Bu hareket yavaş yavaş yayılmaya başlar.Tento sen se začal pomalu naplňovat.
Bu sırada İran Şiiliği, ulusal kimliğin dinsel alanda ortaya çıkışı olarak yavaş yavaş kendini gösterdi.V této době se začala utvářet ukrajinská etnicita, která se postupně proměnila v národní vědomí.
Kaynak gerilimi 0 volttan başlayarak yavaş yavaş arttırılır.Výsledné napětí vzroste z nuly na maximum.
Öğrenirken hatasız ve yavaş çalışmak esastır(değişmez kuraldır).Ten sotva slyšitelným a sípavým hlasem odpověděl: „Ano“ a vzápětí ztratil vědomí.
Çünkü diğerleri hızlı biz ise yavaşız.Některé prvky se rozpadají rychle, jiné zase velmi pomalu.
Sonra, o ve başkaları yavaş yavaş birçok gökada saptamaya başladılar.Naopak u prostých a chudých lidí byl velice oblíbený.
Bu zehirin yayılmasını durduracak veya yavaşlatacaktır.Jeho růst se tím zpomalí nebo zastaví.
Çabas, sakin, yavaş, uysal, durgun, mutedil demektir.Znamená lehce, volně, zvolna, klidně.
Amacına erişmiş ve kendi halkını yavaşlatmayı başarmıştır.Skupina dosáhla svého cíle a načase její existenci ukončit.
Çocuklar yavaşça açılmaya başlamışlar.Lidé je pomalu začali odvážet.
Bitinya dönemi, Beykoz’un yavaş yavaş gelişmeye başladığı bir dönemdir.Žil v době, kdy Byzanc pomalu skomírala.
Yavaş dönüşü muhtemelen, belirgin manyetik alanın olmamasını sağlar.Pomalá rotace také pravděpodobně přispívá k nedostatečnému magnetickému poli planety.
Ancak, sefer yavaş ilerledi.Ale postupně se propracovával dopředu.
Yapmaya değer bir şey varsa onu yavaşça yapmaya da değer.Ale když už něco pronese stojí to za to.
Müzik derin bir yoğunluk taşır ve yavaş tempoda bir seviyededir.Hudba je rázná, energická, v pochodovém rytmu.
Bunu hükümetten yavaş yavaş ayrılan diğer partilerin temsilcileri izledi.Tím skončilo období nepřetržité vlády liberálně demokratické strany v zemi.
Arıcılık, yavaş yavaş olsa da gelişmektedir.Stárnutí je zpomaleno, ne však zcela zastaveno.
Show 2004 yılının Eylül ayında yayına girdi ve yavaş yavaş izleyicilerin ilgisini çekti.Seriál měl premiéru v říjnu 2007 a rychle se stal oblíbeným.
Burada her şey yavaş yavaş aydınlanmaya başlar.Ovšem během pobytu začnou všechny lži vycházet postupně najevo.
Cleveland yavaş bir ses tonuyla konuşur.Neoféma žlutobřichá se ozývá měkkými zvonivými tóny.
Fakat diğerlerinin aksine ipek daha yavaş bir yayılım göstermiştir.Před znělými souhláskami jsou naopak samohlásky mírně prodloužené.
Çevrenizdekiler hızlanırken siz yavaşlarsanız bizden birisiniz demektir.Když nad některými přejedete, zaznamená se váš pohyb.
Bu nedenle çok yavaş ve dikkatli hareket etmekte idi.Chodí pomalu a ostražitě.
Bu şekilde enerji dışarı doğru çok yavaş bir hızla ilerler.Tento přenos energie je velmi pomalý.
Gemi bakteriler sonucunda yavaşça adeta eriyordu.Postupně bakterie pronikala na další kontinenty.
Bir aracın tüm lastikleri delinse bile, yavaş yavaş tekerlekler üzerinde gitmeye devam edebilmektedir.Střechu bylo možné natáhnout i za pomalé jízdy.
Criss'in davul çalmasında yavaşlamalar görülüyordu ve davulcu bazı konserlerde durmak zorunda kalıyordu.Miranda si při tom zlomila kotník, ostatní koncerty byly zrušeny.
Vücut sularını yavaş yitirir ve 10 dakikada yaklaşık 60 litre su içerek kaybettiği ağırlığı yeniden kazanır.Tuto ztrátu dokáže rychle vyrovnat během asi 10 minut tím, že vypije velké množství vody.
Bu yıldız bir Simbiyotik Mira ve çok yavaş novadır.Kostel je pozoruhodnou symbiózou romantismu a moderny.
Kış uykusuna yatmazlar ama hareketleri çok yavaşlar.V zimním období nehibernuje, jen snižuje aktivitu.
Ağaçların boyları kısa ve büyümeleri çok yavaştır.Nové stromy se špatně pěstují a rostou velice pomalu.
Aynı zamanda bir Tazmanya canavarı hayatı boyunca yavaşça büyüyen tek bir takım dişe sahiptir.Un diavol tasmanian are, de asemenea, un set de dinți care cresc lent pe tot parcursul vieții sale.
Çok yavaş.Este extrem de încet.
Daha büyük tümörlerin büyümesi kemoterapi ve radyoterapi ile yavaşlatılabilir.Creșterea tumorilor mai mari poate fi încetinită prin chimioteraprie și radioterapie.
O öyküde de, benzer bir "tırpan" anlatıcının başını yavaş ve komik biçimde koparır.În acea povestire, o „coasă” similară retează încet (și comic) capul naratorului.
Abisi, Don Felipe'nin beyinsel yavaşlığı ve epilepsisi vardı.Fratele lui mai mare Don Felipe a fost sărit de la succesiune din cauza retardului mental și a epilepsiei.
2003 yılında, önkolunda üç tane kare dövme yaptırdı, bunların içini yavaş yavaş dolduracağını açıkladı.În 2003, și-a tatuat trei pătrate pe antebrațul drept, pe care, a explicat el, le va umple cu timpul.
Dahası birçok karşı taarruz ve geniş mayın tarlaları piyadenin ileri harekâtını yavaşlattı.De cele mai multe ori, contraatacurile numeroase și desele câmpuri minate au încetinit progresele infanteriei.
Yavaşça acele et!Haide mai repede!
Atlardan daha yavaşlardır.Creșterea cailor.
Arap-Yahudi şiddeti, İngilizlerin yavaşça bölgeden çekilmesiyle 1948 baharında yükselişe geçti.Violențele arabo-evreiești au crescut în primăvara din 1948 odata cu retragerea treptată a trupelor britanice.
Bir gizem duygusunun bulunduğu şarkı, yumuşak ve yavaşça çalan bir piyano ile başlamaktadır.Piesa învăluită în mister începe ușor și încet, cu clapele unui pian.
Kültür birikimli ilerlemekle birlikte, çok yavaş bir değişim geçirir.Ele nu își schimbă poziția decât printr-o evoluție extrem de înceată.
Bir zaman sonra, imparatorluk bölgesel üstünlüğünü yavaş yavaş kaybetmeye başladı.Ulterior, localitatea a pierdut treptat privilegiile.
Nokta seçildi çünkü yolun eğriliği aracı yavaşlamaya zorladı.Acel loc a fost ales deoarece mașina urma să încetinească în curbă.
Hastalık yavaş gelişir ve kronik karakterlidir.Evoluția bolii este cronică, lentă.
Temizlik ve hijyeni geliştirmek de hastalığın yayılmasını yavaşlatır.De asemenea, luarea măsurilor pentru sporirea curățeniei și a salubrizării va diminua răspândirea acesteia.
Rusya'ya dönüş seyahati çok yavaş bir şekilde gelişmeye başladı.Arbitrajul Rusiei progresa foarte încet.
Yol üzerinde, en hızlı tanklar ortalama zırhlı tekerlekli araçlardan daha yavaş değildirler.Pe șosea tancul cel mai rapid nu este mai lent decât un vehicul de luptă proiectat să atingă o viteză medie.
Emir'in ölümünün ardından, Cebel-i Şemmer yavaş yavaş çöküşe geçti.După asasinarea lui Abner, puterea lui Isboșet a devenit tot mai mică.
Yapmaya değer bir şey varsa onu yavaşça yapmaya da değer.Poate chiar îndeajuns de bun încât merită să aplauzi lent.
Eski dünyanın yetiştirdiği bilginler yavaş yavaş yok olmuştur ama birkaçı hala hayattadır.În următoarele zile inginerul nu mai mănâncă aproape nimic, dar, cu toate acestea, continuă să crească.
Fakat müzakereler yavaş gitmekteydi.Procesul de colectivizare însă a decurs lent.
Yörüngenin değişmesine bağlı olarak CVZ'nin konumu yaklaşık olarak sekiz hafta içinde yavaşça değişir.Datorită precesiei orbitei, poziția zonei se deplasează de-a lungul unei perioade de opt săptămâni.
Bu dönemde ventriküler anevrizmanın genişlemesi yavaştır.Treptat, luteranismul se răspândește.
Bu kanat saldırısı sonrasında Alman ilerleyişi daha da yavaşladı.Și pe celelalte direcții de atac, înaintarea germană a fost încetinită.
Bu karışıma yavaş yavaş yoğurt eklenir, gerektiği kadar sulandırılır.Ceea ce este important este ca yo-yo-ul să urce și coboare de cât mai multe ori.
Yavaş hareket ederler.Treptat se însingurează.
Kara delikler Hawking ışımasıyla oldukça yavaş şekilde buharlaşırlar.Oricum, găurile negre se evaporă ușor prin emiterea de radiație Hawking.
1938 başından itibaren yapılan hukuksuzluklar yavaş yavaş anlaşılmaya başlandı.Cazematele construite începând cu 1938 erau mult mai puternice.