Ancak biliyorum ki, eğer o şekilde yaşamazsak birbirimizi öldürüp... ...Dünyayı yok edeceğiz.I know that if we don't live that way we'll kill each other and destroy the Earth.
Stil sahibi olarak yaşamak istiyorum.I wanna live with style.
Eskilerin dediği gibi, yaşamadan öğrenemezsin.Like the old saying, nothing beats experience.
Zaten çok da yaşlıydı ! bu kadar yaşaması bile mucizeymiş !As he expected, your brother died that night.
Abin zaten acınası bir varlıktı, Bu dünyada yaşamasına değmezdiYour brother looked like a zombie anyway, he's a worthless wretch in this world.
Mümkün olan iskelete bakarız bu birleşmiş dünyada yaşamak için.We look at the framework that makes it possible to live in this connected world.
Burada yaşamak zorunda kalacağız diyorsun, birlikte mi?You mean we'll have to live here, together?
Senin sayende, bir sürü yeni şey yaşama fırsatım oldu..Thanks to you, I experienced a lot of new things.
Daha uzun yaşamadan ... ... hepsi öldü.And it isn't until twice as long that they're all dead.
Lima harika bir şehir, ama dünyada yaşaması en güç olan şehirlerden biri.Lima is an incredible city, but it's one of the hardest cities to live in in the world.
Büyük sorunlar yaşamadık.We didn't have any big trouble.
Ve şehirlerde yaşayın ya da yaşamayın hepimiz bunu önemsemeliyiz.And we should all care about this whether you live in cities or not.
İnsanlarsa, bildiğimiz minik apartmanlarda yaşamak istemiyoruz diyor.People say, we don't really want to live in a little teeny conventional apartment.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.It's like being in love in Paris for the first time after you've had three double-espressos.
Bir köye gidip yaşamak, çalışmak ve neye benzediğini görmek istedim.I'd like to go and live and work and just see what a village is like.
"Bir köyde yaşamak ve çalışmak istiyorum.""I'd like to live and work in a village."
Ben de "Ben orada yaşamak ve 5 yıl boyunca kuyu kazmak istiyorum."I said, "I want to live and dig wells for five years."
Kabuklarini terketmeye, dürüst olmak ve beraberce spontan yasama riskini almaya iter.To come to know each other in profound ways
Çünkü, başlangıçte bu şeylerin yaşayıp yaşamadığını sorguladam.Because I started with, at the beginning, are these life?
95 yıl yaşamıştı ve daha önce hiç halüsinasyon yaşamamıştı.She'd lived 95 years and she'd never had a hallucination before.
Potansiyelimize ulaşmadan yaşamaktan sıkıldım artık.You know, I'm sick and tired of us not living up to our potential.
Kendi başıma Japonca öğrenmekten vazgeçtim Fakat Gengo sayesinde Japonya'da yaşamayı başarabiliyorumIf you're interested join our international team and let's break down the language barrier together!
Bu deneyimi bir de Kindle'da yaşamayı deneyin.Try experiencing that on a Kindle.
En başarılı teknoloji yoldan çekilip hayatlarımızı yaşamamızı sağlar.The most successful technology gets out of the way and helps us live our lives.
Ve ben, bu şekilde yaşamayı reddediyorum.And I, for one, refuse to live that way.
Gorve'da yaşamaya bayılıorum çünkü aynen bir yere gitmeyen bir el arabasında yaşamak gibi.I love the Grove because it makes me feel like I live in a town with a trolly that goes nowhere.
Kenny yetişkinlik dönemine değin yaşamayı başarmış bir beyaz kaplan.Kenny was born. He actually made it to adulthood.
Yaşamakla ilgili.It's about living.
O zaman sonsuza dek yaşamak istediğinize emin misiniz?So, are you sure you want to live forever?
Eğer bu yaşamamışsa, ben de bu konuşmayı yapan kişi değilim.If that does not survive, I'm not the thing giving this talk.
Ve uzun bir sure icin orada, sahilde, yasamaya basladim.And I started living down there on the beach for a long time.
Birlikte yaşamalıyız.So we could live together.
Beraber yaşamakla neyi kastediyorsun?What do you mean "living together"?
Benim evime yaşamaya gelen sen değil misin?Weren't you the one who came to live in my house?
(Sadece yaşamak bile mutluluktur)And it even has soundproof walls! <i>[Just Being Alive is Happiness]
Avcılığa duyduğum sevgiyi yitirince, yaşama sevgimi de yitirdim... ...aşka duyduğum sevgiyi de.When I lost my love of hunting... I lost my love of life... of love.
Uzun yaşama içelim.Oh, uh, well, here's to long life.
Uzun bir yaşama.A long life.
Onu nasıl yaşamalıydım?How was I supposed to live it?
İlk başlarda, karavanda yaşamak harika idi.At first, living in the van was great.
Onları bırakamazdım da. Haliyle karavanımda yaşamaya devam ettim.And I refused to give them up, so I stayed in the van.
Karavanda yaşamaktan, kanepemde arkadaşlarımla olmaya zıpladım ve tekrar yazmaya başladım.I alternated between living in a van and couch surfing with friends. And I started writing again.
Varsayımlara dayalı bir hayat yaşama sadece.Don't only live a life based upon assumptions.
Bu da, yaşama sebep ve vesile olan şartları yaratmaktır.Which is to create conditions conducive to life.
"Bu şekilde yaşamak zorunda değilsin'""This is not the way you've got to live!"
İnsani yaşama hoş geldiniz.Welcome to a decent life.
Bu yüzden günah işlemeye zorlandım. Yaşamak için günah işlemek. Sağ kalabilmek için günah işlemek.And therefore I was forced to sin, forced to sin to make a living, forced to sin to make a living.
Kendi özünüz ile yaşamaya çalışın.Try to live with your own being, with your own self.
Tüm hayatını baban gibi herkes tarafından kullanılarak mı yaşamak istiyorsun?Do you want to live you entire life like your father, being used by everyone?
Bir kukla gibi mi yaşamak istiyorsun?Do you want to live like a puppet?
Bizimle bir arada yaşama konusunda fazlasıyla ustalaşmışlar.They'd become extremely adept at living with us.
Şu anda yaşayıp yaşamadığını, işkence görüp görmediğini bilmiyorum.I don't know if he's alive. I don't know if he's tortured.
Tabii ki herkes şehirde yaşamak istemez, özellikle de New York gibi bir şehirde.But also not everyone wants to live in a city, certainly not a city like New York.
Yaşamak istiyorum.I want to live
Ve bizler, geçmişte kırsal alanlarda yaşamanın... ... nasıl olduğuna dair şu efsanevi fikre sahibiz.And we have this mythical image of how life was in rural areas in the past.
Yada siz uzun yaşamak ister misiniz gözetleme kulubesinde?Or would you rather live along the watchtower?
Senin mirasını yaşamayı denedim.I tried to live up to your legacy.
O yuzden din konusuna baliklama daldim ve Incil'e harfiyen uyarak yasamaya calistim.So, I decided to dive in head first, and try to live the Bible.
Ve onlar aynı zamanda yaşamak zorunda, ve insanların doymaya ihtiyacı var.And they also have to make a living, and people need to be fed.
Adamın oğlu üç kilometere ötedeki inek ahırında yaşamaya zorlanmış.The man's sons were banished to live three kilometers away, in a cowshed.