile birlikte yılda ortalama bir ilâ iki damla karminik asit tüketmektedir..Der durchschnittliche Mensch verbraucht ein bis zwei Tropfen Karminsäure jedes Jahr mit der Nahrung.
"Artı" terimi, yiyecek ve içeceklerde düzenlenmiş bir terimdir.So sorgte der Landvogt auch für Speise und Trank.
Düğünlerde, ev davetlerinde yapılan bir yiyecektir.Das Essen ist eine Angelegenheit, die zu Hause stattfindet.
Fakat Dulcamara karnını yiyecek ve içecekle doldurmak amacıyla dışarıda kalmıştır.Das Gelege wird nur zur Nahrungsaufnahme und zum Trinken verlassen.
Onu yiyecek ve içecekler sunar, evine dönmesi için yardım eder.Dabei isst und trinkt er ein bisschen zu viel, so dass die Gastgeber ihn nach Hause fahren.
Vlas açlıktan ölmek üzereyken domuzun sahibi yaşaması sağlamak için gizlice yiyecek vermiştir.Als Waise verdingte er sich als Schweinehirt um überleben zu können.
Lütfen bana yiyecek bir şeyler verin.S'il vous plaît, donnez-moi à manger.
Anne, yiyecek bir şey yapıyor.Maman fait à manger dans la cuisine.
Yiyecek bir şey istiyorum.Je voulais quelque chose à manger.
Bu yiyecek çok tuzlu.Cette nourriture est trop salée.
Bu yiyecek gerçekten lezzetli.Ce repas est vraiment délicieux !
Yiyecekler sıcak havada hızlıca bozulur.La nourriture s'avarie rapidement sous un climat chaud.
Ben bu tür yiyecek yiyemem.Je ne peux pas manger ce genre de nourriture.
Hadi yiyecek bir şey alalım!Allons prendre quelque chose à manger !
Hangi yiyecekleri genellikle parmaklarını kullanarak yersin?Quels sont les aliments que tu manges habituellement avec les doigts ?
Air France ile uçarsanız, iyi yiyeceksiniz.Si vous volez avec Air France, vous mangerez bien.
Bu gece kiminle akşam yemeği yiyeceksin?Ce soir, tu vas dîner avec qui ?
Belki de hayatımda ilk defa yiyecekten bu derece etkilendim.C'est peut-être la première fois de ma vie que je suis autant impressionné par de la nourriture.
Yiyecek satın alacağım.J'achèterai à manger.
Şüphesiz zakkum ağacı günahkârların cehennemdeki yiyecekleridir.Atechgah (en azéri : Atəşgah) est le temple des adorateurs du feu.
Sonra ona yiyecek bir şeyler getirmesi için benim evimden birini çağırdım.Alors j'ai appelé quelqu'un chez moi pour lui rapporter à manger.
Zekeriyya Meryem'in bulunduğu mihrâba her girdiğinde onun yanında yiyecek, rızık buldu.Chaque fois que Zechariah entrait dans la chambre de Maryam, il trouvait auprès d'elle de la nourriture.
"Yeteri kadar yiyecek olmayınca insanlar açlıktan ölür.Quand il n’y a pas assez de nourriture, des gens meurent de faim.
Bazı hayvanlar satılmak üzere çalındı, kimileri yiyecek niyetine öldürüldü.De nombreux animaux ont été tués pour être mangés.
Günün 9 - 10 saatini yiyecek aramayla geçirirler.Il passe environ six heures par jour à la recherche de nourriture.
Simit (yiyecek): Bir tür susamlı yiyecek.Duite (n.f.) : un rang de trame.
Onu yiyecek ve içecekler sunar, evine dönmesi için yardım eder.Il mangera et boira à son retour!
Ayrıca diğer yırtıcıların yiyeceklerini de çalarlar.Il peut également voler la nourriture d'autres rapaces.
Günün geri kalanını birbirlerinden ayrı olarak yiyecek aramakla geçirirler.Il passe le reste de la journée à la quête de nourriture.
Bu yiyecek yörede genellikle hastalara çabucak bir şeyler vermek için yapılır.La bouillie est donc souvent donnée à manger aux malades.
Geceleri telaş içinde yiyecek ararlar.Ils s'activent plus la nuit en quête de nourriture.
Hüküm verileceği gün, öteki tanrılar onu tutarlar ve yumuşayan Anum, ölümsüzlük yiyecek ve içeceğini getirtir.Le jour où le radeau met les voiles, Sun donne à Jin un guide de conversation qu'elle a écrit pour lui.
Babası Dallas Cowboys'ta yiyecek ve içeceklerden sorumlu müdür yardımcısıydı.Son père a travaillé comme assistant aux Cowboys de Dallas.
MSG, 100 yıldan daha uzun bir süredir yiyeceklere lezzet vermek için kullanılmaktadır.Le glutamate monosodique est utilisé depuis plus de 100 ans pour assaisonner les aliments.
En sevdiği yiyecek barbunya ezmesidir ve tatlı patateslerin üzerine tereyağı koymayı sever.Sa nourriture préférée est la pâte de haricots rouges, et elle aime mettre du beurre sur les patates douces.
Onu kutsal bir yerde yiyecekler.Il part ensuite en Terre Sainte.
Yiyecekler ve diyetler hayatınızda büyük bir öneme mi sahip?Toi et tes mercenaires vous êtes veinards hein ?
Yiyecek aramak için dolaşırlar, ancak kaynağı bulduklarında ona yakın yerleşirler ve hareketleri azalır.En descendant, ils trouvent un verger abandonné par un moine, s'y établissent et mangent leurs lamas.
Muz çeşitleri Orta Afrika mutfağının ortak yiyeceklerindendir.La cuisine centrafricaine est une cuisine d'Afrique centrale.
Bu da yiyecek ihtiyacını karşılar.C’est aussi une nourriture nécessaire.
Artık zararlı yiyecekler hatta tuz bile yoktur.Il n'y a pas eu de blessé ni d'écoulement de pétrole.
Su ve yiyecek erzakları büyük ölçüde azalmıştı.La qualité et la quantité de nourriture a rapidement diminué.
Yiyecek ayrımı fazla yapmazlar.Bien varier la nourriture.
Hastaya yiyecek ya da içecek hiçbir şey vermeyin.Ne rien donner à manger ou à boire à la victime.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod