yaratmak ile cümle
yaratmak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Seyirciye eğitim alanında devrim yaratmak için yazılımını nasıl kullanmayı planladığını anlattı.Hän kertoi yleisölle siitä miten hän suunnitteli käyttää ohjelmistoaan mullistamaan koulutusalan.
Yeni ulusu yaratmak görevi de vatanı kurtaracak olan aydınlara düşmektedir.Myös pimeyttä tuottava laite tuhotaan, joten Maan ihmiset pelastuvat tuholta.
Ancak, hayat fizikçiler için her gün böyle problemler yaratmaktadır.Εκτός από αυτές τις μάχες, όμως, έχει να αντιμετωπίσει και καθημερινά προβλήματα ως έφηβος.
Böylece çok farklı hisler yaratmaktadır.Μπορεί να παρουσιάσει πολλά διαφορετικά συναισθήματα.
Denemeler, istasyonda uyumu yaratmak için yapılmıştı.II βρίσκονταν στην φάση των δοκιμών για να καταστεί επιχειρησιακό.
19.Yüzyıldan itibaren aktör ve yazarların karakter yaratmak sanatlarına karakterizasyon ismi verildi.Από τον 4ο αιώνα σώζονται λίγες πληροφορίες για συγγραφείς και τίτλους έργων.
Çeşitli uygulamada soy gazlar, inert atmosfer ortamı yaratmak amacıyla kullanılır.I mange sammenhænge bruges ædelgasserne til at skabe en inert atmosfære.
İşletmenin üretim kapasitesinin verimli biçimde kullanılmasını sağlayacak talebi yaratmak.Vil det være mulig å utvikle ideen slik at produktet kan produseres lønnsomt?
Bir Dil Yaratmak.Viljen til språk.
Temel görevi aktif bir barış işlevi yaratmaktı.Styrken fikk et fredsopprettende mandat.
Enlightenment, basit, hızlı, sade ve kullanışlı bir masaüstü ortamı yaratmak için başlatılan bir projedir.Formålet med distribusjonen var å tilby et stabilt, enkelt, open source operativsystem.
Bu da yeni darboğazlar yaratmaktadır."Answers About God, the Creator (Jawaban mengenai Allah, Sang Pencipta) III.
Bu soru bir paradoks yaratmaktadır.Hal ini tentunya akan menimbulkan masalah kompatibilitas.
Bölgedeki yoğun sabah sisi, taarruz eden taraf açısından olumlu bir koşul yaratmaktaydı.Pada era modern, posisi juga berperan dalam penyerangan yang tumpang tindih dengan posisi sisi di depannya.
Bu fikrin ilgi yaratmak için yeterince alışılmadık olduğunu biliyordum ...Tôi biết ý tưởng này là đủ thú vị lôi cuốn để tạo ra lãi suất...
Onun öngörülerinin aksine, kristalleri yaratmak kolay bir iş değildi.彼の最初の期待とは逆に,雪の結晶を作ることは簡単な作業ではなかった。
Aleksandr'ın ülküsü; dili, dini, yönetim biçimi bir olan bir ülke yaratmaktı.アレクサンドルの基本方針は単一国家、単一言語、単一宗教による国家の形成だった。
Bu da yeni darboğazlar yaratmaktadır."設立者は宮下玄覇。
Ubuntu'ya yüklenen paketler Debian'ın kararlılık seviyesi için bir deneme ortamı yaratmaktadır.Ubuntuによる変更点は、Debianのソースパッケージに対するパッチとしてアーカイブする仕様になっている。
Ama, onu ararlarken yeni bir Shade yaratmak için güçlerini birleştirmiş üç büyücü bulurlar.「吉田十三人衆」と呼ばれる側近の一人と目されるようになった。
Farkındalık yaratmak ve toplum hizmetinde sosyal görevi yerine getirmek için Yönetişim Merkezi.治理センターは意識を高め、社会サービスの中で社会役割を実行します。
Buna ek olarak gerçeğe en yakın hayatta kalma hikâyesini yaratmak istediklerini belirtti.まだまだ真実の記録を残すために活躍してほしかった。
"«Hedefimiz geleceğin Vefa'sını yaratmak»".」、「ウィザード、未来への約束。
Anlamı "doğum vermek", "yapmak", veya "yaratmak".「造出し」、「造り出し」とも表記される。
Entalpinin foton gazı yaratmak için gerekli enerji miktarı olduğu görülmüştür.エンタルピーは、光子気体を発生させるに必要なエネルギーの量であるとみなせる。
Bu tabakalarda da Neolitik Çağ’ın yontma taş aletlerinin bulunması bir karışıklık yaratmaktadır.爆縮過程でどのようにしてこのようなビームが作られるかはいまだに謎のままである。
Ama, onu ararlarken yeni bir Shade yaratmak için güçlerini birleştirmiş üç büyücü bulurlar.魔族(魔族〔まぞく〕,Demon) 奇幻谷除人類外的三大種族之一。
Oysa insan, içinde bulunduğu her anda, varoluşunu yeniden yaratmak, özünü belirlemek durumundadır.而人也是“天”按照自己的特點塑造的,人是為了體現天意被創造出来的。
Nisan 2012'de Ni, "sorun yaratmak" ve "dolandırıcılık" nedeniyle iki buçuk yıl hapse mahkûm edildi.2012年4月,她再度被以「尋釁滋事」和「詐騙」罪名判刑2年8個月,而她的丈夫也被以「尋釁滋事」罪名判刑2年。
Ekstra hacim ve pürüzsüz bir tutarlılık yaratmak için, karışım çalkalanırken, yoğurt içine hava katılır.為了產生更多的容量和光滑的稠度,當混合物攪拌時,會將空氣併入酸奶中。
Amazon ve Orinoco havzalarında insan nüfusunun artması biliminsanları arasında endişe yaratmaktadır.亞馬孫流域和奥里諾科盆地的人口膨脹已經引起了一些科學家的憂慮。
CDE bir standart Unix masaüstü ortamı yaratmak için girişim oldu.商用Unix工作站长期采用CDE作為標準的桌面環境。
Büyücüleri alt edecek kadar çok sayıda kurt adam yaratmak istiyor.為數名屠殺女巫時倖存下來的一人。
Onun amacı, herkese ait olan toplumsal bir doğa yaratmak değildi.즉, 사회주의의 분배제는 각 개체 간의 경쟁심을 유발시키지 못했다.
Tamamı erkek olsaydı hiçbir anlamı olmazdı, bu yüzden onlar için daha gerçekçi bir ortam yaratmak istedim.이를테면 모든 지어감이 본래 없었지만 지금 있게 됨으로 그 성품이 되는 것이다.
Düşünsel etkinliklerle ilgili yarışma ruhu yaratmak.대중 설득을 통한 교정적 행동을 이끌어낸다.
Mimar Roma'daki kamu binalarından esinlendi ve Kuzeyde yeni bir Roma tarzında yönetici binası yaratmak istedi.건축가는 로마의 궁전에 깊은 영감을 받아 로마의 공공기관처럼 암스테르담에 북부의 로마식 건물을 짓고자 하였다.
Yaratmak ve barış anlamları taşır.평화의 의미(The Meaning of Peace).
Sağda, tanrı gün ışığında Güneş'i yaratmakta.다음의 구절들에서, 예수는 햇빛으로 상징화 된다.
Yaratmak anlamı içerir.הקניית משמעות.
Aleksandr'ın ülküsü; dili, dini, yönetim biçimi bir olan bir ülke yaratmaktı.בעיני רוחו ראה אלכסנדר אומה בעלת לאומיות אחת, שפה אחת, דת אחת וצורת מנהל אחת.
Bu soru bir paradoks yaratmaktadır.השאלה הופכת להיות שאלה של הבדלה.
Plansız kentleşme, özellikle yoksul kesim üzerinde büyük bir evsizlik riski yaratmaktadır.נראה כי היעדר געשיות מלווה שולי לוח רדודים במיוחד.
Oysa insan, içinde bulunduğu her anda, varoluşunu yeniden yaratmak, özünü belirlemek durumundadır.Той възниква, когато човек или имане бъдат зазидани при строежа.
Kariyerinin kötüye gidişinin ardından Hepburn, kendi geri dönüş aracını yaratmak üzere harekete geçti.След този спад в кариерата си, Хепбърн предприема действия, за да създаде свой собствен метод за завръщане.
Ancak, hayat fizikçiler için her gün böyle problemler yaratmaktadır.Въпреки трудностите, децата изживяват ежедневно емоции.
Genel/teorik ve uygulamalı dil bilimi arasındaki bu özel durum sorun yaratmaktadır.Друго разграничение е например между теоретичната и приложната икономика.
Jackson, mantıklı ve inanılabilir bir dünya yaratmak istiyordu.Платон създава завършена мирогледна и логико-етична система.
Dolayısıyla duanın kullanımı önemli bir teolojik nokta yaratmaktadır.Фактът, че и двамата вдигат оръжие е голям проблем от гледна точка на католическата сакраментална теология.
Bu durum da huzursuzluk yaratmaktaydı.To je stvaralo i vjersku nesnošljivost.
Önemli olan iyi bir takım yaratmak.To ih čini vrlo važnim dijelom opreme.
Sağda, tanrı gün ışığında Güneş'i yaratmakta.To je bog zalazećeg Sunca, odnosno on predstavlja Sunce na zalasku.
Heku, yaratıcı tanrının dünyayı ve tanrıları yaratmak için kullandığı temel güçtür.Brahma je prazáklad, ktorý stvoril bohov a svety.
Büyücüleri alt edecek kadar çok sayıda kurt adam yaratmak istiyor.S tem hoče doseči, da bi število volkodlakov preraslo število čarovnikov.
Ancak, temel kazılarında sorun yaratmaktadır.Povzroča neprijetnosti pri težkih ulitkih.
Buna ek olarak gerçeğe en yakın hayatta kalma hikâyesini yaratmak istediklerini belirtti.Tad nusprendžia išsiaiškinti tiesą apie savo gyvenimą.
Aleksandr'ın ülküsü; dili, dini, yönetim biçimi bir olan bir ülke yaratmaktı.Aleksandro III siekis buvo turėti šalį su viena tautybe, kalba, religija bei valdžia.
Doğada ve doğal malzemelerle eserlerini yaratmakta ve fotoğraflarını çekmektedir.Laisvalaikiu filmuoja ir fotografuoja gamtą.
Ama karaktere tam oturacak isimler yaratmak gerçekten onun için baş ağrısı olmuştur.Kita vertus, specifiniai bruožai, įgalinantys trumpai jį charakterizuoti, sunkiai apčiuopiami.
Böylece çok farklı hisler yaratmaktadır.Dėl to susidarė skirtingi atspindžiai.