Doğum döneminde yatakta kalmak zorunda kalan annenin leylek tarafından "ısırıldığı" söylenir.A szülés időpontja körül betegen fekvő anyáról azt szokták mondani, hogy megharapta a gólya.
Panikleyerek yatak odasına saklanır.Ezután elbarikádozza magát a panzióban lévő szobájában.
Petrol yataklarınca zengindir.A folyó kétéltűekben igen gazdag.
Peter ve Lois otel odasına girdiklerinde yatak üzerinde bir fahişeye rastlarlar.Amikor Peter és Lois az ágyban vannak, Peter szemüvege eltűnik a jelenet alatt.
Yalnız tuz yatakları önemlidir.A Kárpát-medence fontos telelőhelyük.
Compagnie Internationale des Wagons-Lits, yataklı ve yemekli vagonları bulunan Fransız demiryolu işletmesi.Az étkezőkocsit a Deutsche Schlafwagen- und Speisewagengesellschaft üzemeltette.
Bünyesinde 100 yataklı bir hastane vardır.100 ágyas sebészeti pavilon.
Ancak İngilizler zengin petrol yataklarının bulunduğu bölgeyi bırakmaya yanaşmıyorlardı.Az angolok sem szerettek volna lemaradni az újonnan felfedezett területek gazdagságának kiaknázásában.
Odadaki eşyalar temelde, bir yatak, iki sandalye ve bir masadan oluşuyor.Bútorzatuk egy asztal, két lóca, egy szék s egy ágy volt.
Gece olduğunda herkes yataklarına gider.Minden este elalvás előtt hazudunk saját magunknak.
Hikmet, bu sırada eşiyle beraber yatakta uyumaktaydı, çocukları diğer bir odada uykudaydı.Young ezúttal sem volt jelen a csetepaténál, hanem aludt a többiekkel.
Yarımadada doğal gaz, petrol ve kömür yatakları bulunur.A félszigeten kőolaj, földgáz és szénkészletek találhatók.
(Dere yataklarının ıslah edilmesi, çarpık kentleşme vb.)(Például az áldozati állatok begyűjtése, levágása.)
Rod ve Tina birlikte yatak odasına çekilirler.Mark és Tony a terv szerint elmennek a klubba.
Altı ay boyunca sırtüstü yatakta kaldı.Négy egymást követő hónapban maradt ágyban ezután.
Soluğu sarayın merkezinde, kralın yatak odasında aldılar.A tőr a király hálószobája felé vezeti.
Destana göre Bişma, savaştan sonra bedeni oklarla parçalanmış olarak bir yatakta 56 gün yatmıştır.HEMK: 56 év után is ökölbe szorul a kéz.
O hâlâ yatakta.Ő már az ágyban van.
O hâlâ yatakta.Még ágyban van.
Resmin merkezinde, yatakta uzanmış çıplak beyaz bir kadın vardır.Äiti, sängyssäsi on valkoinen mies!
Altı ay boyunca sırtüstü yatakta kaldı.Hän oli levännyt vuoteellaan kuolleena kuusi vuotta.
Daha sonra gelinin yatak odası süslenir ve donatılır.Seuraavaksi paavin asunto tyhjennetään ja sinetöidään.
1972'de Manus:'ta bakır yatakları bulunmuştur.Käsikirjoitukset löytyivät vuonna 1972 Sanaan suurmoskeijan kunnostustöiden yhteydessä.
29 Eylül 1902'de, yatak odasındaki şömineden sızan dumandan zehirlenerek öldü.Zola kuoli Pariisissa 29. syyskuuta 1902 häkämyrkytykseen, joka aiheutui tukkeutuneesta savupiipusta.
1930'ların sonlarına doğru ülkedeki zengin petrol yatakları keşfedilmeye başlandı.1930-luvun lopulla maassa alkoivat öljynporaukset.
Tom hâlâ yatakta.Tom ei ole vielä noussut.
Geçen haftadan beri yatakta hasta yatıyor.Hän on ollut tämän viikon vuoteen omana.
2017 yılında toplam 3.894 yatak kapasiteli 60 yeni otel açıldı.Το 2017 ανοίχτηκαν 60 νέα ξενοδοχεία με συνολικό αριθμό 3.894 κρεβατιών.
Yatakta Oliver, Elio'ya "Beni adınla çağır ve ben de seni adımla çağıracağım" der.Μία μέρα, ο Όλιβερ λέει στον Έλιο: "Να με φωνάζεις με το όνομά σου και θα σε φωνάζω με το δικό μου".
2017'den 2019'a kadar toplam 21,216 yatak kapasiteli 194 otelin açılması planlanmaktadır.Από το 2017 έως το 2019, προβλέπεται να ανοίξουν 194 ξενοδοχεία, με συνολικό αριθμό 21.216 κρεβατιών.
Yatak odaları genellikle dört veya beş kişiliktir.Τα υπνοδωμάτια γενικά φιλοξενούν τέσσερα ή πέντε παιδιά.
İstanbul'daki konağında kendisine bir yatak hazırlattı.Έφτιαξαν για αυτόν ένα κρεβάτι από μια μπανιέρα.
Ama oradan ayrılırken yatak odasındaki bütün kapıları kilitler.Όταν εισέλθουν μέσα στο σπίτι, όλες οι πόρτες κλειδώνονται.
Otho'yu kendi yatak odasına saklar ve ona bu odada olacak konuşmaları çok dikkatle dinlemesi talimatını verir.Κρύβει τον Όθωνα στο δωμάτιό της συμβουλεύοντάς τον να ακούσει προσεκτικά.
Doğum döneminde yatakta kalmak zorunda kalan annenin leylek tarafından "ısırıldığı" söylenir.Μια μητέρα που είναι καθηλωμένη στο κρεβάτι κατά τη λοχεία λέγεται ότι έχει «δαγκωθεί» από πελαργό..
Uyurken yorganı yataktan taşırmamak.Ο ποιητής δεν κοιμάται στο κρεβάτι.
Örneğin otomobilin içinde bir duş fıskıyesi, televizyon ve şişme yataklar vardır.Στο δωμάτιο περιέχει κουζίνα, μπάνιο, κρεβάτι και τηλεόραση.
Ölümünden bir hafta önce aşırı derecede hastalanmıştır ve zamanının çoğunu yatakta geçirmiştir.Σε ηλικία 14 ετών, αρρώστησε σοβαρά και πέρασε ένα μεγάλο μέρος του χρόνου στο κρεβάτι.
Saz yataklarında gizlenebildikleri için zor görülürler.Τους έκρυψε ενώ ήταν κοιμισμένοι σε διάφορες κρυμμένες βουνίσιες τοποθεσίες.
Mamafih bu sözler aramızda kalsın. / Üç gündür yataktan çıkamıyor.Αυτός ο τραυματισμός τον ανάγκασε νε παραμείνει εκτός για 6 εβδομάδες.
Sparafucile Dük'e zemin katta bir yatak odası verir.Ο Σπαραφουτσίλε του παραχωρεί το υπνοδωμάτιο του ισογείου.
Bölgede zengin kömür yatakları da mevcuttur.Στην περιοχή υπάρχουν πλούσια κοιτάσματα βωξίτη.
Ayrıca bakır ve tabiî gaz yatakları da mevcuttur.Επίσης, υπάρχουν βιομηχανίες πετρελαίου και φυσικού αερίου.
Zengin petrol ve doğal gaz yatakları vardır.Είναι πλούσιο σε κοιτάσματα πετρελαίου και φυσικού αερίου.
Biz Kanada'da yatakta uyuruz, yerde değil.Στον Καναδά κοιμόμαστε στο κρεβάτι, όχι στο πάτωμα.
Bir geriye dönüş sahnesinde Sawyer bir kadınla (Jessica) yataktadır.Et flashback viser Sawyer i seng med en kvinde, Jessica.
Wollstonecraft annesini korumak için yatak odasının önünde uyumaya başlamıştı.Som teenager lå Wollstonecraft ofte uden for sin mors soveværelse for at beskytte hende.
Yataklı vagonlar ile kuşetli vagonlar arasındaki fark da mevkiyi göstermektedir.Ved vogne der er større end trækvogne skelnes der mellem vogne og kærrer.
Slytherin ortak salonu ve yatakhanesi, Hogwarts Gölü'nün altındaki bir zindanda yer almaktadır.Hemmelighedernes Kammer er et kammer, der ligger skjult under Hogwarts.
Uyurken yorganı yataktan taşırmamak.Undgå at dit barn får det for varmt, når det sover.
Yatağın baş tarafında bir yatak başı bulunabilir.Der kan være servering ved bordet.
Odadaki eşyalar temelde, bir yatak, iki sandalye ve bir masadan oluşuyor.Værelset havde en divan, et bord og to stole.
İçinde 500 yatak ve 20 ameliyat odası bulunmaktadır.Det har 156 værelser og 20 lejligheder ude i byen.
Ancak bu yatak tümüyle işletilmiş olup günümüzde sadece turistik amaçlarla kullanılmaktadır.Stationen findes dog endnu og bliver i dag udelukkende brugt til godstransport.
Bu bükülmeyi şu şekilde açıklayabiliriz: Düz bir yatak düşünün.Tankegangen kan være som følger: Antag et marked med en fast pengemængde.
Maden yatakları zengin bir alman şehridir.Nordmændene er et nordgermansk folkeslag.
Ağustos 1984'te Dalí, kaledeki yatak odasında bilinmeyen bir sebepten çıkan yangında bacağından yaralandı.I 1984 opstod en brand i hans soveværelse under uklare forhold.
Yatak odasında Michael, Laurie ile konuşmakta olan Lynda'yı telefon kordonuyla boğar.I soveværelset kvæler han Lynda med en telefonledning, idet hun er ved at ringe til Laurie.
Nehrin yatak eğimi %52'dir.Børneægteskaber i Sydsudan er på 52 %.
Dünya kehribar yataklarının %90'ı Rusya'nın Kaliningrad Bölgesinde bulunmaktadır.10% af verdens dyrkbare landbrugsjord ligger i Rusland.