Ben ondan daha yaşlı değilim.I am not older than he is.
Ben ondan daha yaşlıyım.I am older than him.
Ben kalktım bu yüzden yaşlı bir adam koltuğuma oturabildi.I got up so an old man could sit in my seat.
Yaşlı bir adama yolu sorduğumu hatırlıyorumI remember asking an old man the way.
Yaşlı bir kadının caddeyi geçmesine yardım ettim.I helped an old woman across the street.
Yerimi yaşlı bir bayana verdim.I gave up my seat to an old lady.
Yaşlı bir adamın zamana ayak uydurması oldukça zordur.It is rather difficult for an old man to keep up with the times.
Patronum benim iki katım kadar yaşlıdır.My boss is twice as old as I am.
Genç kız yaşlı adam tarafından takip edildi.The young girl was chased by the old man.
Gençler yaşlılara karşı kibar olmalılar.The young should be kind to the old.
Gençler yaşlılara saygı göstermeliler.The young should respect the old.
Genç insanlar genellikle yaşlılardan daha fazla enerjiye sahiptir.Young people usually have more energy than the old.
Gençler, kendilerini bir şeye yaşlı insanlardan daha çabuk adapte ederler.Young people adapt themselves to something sooner than old people.
Gençler ve yaşlılar arasında bir iletişim eksikliği vardır.There is a lack of communication between the young and the old.
Gençlerden oluşan bir grup yaşlı adama saldırdı.A group of youths attacked the old man.
Üç çocuk içeri girdi. Ben en yaşlı görünen çocukla konuştum.Three boys came in. I spoke to the boy who seemed to be the oldest.
Yeni şirket kuralı daha yaşlı işçiler için adil değildi.The new company rule was unfair to older workers.
Dürüst yaşlı adam zengin oldu.The honest old man became rich.
Bir zamanlar küçük bir adada yaşlı bir kadın yaşıyordu.Once there lived an old woman on a small island.
Uzun zaman önce, küçük bir adada yaşlı bir kral yaşarmış.A long time ago, there lived an old king on a small island.
Bir zamanlar bu adada yaşlı bir adam yaşarmış.There once lived an old man on that island.
Uzun zaman önce küçük bir adada yaşlı bir kral yaşarmış.Long, long ago, there lived an old king on a small island.
Uzun zaman önce köyün birinde yaşlı bir adam yaşarmış.Long, long ago, there lived an old man in a village.
Uzun, uzun zaman önce yaşlı bir adam ve karısı yaşarmış.Long, long ago, there lived an old man and his wife.
Büyükannem bu kasabada en yaşlıdır.My grandmother is the oldest in this town.
Bazı spekülatörler yaşlı insanların cehalet ve acizliklerinden yararlanmaktadır.Some speculators take advantage of the ignorance and helplessness of old people.
Oğlum okul için yeterince yaşlı değildir.My son is not old enough for school.
Yaşlı insanlar değişiklikten çoğunlukla korkuyorlar.Older people often fear change.
Bir insan hissettiği kadar yaşlıdır.A man is as old as he feels.
Adam, yaşlı kadını soyduğunu itiraf etti.The man confessed that he had robbed the old woman.
Caddede yaşlı bir adam benimle konuştu.An old man spoke to me on the street.
Bahçede yaşlı bir kiraz ağacı var.There's an old cherry tree in the garden.
Oy kullanmak için yeterince yaşlı mısın?Are you old enough to vote?
Yaşlı insanlarla alay etmeyin.Don't make fun of old people.
Yaşlılara karşı saygılı olmalıyız.We should be considerate to the old.
Yaşlılara saygılı olunmalı.The old must be respected.
Siz yaşlı bir köpeğe yeni numaralar öğretemezsiniz.You can't teach an old dog new tricks.
Yaşlı olanlar genç olanlara göre her zaman daha fazla bilmiyorlar.The older ones do not always know more than the younger ones.
Yaşlı insanlar Kennedy suikastını hâlâ hatırlıyorlar.Older people still remember the Kennedy assassination.
Yaşlı insanlar sık sık yeni şeyleri denemekten korkarlar.Older people are often afraid of trying new things.
Yaşlı Bay Smith yapabildiği kadar çok para tasarrufu yapıyor.Old Mr Smith is saving as much money as he can.
Evdeki yaşlı anne-babanı düşünmen gerekir.You must think of your old parents at home.
Yaşlı adam öne doğru eğildi ve karısına yumuşak bir sesle sordu.The old man leaned forward and asked his wife with a soft voice.
Yaşlı ebeveynlerini düşünmelisin.You must think of your old parents.
Onun benden daha genç mi yoksa daha yaşlı mı olup olmadığını bilmiyorum.I don't know whether he's younger or older than I am.
Onun yaşlı kedisi hâlâ hayatta.His old cat is still alive.
O, yalnız seyahat etmek için yeterince yaşlıdır.He is old enough to travel alone.
O, bir araba sürmek için yeterince yaşlıdır.He is old enough to drive a car.
O, geçen yıl yaşlılıktan öldü.He died last year of old age.
Benim iki katım kadar yaşlıdır.He is twice as old as I.
O'sizden sekiz yaş daha yaşlıdır.He is older than you by eight years.
O, oradaki erkek çocuktan daha yaşlıdır.He is older than the boy who is over there.
O, karşı koyamayacak kadar çok yaşlıydı.He was too old to resist.
O, yürümek için çok yaşlıydı.He was too old to walk.
O, yaşlı bir bayanı soydu.He robbed an old lady.
O sınıfında en yaşlıdır.He is the eldest in his class.
O sınıfındaki herhangi bir diğer öğrenciden daha yaşlıdır.He is older than any other student in his class.
O, Ken'den çok daha yaşlı.He is much older than Ken.
O, Jane'den iki yıl daha yaşlı.He is older than Jane by two years.
Yaşlı bayana yardımcı olmaya razı oldu.He consented to help the old lady.