JT Wall ve J Xu, nöroplastisitenin altında yatan mekanizmaların izini sürdü.JT Wall and J Xu have traced the mechanisms underlying neuroplasticity.
Wernicke afazi tedavisi için öncelikle altta yatan nedenin ele alınması gerekir.Treatment of Wernicke’s aphasia first involves addressing the underlying cause.
Şiirin altında yatan duyguThe sentiment underlying the poem.
Mantık, matematiksel mantığın ve matematiğin geri kalanının altında yatan temeldir.Logic is the foundation which underlies mathematical logic and the rest of mathematics.
Yetişkinler, yaşlılık hekimliği , gençler ve çocuklar için yatan hasta psikiyatri birimleri [2] .Inpatient psychiatric units[2] for adults, geriatrics, teens, and children.
Kroll’un araştırmaları iki dilliliğin altında yatan bilişsel süreçleri incelemektedir.One of Kroll's research foci has to do with language selection in bilingual speech.
Pi (1998) – Bir matematikçi, tüm doğanın altında yatan sayıyı arar.Pi (1998) – A mathematician searches for the number that underlies all of nature.
Kunstkammers'larının altında yatan fikir, dünya hakkında tam bilgi edinmekti.The underlying idea of their kunstkammers was to acquire full knowledge of the world.
Nihayetinde, staz dermatitini tedavi etmek için altta yatan venöz reflü tedavisi gereklidir.Ultimately, treating the underlying venous reflux is necessary to treat Stasis dermatitis.
Tedavi destekleyici bakım, altta yatan nedenin düzeltilmesi ve bazen drenajı içerir.Treatment involves supportive care, correction of the underlying cause, and occasionally drainage.
Tedavi, altta yatan nedenin düzeltilmesini içerir.Treatment includes correction of the underlying cause.
Prognoz önemli ölçüde hemotoraksın altında yatan nedene bağlıdır.The prognosis significantly depends on the underlying cause of the hemothorax.
General Niyazi, 'Düşük yalancı insanların alçakta yatan bir ülkesiydi' dedi.Said General Niazi, 'It was a low lying land of low lying people.'
Burada ifade, kavramlar arasındaki ilişkinin altında yatan anlam olarak tanımlanmaktadır.Here, proposition is defined as the meaning that underlies the relationship between concepts.
Çok fazla uzatmayayım. İşte bu şarkının arkasında yatan düşünce buydu." [2]Without putting it into too much literal detail, that was what lay behind that song."[2]
Şiddeti kişiden kişiye değişir ve cinsiyet farkı da altta yatan bir faktör olabilir.The severity varies from person to person and also gender difference can be an underlying factor.
Sahte bilim ve irrasyonalitenin altında yatan insan muhakemesinin yanılabilirliğini araştırmaktadır.He studies the fallibility of human reasoning that might underlie pseudoscience and irrationality.
Yönetim, altta yatan herhangi bir nedensel durumun tedavisini içerir.Management involves treating any underlying causative condition.
Hastane hekimliği, hastanede yatan hastaların genel tıbbi bakımıdır.Hospital medicine is the general medical care of hospitalized patients.
Kiraz anjiyomların gelişmesinin altında yatan neden anlaşılamamıştır.The underlying cause for the development of cherry angiomas is not understood.
Köy ismini ise çevre dağlarda sık bulunan türbelerde yatan alimlerden almıştır.Sie nannten den Berg nach dem ihnen heiligen Kaz (dt: Gans) in Kaz Dağı um.
"Karşı Yatan Karadağ". Enver Çingizoğlu (2008).Über uns, o Herr, erhebe Dein leuchtendes Antlitz (2008).
Bunlardan "aşk canavarı", "Bad Romance"in altında yatan canavardır.Eines dieser war das „Liebesmonster“ und die Inspiration für Bad Romance.
Bunun arkasında yatan bilim oldukça komplekstir.Die wissenschaftliche Auswertung der Funde ist sehr aufwändig.
Özellikle hastanede yatan hastalarda görülür.Es wird vor allem in Krankenhäusern eingesetzt.
Fizik, onun çalışmalarının altında yatan düşüncelerin temelini oluşturur.Sein Leben – seine Werke – die Grundlagen seines Denkens.
Besin kaynağı büyük olasılıkla yerde kuluçkaya yatan kuşlar ve penguenler ve belki de bitkisel besinlerdi.Seine Nahrung waren wahrscheinlich bodenbrütende Vögel und Pinguine, vielleicht auch pflanzliche Kost.
Tarihi bilinmeyen bir türbesi vardır, orada yatan kişinin kim olduğu da bilinmemektedir.Darin sitzt eine Person, bei der unklar ist, um wen es sich handelt.
Çocukluk çağında özellikle ergenlikte hipertansiyon, altta yatan bir bozukluğun sonucudur.Bei der ungewöhnlichen Geschichte steht das ausgetauschte Kind im Mittelpunkt.
Bunlardan %30'unda altta yatan bir hastalık da bulunmamaktadır.Bei 30 % kommt die Erkrankung zum Stillstand.
Heine, eserlerinin arkasında yatan felsefe ile ilgili birçok röportaj da yapmıştır.Heine a accordé plusieurs interviews expliquant la philosophie derrière ses créations.
Bunlardan "aşk canavarı", "Bad Romance"in altında yatan canavardır.Un de ses « monstres » est celui de l’amour, symbolisé par Bad Romance.
Bu arada Catelyn Stark ise Winterfell'da bilinçsiz şekilde yatan oğlu Bran'ın başında bekler.Pendant ce temps, à Winterfell, une triste Catelyn Stark veille sur son fils Bran toujours inconscient.
Bunlardan %30'unda altta yatan bir hastalık da bulunmamaktadır.La fièvre est absente dans 30 % des cas.
Kaçınılmaz son ise resmin sol alt bölümünde yere serilmiş şekilde yatan adamın cesedidir.La fin inévitable est vue dans le corps d'un homme, jeté au sol en bas à gauche de la composition.
Fizik, onun çalışmalarının altında yatan düşüncelerin temelini oluşturur.Étudions les bases sur lesquelles repose sa puissance.
Eserde çarmıha gerilme sonrası annesi Meryem'in kucağında yatan İsa tasvir edilmektedir.Rappelez vous donc ce que vous avez souffert, quand Jésus votre fils fut étendu sur la Croix.
Hiçbiri ÇÇAH. nin altta yatan nedenlerini kararlaştırmada başarılı olmamıştır.Aucun d'entre eux ne se souvient des événements qui ont suivi le toast sur le toit.
Özellikle hastanede yatan hastalarda görülür.On rencontre ce type d’infection surtout en milieu hospitalier.
James, Melina'ya ringde fotoğraf çektirirken saldırdı ve bacağını onun yerde yatan vücuduna koyarak poz verdi.Melina qui le modifie en plaquant l'adversaire au sol avec sa jambe.
Kış uykusuna yatan gelengilerle beraber keneler de bütün evreleriyle kışı yuvada geçirir.Elles entraînent l'hiver partout où elles vont.
Erken yatan ve erken kalkan insanlar uzun süre yaşarlar.La gente que se acuesta pronto y se levanta pronto vive muchos años.
Bunun arkasında yatan bilim oldukça komplekstir.La ciencia detrás de este mecanismo es bastante compleja.
Dışarıya çıkınca Doktor ve Donna, karda yaralı yatan bir Ood görür.En el exterior, Donna Noble y él encuentran a un Ood herido en la nieve.
Bu arada Catelyn Stark ise Winterfell'da bilinçsiz şekilde yatan oğlu Bran'ın başında bekler.Mientras tanto, en Invernalia, una dolida Catelyn Stark cuida de su inconsciente hijo Bran.
Aslında eksiklik teoreminin kalbinde yatan fikir oldukça basittir.La idea básica del teorema de la incompletud es bastante simple.
Ayakta duran adamdan itibaren sola doğru bakıldığında, yerde yatan ölüyle sonuçlanan bir sekans görülür.Luego mira a la izquierda, y ve a un anciano observando a sí mismo, muerto en el suelo.
DAL(DATA ACCESS LAYER) veri tabanının altında yatan karmaşıklığı dış dünyadan saklar.El DAL esconde esa complejidad del almacén de datos subyacente del mundo externo.
Bu sahneler, köşk çevresinde yatan ölü mankenlerin görüntüleriyle harmanlamış durumdadır.Todo esto se coloca junto al retrato de los difuntos, rodeados de veladoras.
Vince Clarke bu albümün altında yatan en önemli isimdi.Dennis Wilson fue el más crítico con el álbum.
Göl haritasına baş aşağı bakıldığında, yatan kedi formu ayırt edilebilir.Al poner de cabeza un mapa del lago, se nota la forma de puma.
Bunlardan "aşk canavarı", "Bad Romance"in altında yatan canavardır.Ella junto con «Bad Romance» de The Fame Monster.
Kerr çözümü bir iç ve bir dış bir biri arasında yatan, sonsuz sayıda foton alanı mevcuttur.La soluzione di Kerr ha infinitamente molte sfere di fotoni, che si trovano tra una interna e una esterna.
Özellikle yaşlılarda ve altta yatan sağlık sorunu olan kişilerde komplikasyonlar meydana gelebilir..Le complicanze possono verificarsi soprattutto nei pazienti anziani e in quelli con altri problemi di salute.
Özellikle hastanede yatan hastalarda görülür.Lo si troverà sempre davanti agli ospedali.
Hem erkek hem de dişi, yaklaşık 3 hafta boyunca kuluçkaya yatan yumurtalara bakar.Sia il maschio che la femmina si prendono cura delle uova che vengono covate per circa 20 giorni.
Kuluçkaya yatan tür sayısı 119 dur.Ci sono 111 livelli da affrontare.
Diğer sandukalarda yatanların kim olduğu kesin olarak bilinmez.Non è molto chiaro in che posizione dormano gli squali.
Tedavisi altta yatan sebebe bağlıdır.Il trattamento dipende dalla causa sottostante.
Manastırının kilisesinde yatan Antonios, çeşitli mucizelerden sorumlu tutuldu.Il prefetto Antonio si convertì alla vista di tanti miracoli.