Bire bir İsviçre kulübü yetkilileriyle görüştüm.Spolupracuje s Jihočeským klubem Obce spisovatelů.
9 Temmuz 2001'de Şamba'ya Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçisi diplomatik rütbesi verildi.10. dubna 2003 obdržel diplomatickou hodnost mimořádného a zplnomocněného velvyslance.
Amerikalı yetkililer sonrasında uçağa Rusya'dan ateş edildiğini söyledi.Sovětští vyšetřovatelé napsali, že letoun byl podle nad Západním Německem sestřelen.
Böylece iki yıl zarfında tüm yetkileri elinden alındı.Jeho nápadem bylo na dva roky pozastavit placení veškerých dluhů.
1920 yılında Türkiye ve İran'da Sovyet Rusya'nın tam yetkili temsilcisi görevine getirildi.Po splnění tohoto úkolu sloužil v roce 1920 jako sovětský vyslanec v Turecku a Íránu.
Birleşmiş Milletlerdeki veto yetkisi de bu konferansta kararlaştırıldı.V tomto období byla právo národů na sebeurčení zakotveno v Chartě OSN.
Seçimlere muhalefet etme yetkisi sadece Komünist Parti ve onun organizasyonlarına verildi.Toto rozdělení platilo pouze pro účely voleb a místní samosprávy.
1924 Anayasası yargı yetkisini bağımsız mahkemelere vermiştir.1942 Nejvyšší soud potvrdil soudní pravomoci vojenského tribunálu.
Cumhurbaşkanının yetkileri sınırlı olacaktı.Povinnosti prezidenta budu vykonávat čestně.
Yönetimi merkezîleştirme, özel yetkileri kısıtlama ve vergiyi yeniden getirmesi ile itibar kazanmıştır.Zasloužil se o centralizaci správy, omezil různé výsady, a zrevidoval výjimky z pozemkové daně.
Yönetici, bütün siyasî yetkileri tek başına elinde bulundurur.Prezident soustřeďuje ve svých rukou veškerou exekutivní moc.
Hayvanat bahçesi yetkililerinin onu canlı tutmasının hayvan koruma mevzuatına aykırı olduğunu belirtti.Tím, že jej udržela naživu, Zoo porušila legislativu o ochraně zvířat.
Bütçe konusuna ilişkin olarak ise, Avrupa Parlamentosu, Konsey ile yetkileri paylaşır.Parlament rozhoduje o rozpočtu Evropské unie společně s Radou Evropské unie.
Bu dönemde halife, hiçbir siyasi yetkiye sahip değildir.Churchill navíc neměl takovou moc, nezastával v té době žádnou politickou funkci.
Geri kalanlardan yedi proje de yetkililerden uygunluk belgesi aldı.Zbylé tři výše jmenované instituce měly získat poradní hlas.
Yargılama yetkisi mahkemeler tarafından kullanılmaktadır.Rozhodování soudu se děje prostřednictvím soudců.
Ayrıca yasama görevi de meclis ile başbakanın ortak yetkisindedir.Pravomoci však sdílí s úřadem premiéra.
Mustain bu sultanlık yetkilerinin pek kalıcı olacağını düşünmemekteydi.Stěží by se nadál, že jeho selanka bude mít tak krátké trvání.
Sovyet yetkililerin Ermeni yanlısı tavırları görüşmeleri verimsiz kılmaktadır.Praktiky jako gerrymandering však volby dělají nespravedlivé.
Bununla birlikte, çeşitli üst düzey Rus yetkililerine bir dizi suikast girişiminde bulundu.Zde organizoval řadu pokusů o atentát řady ruských vysoce postavených důstojníků.
Kongre tüm yasama ve yürütme yetkilerini Halk Temsilcileri Konseyine devretti.Jejich legislativní a exekutivní pravomoci byly přeneseny na Generální radu.
Buz bölgesinde yetkilidir.Oblast je bohatá na ledovce.
Yetkililer hâlâ ölüm nedenini araştırmaktadır.Doktor také zjišťuje okolnosti své smrti.
Haberde, Amerikalı bir istihbarat yetkilisinin söyledikleri kaynak olarak gösterilmişti.Dle některých pramenů mu v útěku měla pomoci zpravodajská služba USA.
Kongre Örgütün Tüzüğüne göre EUROSAI Kongresi, örgütün en yetkili organıdır ve tüm üyelerden oluşur.Kongres je vrcholným orgánem EUROSAI a zúčastňují se ho zástupci všech členů organizace.
Yürütme yetkisi hükümet tarafından uygulanır.Exekutivní moc je vykonávána vládou.
Yalnızca yetkili cihazların içeriği oynatılır.Je povoleno pouze používání magnézia.
Cuddy House'un klinikte çalışması karşılığında yetkiyi geri verir.Cuddyová od House vyžaduje, aby trávil více času v klinice pro veřejnost.
Sözcü, bir kuruluş veya kişi adına konuşma yetkisi olan kişidir.Mluvčí nebo tiskový mluvčí je někdo, kdo je pověřen mluvit jménem firmy, jiné organizace nebo osoby.
Yine de en büyük yetki Fransız genel valide bulunmaktaydı.Ducha byl nejvyšším francouzským řádem.
Gürcistan silahlı kuvvetleri Gürcistan Savunma Bakanlığı'nın yetkisi altında bulunmaktadır.Pevnost Vincennes využívá ministerstvo ozbrojených sil.
Yetkililer gizli bir FBI ajanı ile Anna Chapman'a tuzak kurdular.Tajný agent FBI vlákal Chapmanovou do pasti.
Her iki tüzel kişiliğin de yetkileri ve sorumlulukları vardır.Oba manželé mají stejná práva a povinnosti.
Olanları yetkililere anlatmaya çalışırlar.Úřadům ale nic neoznámili.
Aşırı sağ Almanya Ulusal Demokratik Partisi (NPD)'nin yetkilisi Wulf Dieter Burwitz ile evlenmiştir.Gudrun se provdala za novináře Wulfa Dietera Burwitze, funkcionáře bavorské sekce krajně pravicové strany NPD.
Prensin siyasi yetkileri hayli geniştir.Pravomoci panovníka jsou stále formálně rozsáhlé.
Ruanda yetkilileri çeşitli cezalara çarptırılmışlardır.Rodčenkov je v Rusku obviněn z několika trestných činů.
İmparatorun birçok yetkilerini sınırladılar.Byla výrazně omezena moc císaře nad celou říší.
Bu açıklamalardan sonra Kuzey Kore yetkilileri bu suçlamaları reddettiler.Přes intervence indických úřadů norský stát odmítal poskytnout jakékoliv vysvětlení.
Vergi toplama yetkileri de bulunur.Pracovní sílu lze také najímat.
Ancak, Swazi geleneklerine belli ölçüde bağlıdır ve mirasçısı seçme yetkisine sahip değildir.Cu toate acestea, el este legat de o anunită tradiție swazi și nu are autoritatea de a-și alege moștenitorul.
Speer birkaç Nazi yetkilisi ile beraber gözaltı merkezlerine götürüldü ve sorguya çekildi.Speer a fost dus în cîteva centre de internare pentru oficialii naziști și a fost interogat.
Yasadışı yolsuzluğu oluşturan faaliyetler ülkeye veya yargı yetkisine bağlı olarak değişmektedir.Activitățile care constituie corupție ilegală diferă în funcție de țară sau jurisdicție.
Saldırıda ABD'nin Libya büyükelçisi Christopher Stevens ve diğer üç Amerikalı yetkili öldürüldü.Christopher Stevens, ambasadorul SUA în Libia, și alți 3 americani din Benghazi au fost uciși.
Soruşturmayı Fransız yetkililer yürüttü.Informația a fost confirmată de autoritățile franceze.
Alaylar ve tümenler arası iletişim, yetkin olmaktan uzaktı.Interacțiunea dintre regimente și divizii era departe de a fi fost perfectă.
Krala ait yetki ve gücü tam olarak üstlenmeden önce yerine getirilmesi gereken iki şey daha vardı.Alte două acte trebuiau să se desfășoare înainte de investirea sa cu autoritate și putere regală completă.
Nihayet Eylül 1967'de, Sovyet yetkililer Kırım Tatarları ile ilgili yapılan suçlamaları düşürdü.În septembrie 1967 autorităție sovietice anulează acuzația împotriva poporului tătar crimeean.
Başkanın veto yetkisi vardır.Președintele are drept veto asupra legislației.
28 Temmuz 2015'te stadyuma Hırvat futbol yetkilileri tarafından lisans verildi.Pe 28 iulie 2015, stadionul a fost omologat și pentru meciurile de fotbal de către autoritățile croate.
Roma Senatosu, M.Ö. 241 yılı için kendisin Promagistra yetkisi vermiştir.Senatul i-a oferit funcția de proconsul în 241 i.en.
Yargılama yetkisi mahkemeler tarafından kullanılmaktadır.40. - Puterea judecătorească se exercită de organele ei.
2008'de santral yetkilileri CONSTOR depolama varillerini bu amaçla kullanma niyetlerini açıkladılar.Conducerea centralei nucleare și-a anunțat în 2008 intenția de a folosi butoaie de tip COSTOR în acest scop.
Karşı istihbarat soruşturmaları, yasal yetkiler çerçevesinde FBI ile yakın işbirliği içinde yürütülmektedir.Departamentul de Justiție a realizat o ancheta complexă prin intermediul FBI.
Olağandışı magistraların olağan magistraların üstünde yetkisi vardı.Ei erau superiorii magistraților obișnuiți.
Cumhurbaşkanının yetkileri sınırlı olacaktı.Funcțiile puterii erau limitate.
Yasama yetkisi hem hükümet hem de parlamentoya aittir.Puterea legislativă o dețin împreună guvernul și parlamentul.
Bankaya para basma yetkisi bile verilmiştir.Băncii i s-a acordat o autorizație de funcționare generală.
Partinin en yetkili organı parti kongresidir.Autoritatea supremă în interiorul organizației este Congresul.
Uzlaşma, mahkemenin yetkilerinden de genişti.Ea a preferat să stea departe de funcțiile Curții.