Yaşlı, hizmetçiyi yanına çağırdı.Elle leur envoie alors la servante.
Bu yüzden yaşlı Balin diye de anılır.On l'appelle aussi Balmung.
Genç Charles yaşlı Charles ile görüşür.Alison finit par rencontrer Charles.
Yaşlı nesil, hâlâ Arapça konuşmaktadır.Amma parle aussi en arabe.
Bölgede bulunan eski evlerin çoğu yüz yıldan yaşlıdır.La plupart des arbres du parc sont plus que centenaires.
İsyanlarından sonra Yaşlı Herakleios ve Genç Herakleios ortak konsül olarak ilan edildiler.Après le déclenchement de leur révolte, Héraclius l'Ancien et son fils sont nommés conjointement consuls.
Kadın, çocuk ve yaşlılar da dahil olmak üzere siviller katledilmiştir.Sont ainsi expulsés femmes, enfants et vieillards.
İkinci kahvaltı: 70 yaş üzeri yaşlıların konuk edildiği bölümdür.Le repas des anciens : un banquet est organisé pour les personnes âgées de 70 ans et plus.
Yaşlı kuşağın çoğunluğu Şiran'a Şeyran derler.La majorité de la population parle le cri.
Bir bölgenin tanınmış en yaşlı kadını.Un des plus anciens de la région.
Yaşlı bir kadın kılığında Eleusis'e varır.Ainsi donc, Mlle Morse s'était déguisée en dame âgée !
Kazaklarda yaşlı çirkin bir kocakarı şeklindedir.Elle prend la forme d'une femme noire obèse.
Geleneksel kilise adamları onu cemaatlerinden genç ve yaşlı insanları çalmakla suçlamıştır.Un ancien détenu leur enjoint de mentir sur leur âge et occupation.
Örnek: Adam ayakta duramayacak denli yaşlı ve hasta.Exemple : Il est si malade qu’il ne peut pas se lever.
"En Yaşlı Yaşayan Ağaç Her şeyi İtiraf Etmekte".L’identité de l’arbre le plus vieux est plus difficile à déterminer.
Yaşlı ve bilge bir görünüm ile tasvir edilir.C'est une expression vieillie, savante.
Bitiş halkası yaşlılık ve ölümle son bulur.D'instant en instant on s'achemine vers la vieillesse et la mort.
Konuşanlar genelde yaşlı nesillerdir.Les personnages sont souvent des vieillards.
Ne var ki Elene yaşlı adamdan hamile kalır.House s'occupe d'un homme enceint.
Yaşlılar yine o isimle hatırlar.Un lieudit porte encore son nom.
Maia en yaşlı ve en güzel olanıdır.Le plus ancien et le meilleur.
Genç hayvanlar, ergin ve yaşlılardan daha duyarlıdırlar.Les jeunes accordent plus d’importance à un environnement sain que les personnes âgées.
Yaşlı Çocuk Terlikleri Kim Giyecek?Mais où sont les nègres d'antan ?
Jessica Tandy en yaşlı oscar sahibi kadın oyuncu oldu.Ce film vaut à Jessica Lange l'Oscar de la meilleure actrice.
Ekim 2018'de ölene kadar kadar Dünya'daki en yaşlı Vietnamlı siyasetçilerden birisiydi.Il a été le plus haut gratte-ciel du Vietnam jusqu'en juin 2018.
Anlamı "yaşlı develere sahip olan kişi"dir.Son nom signifie « celle qui a l'épine ».
(Falstaff: Va, vecchio John - "Git yaşlı Jack, kendi işine bak.").Changer le Japon » (自民党 を 変える。 日本 を 変える。, Jimintō o kaeru!
Bayan Bennet'in yaşlı kuşaktan olduğu ve elbisesinin onarılmış olduğu ortaya çıktı.Barbara se rend compte que Batman avait raison et abandonne son costume.
Nan, Yaşlı Nan olarak bilinir, masalcı ve bir zamanların süt annesi.Nan, domestique de Lé-Ou, vieille femme acariâtre.
Yaşlı adam, dede.Agar, le grand-père.
Ayrıca çok yaşlı olduklarını da anlatır.Elle a dit être trop vieille.
Halen faaliyette olan en yaşlısı 1686'da açılan Café Procope kafesidir.Le Café Procope est le deuxième café à ouvrir dans cette ville en 1686.
Kadınlar, bir ama gibi dalmayı 12 veya 13 yaşlarında yaşlı bir "ama"dan öğrenirler.Son âge est inconnu, mais elle ressemble à une fille de 12 ou 13 ans.
Köyde kalanlar genelde yaşlı emeklilerdir.Les résidents des immeubles anciens sont généralement pauvres.
Yedi gece boyunca, tam bir saat sürecek yavaşlıkla yaşlı adamın odasının kapısını açarak deneme yapar.Pendant sept nuits, il ouvre la porte de la chambre du vieil homme, action qui lui prend une bonne heure.
Yaşlılara saygı gösterilir.Respect des anciens.
Yaşlı bir adam olarak tasvir edilir.Il est généralement présenté comme un vieil homme.
Nüfusun büyük çoğunluğu bugün yaşlılardan oluşmaktadır.La population qui reste est désormais composée en majorité de personnes âgées.
Ancak yaşlı kadın kurtuldu.Seules les vieilles en échappent.
Madam Rosa da, yaşlı eski bir fahişe ve bir Yahudidir.Il s'avère que cette dame est vieille France et raciste.
Yaşlı, kimsesiz, çok yoksul ve çok yaşlı bir Kalmuk kadınına konuk olur, ona maddi yardımda bulunur.Celle-ci, vieille femme méchante, sale et avare, les admet tout juste chez elle.
Bazı deneylerde ise bebekler, yaşlılar ve hamile kadınlar da kullanılıyordu.Dans cet hôpital étaient accueillis aussi des pauvres, des orphelins et des personnes âgées.
(Bu hastalıkta yaşlı bir cadı rüyanıza giriyor ve size saldırıyor.)(L'érotomanie d'une femme harcelant un prêtre puis son médecin finit par se retourner contre elle-même.)
18 yaşını doldurmuş ya da daha yaşlı İsrail vatandaşı seçimlere katılabilir.Tous les citoyens âgés de 18 ans ou plus peuvent s'inscrire pour voter aux élections.
Priscus büyük bir ihtimalle Philip'ten daha yaşlıydı.Æthelred est sans doute beaucoup plus âgé que sa femme.
Yaşlı adam yolu dikkatlice yürüyerek geçti.Ese anciano cruzó la carretera con gran precaución.
Onlar benim yaşlı bir kadın olduğumu söylüyorlar.Aquellos dicen que yo soy una vieja.
Yaşlı adam otobüsten indi.El anciano bajó del autobús.
Annem babamdan daha yaşlı.Mi madre es mayor que mi padre.
Yaşlı adam tüm hayatı boyunca burada yaşadı.El anciano ha vivido aquí toda su vida.
O, çok yaşlıdır.Él es demasiado viejo.
Yaşlı adam büyük bir balık yakaladı.El anciano atrapó un pez grande.
Yaşlı adam bir şey söyledi.El hombre viejo dijo algo.
Bu mektup yaşlı bayanadır.Esta carta es para la anciana.
Kırk yaşındaydı, fakat daha yaşlı görünüyordu.Tenía cuarenta años, pero parecía mayor.
Jane benim kadar yaşlı.Jane es de mi edad.
Adam yaşlıdır.El hombre es viejo.
Ben senin erkek kardeşinden daha yaşlıyım.Soy mayor que tu hermano.
İki yüzyıldan yaşlı kaplumbağalar var.Hay tortugas de más de dos siglos de edad.
Yaşlı adam herkes tarafından seviliyordu.El anciano era querido por todos.