Onlar, her şeyden önce, barış içinde yaşamak istiyor.They want, above all things, to live in peace.
Onun küçük geliriyle yaşamak zorundalar.They have to live on his small income.
Onlar kiralık bir evde yaşamaktadırlar.They live in a rented house.
Yaşamak için bir ev arıyorlar.They are looking for a house to live in.
Onlar nehrin karşısında yaşamaktadırlar.They live across the river.
Yaşamak için çok az şeyleri var.They have very little to live on.
Daha rahat bir hayat yaşamak istiyordu.She wanted to live a more relaxing life.
O, şehirde yaşamaktan hoşlanmıyordu.She didn't like living in the city.
O, emeklilik maaşıyla yaşamak zorunda.She has to live on the pension.
O kötü koşullarda yaşamaktadır.She lives in poor circumstances.
Utanç içinde yaşamaktansa öldürülmeyi tercih ederim.I would rather be killed than live in disgrace.
Babam otuz yıldır Nagoya'da yaşamaktadır.My father has lived in Nagoya for 30 years.
İtalya'da yaşamak istiyorum.I want to live in Italy.
Bu onun yaşamakta olduğu evdir.This is the house where he lives.
Gerçekten yaşamaktan bıktım.I am really tired of living.
Japonya genelde yaşamak için güzel bir yerdir.Japan, for the most part, is a lovely place to live.
Japonya çoğunlukla yaşamak için iyi bir yerdir.Japan, for the most part, is a good place to live.
Dizlerinin üzerinde yaşamaktansa ayakta ölmek daha iyidir.Better to die standing than to live on your knees.
Seninle yaşamaktan hoşlanıyorum.I love living with you.
Hayalim köyde huzur içinde yaşamaktır.My dream is to live peacefully in the village.
Orada yaşamak istemezdim.I wouldn't like to live there.
İnsanların birbirini sevdiği bir dünyada yaşamak istiyorum.I want to live in a world where people love one another.
Ben bu tür bir hayatı yaşamaktan usandım.I'm tired of living this kind of life.
Onlar bir köşkte yaşamaktadırlar.They live in a mansion.
Orada yalnız yaşamaktadır.He lives there alone.
Yaşamak için yemelisin.Yemek için yaşamamalısın.You must eat to live. You must not live to eat.
Yaşamak için on saniyen kaldı.You have ten seconds left to live.
Yaşamak için koş!Run for your life!
Doktor hastanın yaşamak için sadece birkaç günü olduğunu vurguladı.The doctor emphasized that the patient only had a few days to live.
Yaşamaktan akıl almaz derecede bıktım.I'm incredibly sick of living.
Ben kırsalda yaşamak istiyorum.I want to live in the country.
Yalnız yaşamak istemiyorum.I don't want to live alone.
Yemek için yaşamam ama yaşamak için yerim.I do not live to eat, but eat to live.
Bu inançta yaşamak ve ölmek istiyorum.In this faith I wish to live and die.
Tom şehirde yaşamak için yeterli para kazanıyor mu?Does Tom earn enough money to live in the city?
Tom'un hayali dağlarda yaşamaktır.Tom's dream is to live in the mountains.
İnsanın sindirim sisteminde milyonlarca yararlı organizma yaşamaktadır.Millions of beneficial organisms live in the human digestive tract.
Bir volkanın yanında yaşamak tehlikeli.It's dangerous to live near a volcano.
Yaşamak istiyorsan onu yapma!Don't do that if you want to live!
O uzun süredir İzlanda'da yaşamaktadır.He has lived in Iceland for a long time.
Bir kentte yaşamak istiyorum.I want to live in a town.
Küçük bir kasabada yaşamak istiyorum.I want to live in a small town.
Büyük bir kentte yaşamak isterim.I want to live in a big city.
İki yıldır Kassel'de yaşamaktayım ve hâlâ Herkules'e gidemedim.I've been living in Kassel for two years and still haven't been to Herkules.
Kızılderililer ile barış içinde yaşamak istediler.They wanted to live in peace with the Indians.
Yaşamak için çok daha uzun zamanı olmadığını biliyordu.He knew he did not have much longer to live.
Bir daha orada yaşamak istemiyor.She doesn't want to live there ever again.
Bir tavşan gibi yüz yıl yaşamaktansa, bir kaplan gibi bir gün yaşa.Rather than live a hundred years as a rabbit, live one day as a tiger.
Lajos, Szeged'te yaşamak istediğini söyledi.Lajos said that he wants to live in Szeged.
Lajos, üç yıl önce Szeged'de yaşamak istediğini söylemişti.Lajos said that three years ago he wanted to live in Szeged.
Haklarımı savunmak istemeyen bir ülkede yaşamak istemiyorum.I don't want to live in a country that doesn't want to defend my rights.
İnsan yalnız yaşamak için yaratılmadı.Man was not made to live alone.
Yaşamak için bir haftan daha olsaydı, zamanını ne yaparak geçirirdin?If you only had one more week to live, what would you spend your time doing?
Doksan yaşına kadar yaşamak hiç ender değildir.It's not at all rare to live to be over ninety years old.
Yaptığım seçimlerin sonuçlarıyla yaşamak zorundayım.I must live with the consequences of the choices I've made.
Üniversiteden mezun olur olmaz yaşamak için yeni bir yer arıyor olacağım.I'll be looking for a new place to live as soon as I graduate from college.
Yaşamak için başka bir yer bulmanın çok zor olmayacağından eminim.I'm sure it wouldn't be too hard to find another place to live.
Dünyada herhangi bir yerde yaşayabilsen, nerede yaşamak istersin?If you could live anywhere in the world, where would you want to live?
Eylemlerimizin sonuçlarıyla yaşamak zorundayız.We have to live with the consequences of our actions.
Seçimlerimizin sonuçları ile yaşamak zorundayız.We have to live with the consequences of our choices.