Ana içeriğe geç
Sözlük

yasama ile cümle

yasama kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Burda yaşaman bile gerçekten nefret ettiğim birşey.While you've been living here there's something I've really come to hate.
Hatta çoğumuz onlara bir göz atma fırsatı bulacağız, torunlarımızsa onlarla yaşamaya başlayacaklar.I think most of us are going to glance at it, and our grandchildren are going to begin to live it.
Güvenle YaşamakLiving by Trust
Bazı insanların ölüm sonrası yaşama inanmadıkları fikri.It's the idea that some people don't believe in an afterlife.
Böyle yaşamaya devam edememAnd I just can't keep living this way
Telefonu çevirmede daha önce yaşamadığınız bir zorlukla karşılaşıyor musunuz?Are you having more trouble dialing the phone than you used to?
Hayatı farklı şekilde yaşama azmi en olmadık yerlerde başlayabilir.The will to live life differently can start in some of the most unusual places.
Kesinlikle hayatında yaşaması gerektiği en zor şey olduğunu söylemişti.She definitely said it was the toughest thing she had ever gone through.
Her dakikayı doyasıya yaşamayaShe is determined to make every moment count.
Annemin yanında yaşamaya geri döndüm.I went back to live with my mum.
Anısının insanlara ilham vermesi için sonsuza dek yaşamasını istiyorum.And so, I would like his memory to live on forever and forever to influence people.
İnsanlar mevcut durumun yarattığı acılar altında yaşamayı hak etmiyorlar.Human beings do not deserve to be under continued sufferings of the present situation.
Sizden orada birkaç ay yaşamanızı isteyeceğim.I'm going to ask you to live there for a few months, so make sure you've got it right.
Parasal sistemde yaşamak bir hak değil, bir ayrıcalık.Life is not a right in the monetary system, it's a privilege.
Diğerlerinin mutsuz olduğu değil, mutlu olduğu bir hayat yaşamak istiyoruz.We want to live by each other's happiness not by each other's misery.
Bir pergel gibi çizerek yaşamak.living like a drawing compass.
Eger başkalarının daha iyi yaşaması için birşeyler yapmıyorsan, Zamanını boşa harcıyorsun.If you're not making someone else's life better, then you're wasting your time.
Tekrar, utanç ve aşağılanmanın ağırlığı, tuzağa düştüğünüz bir toplumda yaşamak.And again, the weight of shame and humiliation, living in a society where you feel trapped.
Bağımsızlığını korumanın yolu bu kurallarla yaşamaktan geçiyor.And the way to retain its freedom is live within those rules.
Katılımcılık üzerine kafa yoran insanlar yasama kuvvetine sahip değiller.The people experimenting with participation don't have
Lansing küçük bir şehirdi ve siyahiler şehrin batı tarafında yaşamaktalardı.Lansing was a small town and the west side was the side of town that blacks lived on.
Ve yine biliyoruz ki, bu insanlarin bir cogu fakirler yada fakirdiler. cok uzun yasamadilar.And we also know that most of them were or are very poor -- did not live for very long.
Bakteriler, yeryüzünde yaşamakta olan en eski canlılardır.Bacteria are the oldest living organisms on the earth.
Kötü olanı yaşamak için 24 saatin var. "The bad news is that you only have 24 hours to live."
Tabi ki, ne olacağını bilemeyiz ve belirsizlikle yaşamak zorundayız.Of course, we can't know what's going to happen and we have to live with uncertainty.
Su pompalamak sulama demekti. O an yaşamakta olduğumuz kıtlığa karşı bir çözüm.Pump water meant irrigation, a defense against hunger, which we were experiencing by that time.
Fakat geçmişte, Venüs yaşama daha elverişliydi ve belki de sıvı okyanuslar vardı.But in the past, Venus was much milder and may have had liquid oceans.
Ve ben bu evlerden birinde yaşamak istiyorum.And I want to live in one of these houses.
Hangi evde yaşamak istediğim konusunda fikirsizim çünkü evler aynı. -I'm indifferent as to which house I live in, because they are identical.
Yani ikisinde de yaşamak aynı şey.So living in them is the identical experience.
Bir daha asla sen ve Kosaku ile birlikte yaşamak istemiyorum.I never want to live with you and Kosaku again.
Ruhumuzu kurtarır ve mutlu yaşamamızı sağlar.It saves our souls and makes us live happily.
Şehrin kendisi, belki de tüm New England yaşama sevgili bir yerdir.The town itself is perhaps the dearest place to live in, in all New England.
Fakat bu rakamlarla her gün birlikte yaşamak zorundasınız.But these are numbers you're going to be living with every day.
Artık kendi hayatını yaşamalısın, Felice.You have to live your life now, Felice.
Himalaya manastırına yaşamaya gittik. (Gülmeler)And then, like everyone else in our generation, we went to live in a Himalayan monastery.
Soru şu: Bu gerçekten bizim içinde yaşamak istediğimiz dünya mı?The question is, is that the world that we really want to live in?
Böyle yaşamayı seviyorlar.That's how they like to live.
Hayatı nasıl yaşamak istiyorsan öyle mi yaşayacaksın?Do you live life however you feel like living it?
Çünkü diğer insanlar gibi bir nedenim olmadan yaşamak istemiyorum.Because I don't want to live like other people, without any motives.
Nasıl yaşamalıyım?How should I live?
Eğer böyle yaşamaya devam edersem hayatın güzel olacağını söyledi.She said it'd be fine as long as I live like that.
"Tıpkı bir denizaltında yaşamak gibi." diyordu."It's like living in a submarine."
Babanın ve senin, yıllarca kaçak yaşamanıza ve sonunda babanın ölümüne neden oldu.He made the father and daughter hide all their lives, eventually leading to the father's death.
Kolayı insanların yaşamayı isteyecekleri bir hayatla ilişkilendiriyorlar.It is associated that product with a kind of life that people want to live.
Sizin için! Ve bana böyle yaşamak olacak sadece?And you are just gonna live me like this?
Corky amcası, Koyun sağlam bir tür kim sonsuza dek yaşamak gibi görünüyordu.Corky's uncle was a robust sort of cove, who looked like living for ever.
Ben uzakta iken onu sizinle birlikte yaşamak için var. "Have him to live with you while I am away."
Ben her zaman onu izlenimi verdik ki oldukça iyi bir tarzda yaşamaya başladı.I've always given him the impression that I was living in pretty good style.
Yaşamamın tek nedeni intikam.Vengeance was the reason I stayed alive.
Ve hiçbir şey bizi hikayelerin yaptığı kadar yaşamamızın bir amacı olduğuna inandıramaz.And nothing does a greater affirmation than when we connect through stories.
"Yaşamayacak" demiş."He's not going to live."
Yaşamak ve para kazanmak için başka bir yol bilmedi.He knew no other way of making a living and making money.
Sonsuza dek yaşamayacağız.Sonsuza dek yaşamayacaksınız.We won't actually live forever. You won't live forever.
Arzu ettiğiniz gibi bir hayat yaşamanızı istiyorum, Başkanım.Living and working, always carrying out your wishes, is sufficient for me.
Evli insanların uzun hayatlar yaşama şansı evli olmayanların iki katıdır.Married people are twice as likely to live long lives than unmarried people.
Alice ve George fikir ayrılığı yaşamada çok iyiydiler.Alice and George were very good at conflict.
Ülkeden çıkıp rahatça yaşamanın hayalini kurma bile.So don't even dream of leaving the country and living comfortably.
Günümüzde nüfusun yarısı kirli, tehlikeli... ...ve enerji israfı olan şehirlerde yaşamaktadır.Today, more than half our population lives in cities that are polluted dangerous and waste energy.
Bu şehirler, yaşamak için arzu edilebilecek, güzel yerlerdir.They're desirable and pleasant places to live.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod