Yaşlı adam herkes tarafından sevilirdi.El anciano era querido por todos.
Kim benden dört yıl daha yaşlıdır.Kim tiene cuatro años más que yo.
O, yürümek için çok yaşlıydı.Era demasiado viejo para andar.
Benim başka bir bebek için çok yaşlı olduğumu düşünüyor musunuz?¿Pensáis que soy demasiado mayor para tener otro bebé?
Tom senin kadar yaşlı değildir.Tom no es tan viejo como tú.
O, Tom'dan daha yaşlıdır.Ella es mayor que Tom.
Tom yaşlılıktan öldü.Tom murió de viejo.
O, oradaki erkek çocuktan daha yaşlıdır.Es mayor que ese niño de ahí.
O, göründüğü kadar yaşlı değil.Él no es tan viejo como parece.
O çok yaşlı.Es demasiado viejo.
Ben onun kadar yaşlıyım.Soy tan viejo como él.
Yaşlı adam oturdu.El anciano se sentó.
Yaşlı adam geçen hafta öldü.El anciano murió la semana pasada.
Yaşlı adam kanserden öldü.El anciano murió de cáncer.
Onun yaşlı kedisi hâlâ hayatta.Su gato viejo todavía está vivo.
Babam yaşlıdır ama demode değildir, modaya uygun giyinir.Mi papá es viejo pero no es anticuado, él viste a la moda.
Onun annemden daha yaşlı olduğuna inanamıyorum.No puedo creer que ella sea mayor que mi madre.
O, senden iki yıl daha yaşlıdır.Ella tiene dos años más que tú.
Yaşlı ama kuvvetli.Pese a ser muy viejo, es fuerte.
Tom Mary'den çok daha yaşlı.Tom es mucho mayor que Mary.
Yaşlı adam emekli maaşı ile geçiniyor.El anciano vive de su pensión.
Yaşlı kadın neredeyse çiğneniyordu.La anciana casi fue atropellada.
O, geçen yıl yaşlılıktan öldü.Murió de viejo el año pasado.
Kendimi yaşlı hissediyorum.Me siento viejo.
Yaşlı adam bana saati sordu.El anciano me preguntó la hora.
Yaşlı kadın otobüsten indi.La anciana se bajó del bus.
İki yıl önce yaşlılıktan öldü.Se murió de viejo hace dos años.
Ağacın altında yaşlı bir kadın görüyorum.Veo a una anciana bajo el árbol.
Yaşlı adam benimle Fransızca konuştu.El anciano habló conmigo en francés.
Yaşlı adam orada tek başına yaşadı.El anciano vivía allí solo.
Oğlum okul için yeterince yaşlı değildir.Mi hijo no es lo suficientemente mayor para ir a la escuela.
Bugünlerde birçok yaşlı insan kendi başına yaşıyor.Hoy en día hay muchos ancianos que viven solos.
Bay Johnson olduğunu düşündüğümden daha yaşlı.El señor Johnson es mayor de lo que pensaba.
Yaşlı kadın bana iki ilginç kitap verdi.La anciana me dio dos libros interesantes.
Bunun için çok yaşlıyım.Soy demasiado viejo para esto.
Benim için çok yaşlısın.Eres demasiado mayor para mí.
O onun için çok yaşlı.Él es demasiado mayor para ella.
O yaşlı.Es viejo.
O yaşlı ve deli.Es viejo y está loco.
O benim için çok yaşlı.Es muy viejo para mí.
Ben onun için çok yaşlıyım.Soy demasiado viejo para ella.
O senin için çok yaşlı.Es demasiado viejo para ti.
O sizin için çok yaşlı.Es demasiado viejo para ti.
Yaşlı adam oğluna bir mektup yazdı.El anciano le escribió una carta a su hijo.
En yaşlı benim.Soy el más viejo.
Tom'un daha yaşlı olacağını düşündüm.Pensaba que Tom sería más mayor.
Tom en yaşlı.Tom es el más viejo.
Tom yaşlı görünmüyor.Tom no parece viejo.
Tom daha yaşlı görünüyor.Tom parece más viejo.
Çok yaşlısın.Eres tan viejo.
Tom benden daha yaşlı olamaz.Tom no puede ser mayor que yo.
O kadar da yaşlı değilsin.No eres tan viejo.
Yaşlı olabilirim ama deli değilim.Puede que sea viejo, pero no estoy loco.
Yaşlı bayan otobüsten indi.La anciana se bajó del autobús.
Orada yalnız bir yaşlı adam yaşıyor.Allí vive un anciano solitario.
Yaşlı kadın bahçede meşgul.La anciana está ocupada en el jardín.
Tom yaşı hakkında yalan söyledi, bu yüzden Mary onun gerçekten olduğundan çok daha yaşlı olduğunu düşündü.Tom mintió acerca de su edad, por lo que María pensó que él era mucho mayor de lo que realmente era.
Sen Tom'dan daha yaşlı mısın?¿Eres mayor que Tom?
Yaşlı adam bir araba tarafından ezilmekten zar zor kaçtı.El anciano escapó a duras penas de ser atropellado por un coche.
Yaşlılıktan ölmeyeceksin.No morirás de viejo.