Ana içeriğe geç
Sözlük

yasama ile cümle

yasama kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Biliyorsunuz, Brisbane'liyim, yaşamak için büyük bir şehir.You know, I'm from Brisbane, which is a great city to live in.
"Bu oğlan çocukları hayatlarının geri kalan kısmında bu durumla yaşamak zorunda kalacaklar.""These boys will have to live with this the rest of their lives."
Yaban hayata girmeli ve kuş gibi yaşamalıyız Blu! Çocuklar köklerine bağlı yetişsinWe have to get out into the wild and be birds, Blu!
Nereye oturursak oturalım, sosyalizm hep yaşamayacak.Socialism has to start somewhere.
Manastirda uzun bi hayat yasamak istiyordu.He wanted to live a long life at the monastery.
Ama tek istedigi sadece diger insanlar gibi rahat bir hayat yasamakti.But all he wanted was to just live a comfortable life, like other people.
Ne kadar daha rahibe manastirinde yasamayi planladigini sordum ona, dedi ki;I asked her how long she planned to live in the nunnery and she said,
Dedi ki, "Guzel, bilirsin, butun hayatimi o magarada yasamak gibi birsey dusunuyorum."And she said, "Well, you know, I think I'd kind of like to live my whole life in the cave."
Ve biz birlikte yaşamayı ve birbirimizi tanımayı öğreniyoruz.And we learn to live together and to get to know one another.
Hepsi ölmez. Bazıları yaşar. Bazıları yaşamaya devam ediyor ama bu aslında gerçekten kötü haber.Not all of them die; some of them survive, some more are surviving, but it's really bad news.
İnsanlar yeni tüzük altında yaşamaya gelebilir, ama kimse buna zorlanmıyor.People can come live under the new charter, but no one is forced to live under it.
Seni yaşama getirmeye geldim.I came to bring you back to life.
Çoğu insan için, bu seçimleri yapmaya değerdir, daha fazla değil, daha iyi yaşamak için.For many people, those are choices worth making -- not to live longer, but to live better.
Ve onu dansımda buldum, dansım, gücüm, enerjim, tutkum, yaşama nedenim.And I found that in my dance, my dance, my strength, my energy, my passion, my very life breath.
Avustralya'daki gibi bir kuraklık yaşamayı bekleyemeyiz.Australia had to change our political culture.
NEŞE: Çünkü neşe yaşamın anlamıdır; yaşama sanatı neşeli yaşama sanatıdır.JOY: because life is about joy, the art of living is the art of joyful living.
Çünkü o kadar sağlıklı yaşamak beni öldürüyordu.Because living so healthily was killing me.
Onunla beraber yaşamak ve hiçbir şeyi sikine takmamak.Live with her and not give a shit about anything.
Burada, Kaliforniya'da, yaşamaktan son derece gurur duyuyoruz.We're so proud to live here in California.
Ve bu doğru, hissetmek ve ona göre yaşamak.And this is it, right, to feel and be felt.
Bir kıvılcım ki aydınlatan, ancak işin özü yaşamak için olan.A spark that illuminates, however briefly what it is to live.
Bu hastalıklı genlerden onlarda da var, ve bu genler yaşamayı herşeyden daha fazla istiyor.They've got that gene infected in them as well, and they want that to live, more than anything else.
Yaşamak için bunu yapmanın ne anlamı var?Ah! What's with doing that just to make a living?
Bilmene gerek yok Bu şekilde yaşama!A staff? You needn't know! Don't live like that!
"Dünyayı ne kadar daha fazla ısıtıp hala yaşamasını bekleyebiliriz?"How much hotter can we let the planet get and still survive?
Yaşamak istiyorum!I want to live!
Kafamdakileri yaşayıp yaşamamam sadece zaman meselesiydi.It was never a question of if I was going to do something so much of a question of when.
Ama yaşamaya devam edecektir.But you will continue to live.
Yaşama amacının ömür ile ilgisi var mı peki?And does purpose play into it?
Problem şu ki, bizler uzun yaşamak için programlanmadık.The problem is that we're not programmed for longevity.
Taliban bu çocukların içinde yaşamakta oldukları dünyadan nefret etmelerini istiyor.The Taliban want these children to hate the world that they currently live in.
Bu, benim daha önce hiç yaşamadığım bir deneyimdi.It was not like anything I'd ever experienced.
En iyi olasılıkta bir bakım evinde yaşamam ve ufak tefek günlük işlerde çalışmam bekleniyordu.That is, at best, I was expected to live in a board and care, and work at menial jobs.
Biz tutkuyla yaşamak zorundayız.We like the ups and downs of life.
Bana yaşama şansımın yüzde 40 olduğunu söyledier.I was told I had a 40 percent chance of survival.
Toplumda araştırma işlerliği için insanlarla gerçekten yaşamalısınız.That's when research functions in poor societies -- you must really live with the people.
Yaşamanın değeridir.That's the value of living.
Günümüzde, organ yokluğu nedeniyle ciddi bir sağlık hizmeti krizi yaşamaktayız.There's actually a major health crisis today in terms of the shortage of organs.
Yaşamak üzere olduğun şeyle ilgili seni uyarmak istiyorum.I want to warn you about what you're about to go through.
"Yaşamaya başlamak için ekstra 10 yılın var" derseniz ne olacağını düşünüyorsunuz?"You have 10 extra years to start your life"?
Gerçekten yaşamak istediğim dünya bu.And that's the world I really want to live in.
Ve ekonomik çöküş yaşayacağımız yere gelmiş geçmiş en büyük ekonomik enjeksiyonu yaşamak üzereyiz.And rather than having economic shutdown, we're about to have the biggest economic injection ever.
Sağlıklı daha uzun bir yaşama ne dersiniz?How about living longer with good health?
Sağlıklı ve uzun yaşamamızı istiyordum.I wanted us to live long and healthy lives.
Neden daha uzun yaşamayasınız?Why not live longer?
Daha fazla insan, daha küçük yaşama alanı, daha az eşya.More people, smaller spaces, less stuff.
Yaşamazsam süremem!Well, I can't drive if I'm not alive! (door slams)
Bu yanlış değil, fakat burada bir problem yaşamaları muhtemel.This isn't wrong, but I think this is where they're going with the problem.
Gerek yasama meclisinin, gerek Senato'sunun büyük çoğunluğu Demokrat'lardan oluşuyordu.He didn\'92t do it.\ He had a Democrat House, a Democrat Senate, super majority in both Houses.
Yakın tarihimizdeki en karanlık anları yaşamaktayız.We are going through the darkest moment in our recent history.
Bakalım yaşamak mı istiyor ölmek mi.Let's see if it wants to live or die.
Tabii ki, yaşamak ister.Of course, it wants to live.
Şüphesiz ki, yaşamak yerine ölmeyi seçmeliydi.It's so obvious. He should have chosen death instead.
Sen ve kardeşin yakın olmalı ve yaşamalısınız, tamam mı?You and your brother must stay close and survive, alright?
Prensin hala yaşamasının hiç ihtimali yok değil mi?There is no way the prince is still alive, is there?
O Halifeki Efendimiz SAV temsilcisi ve onun sozleri ile kanunu ile yasamaliProphet SAW and to live by his words to live by his law.
Muminler olarak kendimizi bu dunyada rahat yasamak icin hazirlamamaliyiz.As believers, we should not be preparing ourselves to live in this will world comfortably.
Bu dunyada yolcular gibi yasamak icinTo live in this dunya as travelers.
Risksiz bir dünya yaşamaya değer bir yer olmazdı.World without risk would not be worth living.
Tek bir cümlede özetlersek... HaNi.. Sen yaşama sebebimsin..To put it in one sentence, Ha Ni, you are the reason that I live.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod