Tom kendine boş yere problem yaratmak istemedi.Том не хотел создавать себе лишние проблемы.
Benim işim problem yaratmak.Моя работа — создавать проблемы.
Problem yaratmak istemiyorum.Я не хотел создавать проблем.
Allah, eşyayı bir şeyden yaratmadı.Никакое творение не может творить то же, что и Всевышний Бог!
Bazı modeller insan vücudundan daha büyük benzerlik etkisi yaratmak için sıcak su ile doldurulabilir.Некоторые модели могут наполняться тёплой водой, для создания большего эффекта подобия человеческого тела.
Melekler ise Allah kendilerini onun gibi yaratmadığı için şükrederler ve bir kez daha secdeye giderler.Только ангелы (малаика) лишены воли и беспрекословно подчиняются Богу.
Yaptıkları ancak Rablerine karşı dua etme konumunda kalarak, neticeyi Allah'ın yaratmasını istemeleridir.Господь передается то как Hospodin (в Ветхом Завете), то как Pán (в Новом Завете).
Farkındalık yaratmak ve toplum hizmetinde sosyal görevi yerine getirmek için Yönetişim Merkezi.Центр управления для повышения уровня осведомленности и осуществления социальной роли в служении обществу.
Dürer'in çalışması için "Hiçbir hayvan resmi sanatta bu kadar derin bir etki yaratmamıştır" denmiştir.Про гравюру говорили, что «ни одно изображение животного не оказывало такого глубокого влияния на искусство».
Yediği şeytan meyvesi kendisine deprem yaratma gücü vermiştir.Чам-Пас проклял Шайтана и низвергнул его в пропасть.
Kendilerini iyi olarak görmeleri değerler yaratmalarını sağlar.Также они обладают и хорошим зрением.
Önemli olan iyi bir takım yaratmak.Большое значение имеет хорошая разминка.
Yaratma sanatının sırlarını öğrendi ve yeni bir varlık yaratmayı denedi.Он изучил тайну языка Создателя и попытался создавать новых существ.
Süperbüs, çok hızlı otobüsler yaratmayı içeren proje.Взамен обещано запустить скоростные автобусы.
İlk grupta, Tanrının cenneti ve dünyayı yaratması sahnelenmiştir.Тема первой группы изображений — создание Богом Небес и Земли.
Aile odaklı beş koltuklu bir araçtır ve birçok rakibinden daha sportif bir imaj yaratmaya çalışır.Это пятиместный семейный автомобиль с более спортивным имиджем, чем у конкурентов.
Eğitim aynı zamanda Yeni Sovyet insanı'nı yaratma konusunda önemli oldu.Также необходимо было воспитать нового, советского человека.
Oysa insan, içinde bulunduğu her anda, varoluşunu yeniden yaratmak, özünü belirlemek durumundadır.В суре говорится о сотворении человека и об испытании, которому он подвергается.
Bu durum posta hizmetlerinde çok kargaşa yaratmakta idi.Это создавало неудобства, особенно для почтовых работников.
Şiiri yaratma, yavaşça ara.蠕 — значит медленно ползти, пресмыкаться.
Savaş sonrası dönemin ilk yıllarını kaybolan sanayi kapasitesini yeniden yaratmak için harcadı.Одновременно восстанавливал утраченные за годы войны творческие навыки.
Komün sınıfsız bir toplum yaratma amacındadır.Они стремились к созданию союза независимых общин верующих.
Yeni hareket stilleri yaratmak için diğer dans hareketleriyle birleştirilebilir.После этого совместными усилиями они создают новый танцевальный стиль.
Kirpik uzatma, doğal kirpiklerin hacmini artırmanın ve çekici bir etki yaratmanın bir yoludur.Наращивание ресниц — способ увеличения объема натуральных ресниц и приданиям им привлекательного эффекта.
Her bir unsur (ikinci derecede olsa bile) tam bir dengeyi yaratmak için birlikte çalışır.И помочь каждому, кто соприкоснулся с его творчеством, достигнуть гармонии.
Amaç bir askerî yönetim yaratmaktı.Важной задачей было создание Военного министерства.
Ancak, kendisi de, yaratma gücüne sahiptir.Джинны (The Jinn) — разумные существа, созданные Аллахом.
Sağda, tanrı gün ışığında Güneş'i yaratmakta.Теперь богу солнца служили под лучами самого солнца.
Bir Dil Yaratmak.Формирование единого языка.
"«Hedefimiz geleceğin Vefa'sını yaratmak»".Она требует уважения, с тем чтобы мы смогли построить мирное будущее».
Ateş edilmesi Kraliçenin sağlığında veya hamileliği üzerinde bir etki yaratmadı.В беловом варианте сентенции рукой императрицы не было сделано никаких пометок или исправлений.
(4)yaratılmamış ve artık kendisi de yaratmayan.Но сам он не вкушает от своего творчества».
Stroskobik fotoğraf projesi, görüntünün ilüzyonunu yaratma, nihayetinde sinemanın gelişmesini sağladı.Проекция стробоскопических фотографий, создавая иллюзию движения, и привела к появлению кинематографа.
Eser, bu döneme alıntılar yaparak feodal ortamdan Kürt aydınlanmacılığını yaratmayı başarmayı konu alır.Неожиданно тому приходит в голову мысль: он с помощью своих способностей делает из Пипа фейерверк.
İş, "insan doğası"nın gerçekleşmesi yerine sadece daha fazla zenginlik yaratmak içindir.العمل يستخدم لخلق المزيد من الثروة فحسب بدلا من تحقيق الطبيعة البشرية.
Dürer'in çalışması için "Hiçbir hayvan resmi sanatta bu kadar derin bir etki yaratmamıştır" denmiştir.وصفت لوحة دورر بـ "لم تؤثر صورة حيوان بهذا العمق على الفنون" .
Allah, eşyayı bir şeyden yaratmadı.الله سبحانه أوجد المخلوقات لا من شيء.
Ancak, kendisi de, yaratma gücüne sahiptir.ٱلْوَكِيلُ: هو الكفيل بالخلق القائم بأمورهم فمن توكل عليه تولاه وكفاه، ومن استغنى به أغناه وأرضاه.
Bu görüntü ve müzik kombinasyonu, kitleyi etkileyen bir deneyim yaratmak için hazırlandı.هذا المزيج من الصور والموسيقى يسعى إلى خلق تجربة تحرك الجمهور."
Komün sınıfsız bir toplum yaratma amacındadır.كان هدفهن هو خلق مجتمع خالي من العنف.
Selanik’te kalmayı sürdürerek çevresinde bir kültür hareketi yaratmaya çalıştı.عمل على تأسيس حركة ثقافية حوله أثناء استمراره في سالونيك.
1848 – Cambridge Üniversitesi'ndeki bir kurul, genel futbol kurallarını yaratma girişiminde bulundu.كان لقوانين كامبردج التي وُضعت في سنة 1848 في جامعة كامبريدج، أثر بارز في تطوير الرموز للعبة كرة القدم.
Temel görevi aktif bir barış işlevi yaratmaktı.أسست المجموعة النشطة تطويق للسلام.
Bu durum büyük bir sıkıntı yaratmaktadır.وهذا يخلق وضعا خطيرا للغاية.
Kariyerinin kötüye gidişinin ardından Hepburn, kendi geri dönüş aracını yaratmak üzere harekete geçti.بعد هذا التراجع في مشوارها الفني، شرعت هيبورن في خلق طريقها للعودة.
Heku, yaratıcı tanrının dünyayı ve tanrıları yaratmak için kullandığı temel güçtür.كانت حقو هي القوة الرئيسة التي استخدمها الإله الخالق لخلق العالم، بل والآلهة نفسها.
Oysa insan, içinde bulunduğu her anda, varoluşunu yeniden yaratmak, özünü belirlemek durumundadır.لأن العبادة هي الغاية من خلق الإنسان لقوله تعالى: ﴿وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ﴾.
(4)yaratılmamış ve artık kendisi de yaratmayan.ذلك لأنّ الله خلقهم للعبادة، وما خلقهم إلاّ ليعبدون.
1928'de tekrar Viyana'ya döndü ve Macaristan'da yeni bir devrimci örgütlenme yaratmaya çalıştı.في عام 1923 عاد إلى سنجان، حيث شارك في تنظيم جماعات ثورية سرية لإعداد تمرد جديد.
Savaşçı olmayanlar kendilerinin yaratmadıkları bu koşullarda mağdur edilmemelidir.الجندي في منطقتنا لا يحارب فقط عندما يؤمر بذلك.
Gemiler ayrıca doğal yaşamı rahatsız eden gürültü kirliliği de yaratmaktadır.والتصادم مع السفن والضوضاء الناتجة عن أنشطة بشرية تهدد أيضا بشكل ملحوظ الانتعاش.
Bu durum da huzursuzluk yaratmaktaydı.لكن هذا أدى إلى الشعور بالقلق.
Sağda gece ışığında, tanrı ay'ı yaratmakta.في بداية الخلق كانت الشمس تظهر في الليل و القمر يظهر في النهار.
Onu biz yaratmadık.نحن لم نكوّنه.
Sıfırdan bir ülke yaratmada bir deney gerçekleştirin.أجري تجربة لبناء دولة من الصفر.
İlk grupta, Tanrının cenneti ve dünyayı yaratması sahnelenmiştir.O primeiro grupo evidencia as cenas de Deus a criar os Céus e a Terra.
(4)yaratılmamış ve artık kendisi de yaratmayan.Em seu pensamento, Deus não era nem criador, nem onipotente.
Afrika Birliği 2025 yılına kadar "bütünleşmiş" bir Afrika yaratmayı hedeflemektedir.A União Africana, em contraste, estabeleceu a tarefa de construir uma África "unida e integrada" até 2025.
Nisan 2012'de Ni, "sorun yaratmak" ve "dolandırıcılık" nedeniyle iki buçuk yıl hapse mahkûm edildi.Em abril de 2012, Ni foi condenada a dois anos e meio de prisão por "causar problemas" e "fraudes".
Kocası Dong Jiqin, benzer şekilde "sorun yaratmak" suçlamasıyla iki yıl hapse çarptırıldı.Seu marido, Dong Jiqin, foi igualmente condenado a dois anos para "criar problemas."