yatkın ile cümle

yatkın kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Araştırmalar, ergen erkeklerin kadınlara göre zorbalığa daha yatkın olduğunu göstermiştir.Studies have shown that adolescent males are more likely to be bullied than females.
Diğerlerinde, uygulama akla yatkındır ancak olumlu bir risk-fayda sonuç olasılığından yoksundur.In others, the practice has plausibility but lacks a positive risk–benefit outcome probability.
Öfkeye yatkındır.So voller Wut.
Elektron-oyuk çiftleri aynı zamanda rekombine olmaya da yatkındırlar.Bei der Rekombination von Elektronen-Loch-Paaren gilt im Prinzip dasselbe.
Kontrolünü kaybetmeye daha çok yatkındır.Il y a pire que de perdre un bras.
Gazetecilik vasıflarına yatkın kişilerdir.Ils lui demandent où se trouvent les journalistes.
Orta saha oyuncusu olmasına rağmen son derece gole yatkın bir oyun stili vardı.Il le trouve décevant, en dépit d'être un jeu Alien parfait sur le papier.
Kendi otobiyografi kitabında tanımladığı gibi, genç aktrisin içgüdüsel bir şekilde müziğe yatkınlığı vardı.Su autobiografía detalla cómo la joven actriz tenía un oído instintivo para recrear sonidos musicales.
Yeteneği ve şova yatkınlığı kendisini bir medya yıldızı haline getirdi.El azar y su enorme talento la han llevado a convertirse en una estrella.».
Bozukluk genetik yatkınlığa bağlı olabilir.Esta deficiencia puede ser genética.
Bu da, genomların bazı bölgelerinin bu şekilde mutasyona uğramalarını daha yatkın hale getirir.Evidentemente, este avance lo lleva a otro nivel como mutante.
Bu açıdan akla yatkın görünmektedir.La decisione appare cervellotica.
Kendi otobiyografi kitabında tanımladığı gibi, genç aktrisin içgüdüsel bir şekilde müziğe yatkınlığı vardı.Nella sua autobiografia il poeta racconta di come la musica suscitava nel suo animo grande commozione.
Dişleri keskin ve sivridir (yani et yemeye yatkındır).I bordi sono interi o dentellati (i dentelli sono ben spaziati).
Aile, müziğe yatkın bir geçmişe sahipti.I tre avevano alle spalle una certa esperienza musicale.
Bu açıdan akla yatkın görünmektedir.Конечно, со стороны это может показаться безумием.
Eğitime yatkın ve dayanıklıdır.Обучение было тяжёлым и постоянным.
Kongo Kırmızısı, çözeltilerde kümeleşmeye yatkındır.Рыжая цапля обитает в тростниковых зарослях у воды.
Köyümüz insanının eli her türlü işe yatkındır.Мы стремимся к полной занятости для нашего народа.
Eğer, potansiyel kazançlar söz konusuysa kişi riskten kaçınmaya daha yatkındır.В случае выигрыша игроку может быть предложено рискнуть, чтобы увеличить выигрыш.
Arızalanmaya ne kadar yatkın?Какие сложности могут тебе помешать?
Öfkeye yatkındır.Сумин в ярости.
Kanıt Arayışının Erken Bitimi: Kişiler, işe yarar gözüken ilk alternatifte karar kılmaya yatkındır.إنهاء مبكر للبحث عن الأدلة: يميل الناس لقبول البديل الأول الذي يبدو وكأنه قد يعمل.
Ailelerde mesane enfeksiyonu yatkınlığı görülebilir.قد يوجد الاستعداد لعدوى المثانة في العائلات.
Monozigotik ikizliliğin yatkınlık kazandıran faktörleri bilinmemektedir.العوامل المؤهبة للتوأمة أحادية الزيجوت غير معروفة.
Çocuklar, hemolitik üreme sendromuna yakalanmaya yetişkinlerden daha yatkındır.الأطفال أكثر عرضة للإصابة بمتلازمة انحلال الدم اليوريمي من البالغين.
Unutkanlığa yatkınsın.أنت عرضة للنسيان.
Öfkeye yatkındır.Trata-se de sentir raiva.
Tarımsal sosyalizm ağırlıklı olarak ilkel (sanayi öncesi), kentleşmemiş demografiye yatkındır.O socialismo agrário aplica-se a dados demográficos predominantemente pré-industriais e não urbanizados.
Birçok hayvan çiftleşerek üremeye yatkındır.Muitos fazendeiros endividaram-se.
Bu duruma bağlı ya da durumsal olarak yatkınlık gösteren bir panik atak biçimini alabilir.Deze kan voorkomen in de vorm van een situatiegebonden of door de situatie ingegeven paniekaanval.
Bu açıdan akla yatkın görünmektedir.Ik vind dat het echt fenomenaal klinkt.
O3 (ozon), O2'den daha çok oksitli yüzeylerde absorblanmaya yatkındır.Ozon (O3) is niet opgenomen vanwege de hoge variabiliteit.
Kongo Kırmızısı, çözeltilerde kümeleşmeye yatkındır.Het rode veld in de schildvoet staat voor de ragalien.
Bazı araştırmacılar bu kanser türünü geliştirmeye yatkınlığın kalıtsal olabileceğine inanmaktadırlar.Wyniki badań wskazują, że tego rodzaju zmiany mogą być dziedziczone.
Tek başına bu savaşa girmek istemiyorlardı, zira savaşa girmeye de yatkın değillerdi.Nie chcieli brać udziału w wojnie i nie zaciągali się ochotniczo do wojska.
Genelde caz ve blues tarzı müziklere yatkınlığı vardır.Jazz och blues har mycket gemensamt.
Kistik fibroz hastaları P. aeruginosa enfeksiyonlarına özellikle yatkındırlar.Patienter med kateter har en ökad risk att drabbas av UVI orsakad av P. aeruginosa.
Hayvancılığa yatkın olan Kürtler eknonomilerini kısa zamanda düzeltmişler.Växterna som växer direkt på sanddynerna är särskilt väl anpassade till sin miljö.
Diyabete yatkınlığa sebep olabilecek bazı ilaçlar ve diğer sağlık sorunları mevcuttur.Ett antal läkemedel och andra hälsoproblem kan predisponera för diabetes.
Kontrolünü kaybetmeye daha çok yatkındır.Найбільше вона боїться втратити їх.
Arızalanmaya ne kadar yatkın?І довго це ти будеш чухатися?
Orta saha oyuncusu olmasına rağmen son derece gole yatkın bir oyun stili vardı.У неї був посередній голосок, але безсумнівне акторське обдарування».
Bu açıdan akla yatkın görünmektedir.З тих пір вид вважається вимерлим.
Arızalanmaya ne kadar yatkın?Jak moc Vám to uškodilo?
Satranca olan yatkınlığı o küçük yaşında bile fark ediliyordu.Záliba v šachu se u něj projevila již v mládí.
Öfkeye yatkındır.Krotit hněv.
Diyabete yatkınlığa sebep olabilecek bazı ilaçlar ve diğer sağlık sorunları mevcuttur.Există medicamente și alte probleme de sănătate care pot provoca o predispoziție la diabet.
Monozigotik ikizliliğin yatkınlık kazandıran faktörleri bilinmemektedir.Dovezele în privința monofiliei ecdisozoarelor sunt îndoielnice.
Öfkeye yatkındır.Are probleme cu furia.
Ailelerde mesane enfeksiyonu yatkınlığı görülebilir.O predispoziție la infecțiile vezicii urinare poate exista în familie.
Genetik olarak obeziteye yatkın olan insanlarda tip 2 diyabetin ana sebebinin obezite olduğu düşünülmektedir.Se crede că obezitatea constituie cauza principală a diabetului de tip 2 la persoanele predispuse genetic.
Öfkeye yatkındır.Fél a saját haragjától.
Batı Karadeniz iklimine daha yatkındır.Annál pompásabb a nyugati kapu.
Arızalanmaya ne kadar yatkın?Meddig űz még eszeveszett dühöd gúnyt belőlünk?
Dedi ki, "Siz tüm dünyanın en iyi savaşçılarısınız" Persler'in savaşa yatkın olmadığını söyledi.Halálakor döbbennek rá, hogy „a világ legrosszabb kutyája” valójában egy csodálatos társ volt.
Bozukluk genetik yatkınlığa bağlı olabilir.A színtévesztés genetikusan öröklődhet.
Öfkeye yatkındır.Pisti vihaksi.
Arızalanmaya ne kadar yatkın?Miten nopeasti kipuaistimus kulkee?
Bu da vajinadaki florayı değiştirir ve kadınlarda yatkınlığı artırmaktadır.Se myös hidastaa kalan kasvua ja muuttaa lihan väriä.

İlgili Sayfalar