Stroskobik fotoğraf projesi, görüntünün ilüzyonunu yaratma, nihayetinde sinemanın gelişmesini sağladı.Stroboskopiska fotografier var en av de uppfinningar som slutligen ledde fram till filmens skapande.
Yaşayanların kanı yeni bir tohum yaratmak için iyi bir gübredir.Kvinnans blod krävs för att skapa en ny varelse.
Filmin başarısı Warner Bros.'u Batman: The Animated Series'i yaratmaya sevk etti.Dietter tog hjälp av Batman: The Animated Series för att få inspiration.
Decepticonlar bu objeyi kendilerine ordu yaratmak için kullanmak istemektedir.Cortex hoppas kunna använda dessa djur till att bilda en armé.
Komün sınıfsız bir toplum yaratma amacındadır.Sällskapet hade då till syfte att verka för en allmän folkbildning.
Büyücüleri alt edecek kadar çok sayıda kurt adam yaratmak istiyor.Den har ett fåtal magier för att framkalla magiska trupper.
Plansız kentleşme, özellikle yoksul kesim üzerinde büyük bir evsizlik riski yaratmaktadır.Att få fattigdomen att minska är en utmaning, i synnerhet på landsbygden.
Almanca Vikipedi'nin madde yaratması Mayıs 2001'de başladı.Spanskspråkiga Wikipedia startade i maj 2001.
Koyun sürülerine mera alanı yaratmak için pampa geyikleri yerleşimciler tarafından bolca vurulmışlardır.Pampashjortar jagades i stort antal för att skapa plats åt européernas får.
Her şeye rağmen eserlerini yaratmaya devam etti.Samtidigt fortsatte han att bygga vidare på sina samlingar.
Bu sırada da şarkıları kompoze etmeye ve kendi şarkılarını yaratmaya başlamıştı.De började därmed skriva och producera sin egen musik.
Bazı modeller insan vücudundan daha büyük benzerlik etkisi yaratmak için sıcak su ile doldurulabilir.Деякі моделі можуть наповнюватися теплою водою, для створення більшого ефекту подоби людського тіла.
1848 – Cambridge Üniversitesi'ndeki bir kurul, genel futbol kurallarını yaratma girişiminde bulundu.1848 — комітет при Кембриджському університеті намагається створити універсальний набір правил футболу.
İlk grupta, Tanrının cenneti ve dünyayı yaratması sahnelenmiştir.На початку створив Бог небо і землю.
Bir şeyler yapmak istiyor, bir şeyler yaratmak istiyordum." (syf. 44).Вони зробили/створили саме те, що хотіли зробити/створити».
Aile odaklı beş koltuklu bir araçtır ve birçok rakibinden daha sportif bir imaj yaratmaya çalışır.Це п'ятимісний сімейний автомобіль з більш спортивним іміджем, ніж у конкурентів.
Her şeye rağmen eserlerini yaratmaya devam etti.Тим не менш він продовжував свою творчість.
Karanlık ve ürkütücü bir hava yaratmayı amaçlar.Це створює моторошну і страшну атмосферу.
Temel görevi aktif bir barış işlevi yaratmaktı.Операція була чисто миротворчою місією.
Solda, tanrı Dünya'yı yaratmakta.За Сократом, світ — творіння божества.
Buradaki ormanlar zengin, büyüleyici ve güzel manzaralar yaratmakla ünlüdür.Ліси тут відомі своїми багатими і красивими пейзажами.
Sağda gece ışığında, tanrı ay'ı yaratmakta.У перший день із шести днів творіння Бог створює світло.
Bu sırada da şarkıları kompoze etmeye ve kendi şarkılarını yaratmaya başlamıştı.Вони вдосконалювали свої музичні навички і створили власні пісні.
Bu topluluk, yeni bir rahip nişanı yaratma kararını vermiştir.Požádali o dosazení nového faráře.
Öyle muhteşem şeyler yaratmamıştır.Žádné výrazné dílo zde nevytvořil.
L.A.'de bir katliam yaratmak isterler.V Los Angeles vypuknou rasové nepokoje.
Şiiri yaratma, yavaşça ara.Zkuste si nahlas přednést, tedy odrecitovat, následující báseň.
Anlamı "doğum vermek", "yapmak", veya "yaratmak".Křestní jméno znamená „tvořit, zhotovovat, vyrábět“.
22 Ekim 2003 tarihinde gitarist Ben Moody farklılık yaratma düşüncesiyle gruptan ayrıldı.22. října 2003 skupinu opustil zakládající člen Ben Moody.
Dahası, Tanrı yaratma gücünü insana aktarmış da değildir.Také ale ví, že je proti přirozenosti boha lhát.
Her biri yalnız kendi duyuşuna, kendi beğenisine göre bir güzellik yaratma çabası içindeydi.Každá z nich jej okamžitě chtěla pro sebe, protože samozřejmě za nejkrásnější považovala sebe.
Brahma’nın altın yüzü onun kainatı yaratmada aktif olarak var olduğu inancını sembolize eder.Smetanově zlatý vápenec vtiskl Bathu jeho současný charakter.
Yaratmak ve ışık anlamını içerir.Dobře věděl, co je zvuk a světlo.
Komün sınıfsız bir toplum yaratma amacındadır.To vyústilo ve snahu o vytvoření etnicky čisté beztřídní společnosti.
Aynı zamanda Horasan Kürtleri de bölgelerinde kargaşa yaratmaya başladılar.Na stávku se začaly připravovat i krizové štáby měst a krajů.
Yeni hareket stilleri yaratmak için diğer dans hareketleriyle birleştirilebilir.Průběh tance je možno zpestřit dalšími prvky.
Yaratma kudreti olağanüstüdür.Tvorba je svým způsobem zázrakem.
Dekonjestan ilaçların yan etkisi, kişide "sinirlilik hâli" yaratmalarıdır.Jeho závěr byl, že krása je pocit způsobený „estetickými neurony“.
Sonraki basamak ilk ışık denilen negatifi veya ara negatifi yaratmaktır.Je to první dochovaná světlu odolná fotografie – přímý pozitiv.
Ancak, kendisi de, yaratma gücüne sahiptir.Dumnezeu este creatorul.
Melekler ise Allah kendilerini onun gibi yaratmadığı için şükrederler ve bir kez daha secdeye giderler.Îngerii însă L-au ascultat pe Dumnezeu, iar djinnul (Satan) a căzut din grația Sa.
Kral Sejong'un en büyük katkısı 1443'te Kore alfebesini (Hangeul) yaratmasıdır.Contribuția cea mai importantă a regelui a fost crearea alfabetului coreean în 1443.
22 Ekim 2003 tarihinde gitarist Ben Moody farklılık yaratma düşüncesiyle gruptan ayrıldı.La 22 octombrie 2003, chitaristul Ben Moody a părăsit formația datorită "creării diferențelor".
Dupin'e göre gazeteler, gerçeği bulmaya çalışmak yerine bir sansasyon yaratmayı tercih etmektedir.Dupin remarcă faptul că scopul ziarelor este „de a face senzație... decât de a căuta adevărul”.
Öyle muhteşem şeyler yaratmamıştır.Nu a arătat emoții deosebite.
L.A.'de bir katliam yaratmak isterler.A susținut mai apoi o audiție în Los Angeles.
Komün sınıfsız bir toplum yaratma amacındadır.Scopul concursului este de a crea o comunitate realizatoare de scurtmetraje.
Selanik’te kalmayı sürdürerek çevresinde bir kültür hareketi yaratmaya çalıştı.Încearcă să producă în jurul său o mișcare culturală, continuându-și șederea de la Salonic.
Yaratmak, öğretmek anlamları vardır.Rolul lui este de a comunica învățături.
Bu bölümde, oyuncuya kendi oyun senaryosunu yaratma imkanı vermiştir.Autorul își imaginează posibilitatea de a scrie o piesă de teatru.
1848 – Cambridge Üniversitesi'ndeki bir kurul, genel futbol kurallarını yaratma girişiminde bulundu.1848 – A Cambridge-i Egyetem bizottsága megkísérelt létrehozni egy egységes szabályrendszert a labdarúgásnak.
Nasyonal sosyalistler kendilerine özgü mimari bir tarz yaratma yoluna gitmişlerdi.A nemzetiszocialisták igyekeztek magukhoz kötni őt.
İlk önce konuşma büyük bir heyecan yaratmadı.A felhívás nem keltett nagy lelkesedést.
Savaşçı olmayanlar kendilerinin yaratmadıkları bu koşullarda mağdur edilmemelidir.Az osztályok nem léteznek az őket alkotó dolgok nélkül.
KOŞULSUZ SEÇİM VE ÇİFTE KADER: Tanrı dünyayı yaratmadan önce bazı kişileri kurtuluş için seçmiştir.A kezdetet és a véget ismerő Isten már a világ teremtése előtt gondoskodott engesztelő áldozatról.
Bu durum büyük bir sıkıntı yaratmaktadır.Ez hatalmas nehézségeket okozott.
Bir şeyler yapmak istiyor, bir şeyler yaratmak istiyordum." (syf. 44).Szeretett volna egy kis rendet teremteni” (Anna).
Komün sınıfsız bir toplum yaratma amacındadır.Arra törekedtek, hogy a Népközösség közösség-teremtő és közösség-nevelő intézmény legyen.
Bu durum da huzursuzluk yaratmaktaydı.Ez határtalanul megnyugtatott bennünket.
Dört gün sonra, Yeni Kuvvetler Hareketi adlı yeni bir siyasi parti yaratma amacını ilan etti.Ezt követően Mi Hazánk Mozgalom néven új párt alapítását hirdette meg.