Antik çağda, masalarda yatmak gelenekseldi.In der Antike war es üblich, sich an Tische zu legen.
Bu lahit’de yalnızca yatmaktayım.Nur ich liege in diesem Sarge.
Ve hatta bu yasaya erkeklerin dilediği kadınla yatma hakkı bile dahildir.Das Buch verleiht seinem Besitzer außerdem die sexuelle Hörigkeit aller, die er begehrt.
Bunun temelinde de Atina’daki demokratik yapı ve ticari piyasa yatmaktadır.Gründe hierfür liegen in der demokratischen Struktur sowie in der Handelsmacht Athens.
Yatmadan kuşkonmaz yemek.Schlappeseppel ohne Schlappeseppel.
Kış uykusuna yatmadıkları için, kışın da kar altında bile yemek aramaya devam ederler.Sie halten keinen Winterschlaf, sondern begeben sich auch im Winter auf Nahrungssuche.
Şu an da cezaevinde yatmaktadır.Jetzt sitzt er im Gefängnis.
Kutup ayıları kış uykusuna yatmaz.Taschenratten halten keinen Winterschlaf.
Fakat bu hak, öncelikle çirkin ve yaşlı olan bütün kadınlarla yatmak önkoşuluna bağlıdır.Es handelt sich zumeist um Alltagsfashion, die sich an selbstbewusste, elegante Frauen jeden Alters richtet.
"Yana yatmaz mı?"Willst schlafen du?
Sağlam saplı ve yatmaya dayanıklıdır.Man muss gut trainieren und schlafen.
Ah kepenek keçe yatmak isterim.Daher erschlaffen die Blattgelenke.
Bugün, Salt Lake City Mezarlığı'nda yatmaktadır.Zu Grabe getragen wurde er am Salt Lake City Cemetery.
Senaryo gereği; Babası Vince hastanede yatmaktaydı.Ihr Vater Wenzel liegt im Krankenhaus.
Yatalak babasına birkaç günlüğüne hastaneye yatması için bir torpil bulunur.Aufgrund einer Krankheit musste sein Vater einige Tage ins Krankenhaus.
Fakat adını Hitler’le beraber hapis yatması ile duyurdu.Bekannt wurde er durch sein Buch Hitler als Häftling.
Christine Brochant ise aslında hafif bir trafik kazası geçirmiştir ve hastanede yatmaktadır.Brochants Frau ist stattdessen bei einem Verkehrsunfall schwer verunglückt und liegt im Krankenhaus.
Yanında da kendisinde önce vefat eden oğlu Aşık Minhaci yatmaktadır.Einer seiner früh verstorbenen Söhne ruht ebenfalls dort.
Kış uykusuna yatmazlar ancak soğuk havalarda birkaç gün süren uyuşukluk dönemleri olur.Er hält keinen Winterschlaf, sondern ruht nur einige Wochen.
Suçlu bulunduğu 48 cinayet yüzünden ömür boyu hapis yatmakta.Alex wird wegen Mordes zu 14 Jahren Gefängnis verurteilt.
Kendi deyimiyle "sevgilisinin koynunda" yatmaktadır.Ihren Geliebten selbst sieht sie schlafend auf der Couch liegen.
Yatmadan önce televizyonu kapatmayı unuttum.J'ai oublié d'éteindre la télé avant de me coucher.
Hadi çocuklar yatma vakti.Venez les enfants, il est temps d'aller au lit.
Saat kaçta yatmaya gidersin?À quelle heure vas-tu au lit ?
Yatmadan önce yemeseydin daha iyi olurdu.Ça serait mieux si tu ne mangeais pas avant d'aller au lit.
Rica ediyorum yatmadan önce ışığı kapatmayı unutma.Je te prie de te rappeler d'éteindre la lumière avant d'aller au lit.
Tom yatmaya gitti.Tom s'est couché.
Odada tek başına yatmaktadır.Il est seul dans sa chambre.
Bu zatın kardeşi Gani Baba ise köyün güneyinde yatmaktadır.Et tu sais pourquoi ton père et ta mère dorment dans le même lit ?
Korkmuş ve güçsüz bir halde yatmaktadır.Elle va se coucher, terrorisée.
Frère-Orban, Robermont mezarlığında Liège'de doğduğu yerde yatmaktadır.Frère-Orban repose dans sa ville natale, Liège, au cimetière de Robermont.
Daha sonra da erkekler kızların yatma sırasını seçer.Les garçons décident ensuite de retrouver les filles au club.
İnsan yerleşmesi için avantajlı konumu, soğuk kış rüzgarlarından korunaklı olmasında yatmaktadır.Elles ont l’avantage d’être agréables à vivre été comme hiver.
Gizlenme, şaşırtma ve pusuya yatma bir korucunun en önemli özellikleridir.Jouer, déguiser et surprendre étaient quelques-unes de ses armes principales.
IOS 10'da, kullanıcının daha iyi uyku çekmesine olanak tanıyan bir Yatma Zamanı özelliği vardır.Le chauffeur a le droit de conduire 10 minutes de plus afin de trouver un endroit plus approprié pour dormir.
Bir yere sinmeyi, pusuya yatmayı da ifade eder.Faire un cluc : faire une sieste.
Bir diğer kasette Miloš bir yatağa zincirlenmiş olarak yüzükoyun yatmaktadır.Équation d’une vengeance Un homme est allongé sur un lit, immobile.
Dauglas Crimp'in dediği gibi "her resmin altında başka bir resim yatmaktadır".La signature de Mihr Ali se lisait sous chaque portrait.
Yatmaya gitmek zorundayım.Tengo que irme a dormir.
Ben yatmaya gitmeliyim.Me tengo que ir a la cama.
Yatmaya gitti.Él se fue a acostar.
Her zamankinden daha geç yatmaya gittim.Me fui a la cama más tarde de lo habitual.
Hava kararmadan önce bütün çocuklar yatmalıydılar.Todos los niños se habían ido a la cama antes de anochecer.
Yatmaya gitmeden önce TV'yi kapatmayı unuttum.Olvidé apagar la televisión antes de irme a la cama.
Çalıştıktan sonra yatmaya giderim.Me voy a acostar después de estudiar.
Bugün yorgundum, o yüzden erkenden yatmaya gittim.Hoy estaba cansado, por eso me fui temprano a la cama.
Saat kaçta yatmaya gidersin?¿A qué hora te vas a dormir?
Lütfen yatmaya gitmeden önce bira içmeyin.No bebas cerveza antes de irte a acostar.
Eğer yorgunsan yatmaya git.Si estás cansado, vete a dormir.
O yorgun olduğu için, yatmaya erken gitti.Como estaba cansado, se fue pronto a la cama.
Yorgun olduğum için yatmaya gittim.Como estaba cansado, me fui a la cama.
O, yatmaya erken gitti.Se fue pronto a la cama.
Yatma zamanı.Es la hora de acostarse.
O, genellikle dokuzda yatmaya gider.Suele acostarse a las nueve.
Tom saat 10.30 'da yatmaya gider.Tom se va a la cama a las diez y media.
Akşam yemeğinden sonra yatmaya gitti.Después de cenar, se fue a la cama.
Sanırım yatmaya gitmemin zamanıdır.Creo que es hora de que me vaya a la cama.
Saat birde yatmaya gittim.Me fui a la cama a la una.
Her gün saat onda yatmaya giderim.Todos los días me voy a la cama a las diez.
O, sekizde yatmaya gider.Se va a la cama a las ocho.