Ana içeriğe geç
Sözlük

yaratma ile cümle

yaratma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Pazar hacmi sıfır ve sektörde daha önce hiç sunulmamış... ...ne gibi faktörler yaratmalısınız?The market size is zero and what factors should you create that the industry has never offered.
Görüşülebilir ile demek istediğim bir şeyi yapmakla yapmamanın fark yaratması.Negotiable meaning that it makes a difference whether you do something or not.
Ancak bundan sonra, mutlu bir gezegen yaratmaya baslayabiliriz.And then we're starting to create a happy planet.
Bu, kollektif bir amac yaratmanin yoludur.That's how you create a collective goal.
Kyoto: pakt bazlı bir organizasyon yaratma çabalarının başlangıcı.Kyoto: the beginnings of struggling to create a treaty-based organization.
lezzetli olanı yaratmanız gerekiyor." dedi.And that's where we got zesty pickles.
Kendi geleceğimi yaratmak zorunda olduğumu fark ettim.I actually grew up a little bit in that moment and realized that I needed to create my own future.
Amaç hikayeler yaratmak.But the result is always to have stories.
"John, gerçekten bir fark yaratmak ister misin?""John, do you really want to make a difference?"
"Evet, bir fark yaratmak istedim.""Yeah, I want to make a difference."
Bir tane yaratmak yeterli değildir.It's not enough to create one.
Gittikçe daha iyi çalışan bir sistem yaratmalısınız.You've got to create a system that will work better and better.
Kadınlara hayal kurduran ürünler yaratmayı amaçlıyoruz.We have goals to create products who make women dream.
Ve bu bence önemli o pozisyondaki insanların fark yaratması.And I think it's important that people in that kind of position do make a difference.
Bizlerin, tasarımcıların, dış kılıfı yaratmasını istiyorlardı,They were really looking for us, the designers, to create the skins,
Fakat ben eşsiz bir aydınlatma deneyimi yaratmak istiyordum, yeni bir aydınlatma deneyimi.But I really was looking for creating a unique experience of light, a new experience of light.
Abelardo 7 karakterden oluşan birkaç farklı ekran ismi yaratmak istiyor.Abelardo wants to create several different 7-character screen names.
Bu kadar çok işkence yaratmak benim için de iyi birşey değildi."Creating so much torture was not something that was good for me, too."
Hip hopta ise, endüstriyi fikirlerinizin etrafında yaratma düşüncesine sarılmıştık.Where in hip hop, it's been embraced to go create industry around your ideas.
Ve beraberce yaratmak istediğimiz şey için eyleme geçmeliyiz.And to take action on what we want to create together.
Mahalli birimlerde, şevkle çalışacak olan ve fark yaratmak isteyen kişilerin bulunması.Finding those people in the community who have the passion and who want to make a difference.
Parayı yaratma ve tedavülde tutma mekanizmasından son derece farklı bir yaklaşım gerekir.It requires a very different mechanism for the creation of money and the circulation of money.
Ben de bu tür öyküleri su üstüne çıkaracak bir çerçeve yaratmanın ilginç olabileceğini düşündüm.And so I thought it would be interesting to build a framework to surface those types of stories.
Harika bir şey yaratmak için kimsenin iznine muhtaç değilsiniz.You don't need anybody's permission to create something great.
Ama yaratmaktan ve paylaşmaktan da hoşlanıyoruz.But it turns out we also like to create, and we like to share.
İkisi de insanların yaratma ve yarattıklarını paylaşma arzularına dayanıyor.Both of these design for the assumption that people like to create and we want to share.
Yani, bunu kendimiz yaratmak zorundaydık.So we had to create it.
Yani onun kendi pasajını yaratması oldukça doğaldı.He loves prizes.
Fiziki kanalda atılacak ilk adım farkındalık yaratmaktır.This first step in a physical channel is generating awareness.
Bu yüzden, blog yazmaya karar verdim ve bu küçük hikayeler gibi şeyler yaratmaya başladım.So, I started to write a blog and I started to create things like these little stories.
Araştırma, keşif öğrenme ortamı yaratmak asıl eğitimdir.Creating an environment of learning, of inquiry, of exploration is what is true education.
Ama şu anda bu bizim kendi insanlarımızla ilgili yaratma işini yapan ekibimizle ilgili.But right now it's in dealing with our own people, our own teams who are doing the creating.
Ve sonra kendi sesinizle onu yeniden yaratmak için elinizden geleni yaparsınız.And then you'd do your best to recreate that with your own voice.
Yaratma eylemi bir nevi gizem bulutuyla çevrilidir.The act of creation is surrounded by a fog of myths
"Nasıl bir dünya yaratmalıyız?"What kind of a world should we be making?
Ve elbette mükemmel orana hissi yaratma fikrine göre.And a notion of creating a sense of perfect proportion.
Yüksek gelirli işler yaratmak için yeni yatırımlar.New investments to create high-paying jobs.
Işte yaratmak istediğimiz yeni dünya bu.That's the new world that we want to create.
Matematikçiler var olmayan şekilleri yaratmaya başladılar.Mathematicians began to create shapes that didn't exist.
Bilgisayarda çalışan sanal genetik sistem yaratmaya çalıştı.Trying to start an artificial genetic system running in the computer.
"Yaşayan canlılar yaratmak bu kadar kolaysa, neden kendimizden birkaç tane yaratmayalım?""If it's that easy to create living organisms, why not create a few yourself?"
Açık Kaynak Ekolojisi gelecek ekonomiyi yaratmak için bir adım: açık kaynak ekonomisi.Open Source Ecology is really about creating the next economy: the open source economy.
Bu bizi, muhakeme yeteneği olan bireyler yaratma çabamızdan alıkoyuyor.This discourages the sort of reasoning citizenship it seems to me that we want to have.
Gerçekte burada hakkında konuştuğum şey bir anlamda yapay yaşam yaratma deneyleri...Really what I'm talking about here is trying to create a kind of artificial life.
Yani bir şansımız var, dünyanın o köşesinde yeni bir gelecek yaratmak için.So we have a chance to create a new future in that part of the world.
Bir şeyi yaratmak, daha önce varolmamış bir şeyi yapmak demektir.To create is to make something that has never existed before.
Yani, aşağıdan alan yaratmanız gerek.So, you've got to go after the space down there.
Bir jonglör olarak yapmak istediğim şey bir anı temsil edici birşeyler yaratmaktı.Well, as a juggler, what I wanted to do was create something that was representational of a moment.
Benim bakış açımdan bu mantar dükkanların yaptığı birşey aciliyet ve tükenebilirlik yaratmak.From my perspective, one of the things pop-up stores do is create perishability and urgency.
Bir bakıma yaptığımız şey yeni bir sarf malzemesi yaratmak.In a sense what we've done is we've created a new consumable.
Bu şeyi kurcalayıp, yapısını tekrar yaratmak.Getting involved with that, and remaking the structure again.
Ben, tekrar iyi işler yaratmak için ne yapmak gerektiğini biliyorum.I know what it takes to create good jobs again.
Ancak yalnızca iş yaratmak da değil, iyi maaşlı işler yaratmak.But not just jobs, good paying jobs.
Ve bu, iş yaratmak demek.And that\'92s creating jobs.
Benim yapmak istediğim, hem güçlü bir ekonomi yaratmak, diğer bir yandan da enerji üretmek.What I want to do is to create an economy that is strong, and at the same time produce energy.
Benim önceliğim iş fırsatı yaratmak.My priority is jobs.
Eğer burada iş firsatı yaratmak istiyorsak, rekabetçi olmalıyız.We have to be competitive if we\'92re going to create more jobs here.\
Obama: Tamam. Bizim burada yeni iş fırsatları yaratmamız gerekli.We need to create jobs here.
Bu da, ülkenin dört bir yanında, on binlerce iş fırsatı yaratmak üzere.That\'92s creating tens of thousands of jobs all across the country.
Hükümet iş fırsatı yaratmaz.Government does not create jobs.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod