Daha iyi bilecek kadar yaşlıdır.She is old enough to know better.
O kendi başına yurt dışına seyahat etmek için yeterince yaşlı değil.She is not old enough to travel abroad by herself.
O, zengin yaşlı bir adamla evlendi.She married a rich old man.
O, senden iki yıl daha yaşlıdır.She is two years older than you.
O benim kız kardeşim kadar yaşlı değildir.She is not as old as my sister is.
O genç görünüyor ama aslına bakarsanız o sizden daha yaşlı.She looks young, but as a matter of fact she is older than you are.
Pazar hariç her gün yaşlı adamı hastanede ziyaret etti.She visited the old man in the hospital every day but Sunday.
O, yaşlı insanlara karşı naziktir.She is kind to old people.
O, yaşlı annesiyle ilgilenir.She takes care of her old mother.
Gözleri yaşlı sessizce oraya oturdu.She sat there silently with tears in her eyes.
O, yaşlı annesine baktı.She looked after her old mother.
Onun yaşlılığında geçimini sağladı.She provided for her old age.
O yaşlı bir bayana yer açtı.She made room for an old lady.
O, yaşlı bir adamın yolu geçmesine yardım etti.She helped an old man cross the road.
O, yaşlı adamı odasına götürdü.She led the old man into the room.
O, yaşlı bir kadın gibi başını eğip yürüdü.She walked with her head down like an old woman.
O, yaşlı kadına sıcak bir gülümseme fırlattı.She shot a warm smile at the old lady.
Bir milyondan fazla yaşlı insan yatakta hasta.More than a million old people are sick in bed.
Mütevazi görünümlü yaşlı adam krala takdim edildi.A humble-looking old man was presented to the king.
Babam göründüğü kadar yaşlı değildir.My father is not as old as he looks.
Yaşlı bayan için bir doğum günü partimiz var.We had a birthday party for the old lady.
Ağacın altında yaşlı bir kadın görüyorum.I see an old woman under the tree.
Kör hemşire kendini yaşlıların bakımı için adadı.The blind nurse devoted herself to caring for the elderly.
Yaşlılarınıza karşı kibar olmalısınız.You must be polite to your elders.
Kapıdaki yaşlı bayanı tanıyor musun?Do you know the old lady at the gate?
Yaşlı adam kaçtı ama güçlükle.The old man escaped, but with difficulty.
Kibar görünüşlü yaşlı adam kalktı ve elini bana verdi.The gentle-looking old man got up and gave his hand to me.
Annem ve babam yaşlı.My parents are old.
Ailem bana yaşlılara saygı göstermemiz gerektiğini söyledi.My parents told me that we should respect the elderly.
Yaşlılık günlerim için para tasarruf ediyorum.I'm saving money for my old age.
Yaşlı kadın ziyaretçiyi dikkatle inceledi.The old woman studied the visitor carefully.
Yaşlı adam ayaklarını sürüyordu.The old man was plodding along.
Yaşlı bir insanın düşünme tarzını değiştirmesi zor.It is hard for an old man to change his way of thinking.
Yaşlı adam bir araba tarafından ezildi.The old man was run over by a car.
Yaşlı insanların güçlü kalması önemlidir.It is important for old people to stay strong.
Yaşlı bir adam etrafı torunlarıyla çevrili olarak oturdu.An old man sat surrounded by his grandchildren.
Yaşlı bir adam aniden benimle konuştu.An old man spoke to me suddenly.
Yaşlı olmasına rağmen, o hala çok canlıdır.Although old, he is still very much alive.
Yaşlı bir adam için, yaşam şeklini değiştirmek zordur.It's hard for an old man to change his way of living.
Mümkün olduğunca yaşlılara karşı nazik olmalıyız.We must be as kind to old people as possible.
Yaşlı insanlar, uğruna yaşayacak bir şeye ihtiyaç duyar.Old people need something to live for.
Yaşlı insanların konuşacak birine ihtiyaçları vardır.Old people need someone to talk to.
Bana yaşlı bir adam tarafından kilisenin nerede olduğu sorulduğunda, onu gösterdim.When I was asked by an old man where the church was, I pointed it out.
Yerini yaşlı adama teklif etmesi, onun nazik bir davranışıydı.It was civil of him to offer his seat to the old man.
Yaşlı insanlar için daha fazla ulusal hastaneler olmalıdır.There should be more national hospitals for old people.
Yaşlı bir aptal gibi aptal yoktur.There is no fool like an old fool.
Duvarda yaşlı bir adamın portresi asılıydı.A portrait of an old man was hanging on the wall.
Yaşlı adam şapkası için etrafına bakındı.The old man looked about for his hat.
Yaşlı adam parasını yer altında saklamaya çalıştı.The old man tried to hide his money under the ground.
Yaşlı insan sık sık gençliğine geri bakar.The old man often looks back on his youth.
Yaşlı adam orada tek başına yaşadı.The old man lived there by himself.
Yaşlı adam çocuğa barınak verdi.The old man gave the child shelter.
Yaşlı adam habere şaşırmış görünüyordu.The old man looked surprised at the news.
Yaşlı adam yapayalnız oturdu.The old man sat all alone.
Yaşlı adam onun katırına çantalar dolusu kum yükledi.The old man loaded his mule with bags full of sand.
Yaşlı adam dinlenmek için kısa bir süre durdu.The old man stopped for a moment to rest.
Yaşlı adam bu sabah vefat etti.The old man passed away this morning.
Yaşlı adam çocukları tarafından çevrilmiş vaziyette oturdu.The old man sat surrounded by the children.
Yaşlı adam çocuklara eğlenceli bir hikaye anlattı.The old man told the children an amusing story.
Yaşlı adam benden bir iyilik istedi.The old man asked me a favor.