Böylece duvardan yansıyan ses en aza indirilebilir.O cheiro do lixo que ela emana pode ser sentido muito além de suas muralhas.
Karakterini tüm dolgunluğuyla yansıtır.Envolve toda a sua personalidade.
Gaga'da kendi yansımasını gördüğünü belirten Madonna ile Gaga sık sık karşılaştırılmaktadır.Ela foi comparada a Madonna, que disse que ela se vê refletida em Gaga.
Bu da yansıma teorisini desteklemektedir.Isso pode apoiar a teoria.
Cihaz iPad Air 2'nin derinliğini 6.1 milimetreye yansıtıyor.É também mais fino, assemelhando a profundidade do iPad Air 2 com 6,1 milímetros.
Ancak kendi görüşlerini yansıtmaz.De outro modo, mantém sua opinião.
Potansiyel enerji V ise sistemdeki parçacıkların birbirleri ile olan ilişkilerini yansıtır.O potencial de energia V {\displaystyle V\,} descreve a interação entre os dois sistemas em colisão.
Bazıları renk dili üzerine olan ilgisini, bazıları da Japon ukiyo-e tarzına olan ilgisini yansıtır.Algumas refletem seu interesse na linguagem cromática e no ukiyo-e.
Su altı balesi olarak tanımlanan film Korsika'da çekildi ve 1960'ta beyaz perdeye yansıtıldı.Descrito como um ballet subaquático, foi filmado na Córsega e lançado em 1960.
Ayrıca zaten bir kestirim için yansız olmak karakteri her zaman çok istenir bir özellik değildir.Mesmo assim, eu juro, minha amada é tão rara Que torna falsa toda e qualquer comparação.
İki ülke arasındaki savaşlar nükleer alana da yansımış ve iki ülke arasında nükleer mücadele başlamıştır.Esta foi a segunda guerra terrestre direta entre os dois países após ambos desenvolverem armas nucleares.
Bunlarla birlikte dahi kritik yansıma açısı enerjiye bağlıdır.Tal princípio está intimamente ligado com a própria definição da energia.
Birleşik Devletler müziği, ülkede bulunan çok çeşitli etnik nüfusu yansıtır.A música folk nos Estados Unidos é variável através dos numerosos grupos étnicos.
Bu çeşitlilik yörenin kültürüne de yansımış ve oldukça zengin bir kültür oluşturmuştur.É caracterizada por uma diversificação cultural bastante representativa.
Sekreter, ev kadınının bir yansımasıdır.Sua aparência é a de uma empregada.
Bu görüşü eserlerine de yansımıştır.Ela atrai atenção também por suas posições.
Yörenin kültürünü yansıtması açısından önemlidir.Importante na representação cultural do município.
Gerçek yankı, bir ses için alınan bir tek yansımadan oluşur.Um eco verdadeiro é uma única reflexão da fonte de som.
Ününü, Bach'ın görüşlerini yansıtan kuramsal yapıtlarına borçludur."O que tenho a dizer sobre a obra de Bach?
Ayışığı göle yansıyordu.O luar refletia-se no lago.
Bu söz logosuna da yansımıştır.Dit wordt aangegeven met een losange (wiebertje).
Bunlar hiç göz önünde tutulmuyor ve Allah'ın emri diye yansıtılıyor.Dit zegt Gods Woord niet, maar dat God is, die Hij is , en een beloner degenen die Hem zoeken .
Bunun için bunlara yansız melekler denir.Ten onrechte noemt men deze faambeeldjes Engelen.
Sekreter, ev kadınının bir yansımasıdır.Presentatie Als de Vrouw van Huis Is...
Buna yansıtma denir.Dit wordt spiegelen genoemd.
Bu ilk albümüm ve gerçekten beni yansıttığını düşünüyorum.Dit werd haar eerste album Sincerely, me.
Karakterini tüm dolgunluğuyla yansıtır.Ik doorzie zijn karakter volledig.
Bu onun çocukluğunu yansıtır.Deze zijn een gevolg van uit zijn kindertijd.
Γ = 0 ise yansıyan yoktur ve devre ideal devredir.Alleen 0 is niet omkeerbaar en {0} is een ideaal.
Fabry–Pérot interferometre lerini içeren uygulamalar; yansıma olmayan kat ve optic filtreler.Dit effect wordt toegepast in Fabry-Pérot-interferometers, anti-reflectiecoatings en andere optische filters.
Yetki alanlarının bu çeşitliliği ülkenin tarihini yansıtmaktadır.Deze grote hoeveelheid rechtsgebieden is te danken aan de geschiedenis van het land.
L.Feuerbach'a göre tanrı, insan zihninin bir yansıtmasıdır.Feuerbach was van mening dat God enkel een menselijke projectie was.
Sanattan Yansımalar.Reflexwerking van art.
Bu kitapta yansıma ve kırılmayı açıkladı.Dit veroorzaakte verbuiging en breuk van de bladen.
Yansıyan ışınların şiddeti bir detektör ile ölçülür.De sterkte van de resterende straling wordt gemeten door de detector.
(Bragg yansıması olarak da bilinir.)(Tekst ook opgenomen in De mens als toeschouwer, blz.
Son olarak yansımalar asistanlardan biri tarafından çizilirdi.Hij werd uiteindelijk wel ontdekt door een assistent.
Kasır yapılan ek ve değişikliklere rağmen 16. yüzyıl Osmanlı sivil mimarlığının tüm özelliklerini yansıtıyor.Ondanks alle verbouwingen en restauraties heeft het orgel zijn 16e-eeuwse klank behouden.
Bu maliyet ise işletmelere yansıtılımaktadır.Met deze opbrengsten dienen de exploitatiekosten te worden gedekt.
Çünkü şair, doğayı kendisinin gördüğü gibi değil, önceki usta şairlerin gözüyle yansıtır.Het is echter slechts de natuur, niet de dichter, die gelukkig is, zoals blijkt uit de laatste regels.
Yaptığı şeyler abartılı bir biçimde yansıtıldı.De beelden die hij maakte zijn dan ook zeer expressief.
Sergilenen eserler Köln Şehri'nin tarihini yansıtmaktadır.De muurschilderingen tonen de geschiedenis van Californië.
Gök, hava ve uzay tümünü yansıtır.De zon symboliseert de lucht en het vele zonlicht in het gebied.
Bu boncuk ise ışığın yansıtılmasını sağlıyordu.Deze pigmentlaag reflecteert het licht.
Cetartiodactyla terimi balinaların toynaklılar içinden evrimleştiği fikrini yansıtmaktadır.De clade Cetartiodactyla benadrukt dat de walvissen binnen de evenhoevigen geëvolueerd zijn.
Bu deneyimler metinlere yansıyordu.Dus bedachten ze de truc met de tranen.
Onlara bir an için bakıp tekrar aynaya döner ancak kendi yansımasını göremez.Het wordt hem zwart voor de ogen: hij ziet niet meer wat hij doet (bij opkomende onmacht).
Limanda farklı uzaklıklarda görülen beş gemi, karadaki beş kişinin yansıması gibidir.Op verschillende afstanden zijn vijf schepen te zien, die het verstrijken van de tijd symboliseren.
Bay Şapka onun eş cinsel yönünü yansıtır.Haar seksuologisch werk richtte zich op vrouwelijke seksualiteit.
Yansıtma Resimler, yatay ve dikey olarak, aynadaki görüntüye benzer şekilde ters çevrilebilir.Het is mogelijk om afbeeldingen te draaien, te spiegelen en in een slideshow te bekijken.
Bütün bir yaklaşıma yansıyacak bir fark bu.Dat zou alles wijzen op een geheel unieke wijze van voortbewegen.
Gözlemci yatay teli ve onun yansımasını görür ve bunları kesiştirmek için hareket ettirir.Ze controleert haar lippenstift en kapsel en bereidt zich klaarblijkelijk voor om uit te gaan.
Yansıma olayı ilk kez Öklid tarafından açıklanmıştır.Voor het eerst kon het beeld vanuit het achterkantsperspectief gedetailleerd worden beschreven.
Halihazırdaki Sovyetler köylü ve işçilerin taleplerini yansıtmamaktadır.Het werd duidelijk dat de communisten geen voeling meer hadden met de landbouwers en de arbeiders.
Bu tarihi bir yanlış algılama olup gerçeği yansıtmaz.De commissie vond dit in strijd met de waarheid en misleidend.
Bunun etkileri Türkiye'ye de yansıdı.Deze ontwikkelingen hadden ook in Rusland hun weerslag.
Bu yüzden yansıma bulutsuları tarafından gösterilen titreşim tayfı, aydınlatıcı yıldızlarınkine benzerdir.Reflectienevels, zoals hun naam reeds doet vermoeden, reflecteren het licht van nabij gelegen sterren.
Pearl S. Buck'ın kitapları ömrünün büyük bir kısmını geçirdiği Çin'deki yaşamı yansıtır.Pearl Bucks boeken spelen zich vooral in China af.
Acaba bugünün yağız ruhunu yansıtanlar onlar mı?Hij moest waarschijnlijk erg geleken hebben op de hedendaagse grijze walvis.
Ne şiş yansın, ne kebap.De kool en de geit willen sparen.