Bir yabancının dışarıda yürüdüğünü gördük.We saw a stranger walking outside.
Biz hepimiz diğer ülkelerde yabancıyız.We are all foreigners in other countries.
Gerçek kurgudan daha yabancıdır.Fact is stranger than fiction.
Etrafta duran insanlar tamamen yabancıydı.The people standing around were all strangers.
Ormanda, iki yabancı ile karşılaştı.In the woods, she met with two strangers.
Özür dilerim. Ben bu çevreye yabancıyım.I'm sorry. I'm a stranger around here.
Bir yabancıya asla güvenme.Never trust a stranger.
İnsanlara güven, ama yabancılardan şeker alma.Trust people, but don't take candy from strangers.
Hükümet yasadışı yabancıları yasaklamanın bir parçası olarak kovuyor.The government is expelling illegal aliens as part of a crackdown.
Asakusa'da çok sayıda yabancı turist var.There are many foreign tourists in Asakusa.
Köylüler yabancıyı düşmanları olarak göz önüne aldı.The villagers regarded the stranger as their enemy.
Çok sayıda yabancı insan çalışmak için Japonya'ya gelir.Many foreign people come to Japan to work.
Çok sayıda yabancı iyi Japonca konuşuyor.Many foreigners speak good Japanese.
Eğer üniversiteye girebilirsem, iki yabancı dil konuşmayı öğrenmeyi umuyorum.If I can get into university, I am hoping to learn to speak two foreign languages.
Elçilik, yabancı mültecilere siyasi sığınmayı reddetti.The embassy denied political asylum to foreign refugees.
Yabancı köpeklerden sakınmalısın.You must beware of strange dogs.
Yabancılardan şeker kabul etmemelisiniz.You shouldn't accept candy from strangers.
Bir yabancı geldi ve bana hastaneye giden yolu sordu.A stranger came up and asked me the way to the hospital.
Bir yabancı beni kolumdan yakaladı.A stranger seized me by the arm.
Tom yabancılara havlaması için köpeğini eğitti.Tom trained his dog to bark at strangers.
Çin'de doğrudan yabancı yatırımlar geçen yıl 3 milyar dolar tutarındaydı.Foreign direct investments in China amounted to $3 billion last year.
Seyircilerin hepsi yabancıydı.The audience were all foreigners.
Sükut altındır ama bir yabancı dil öğrenmeye çalışırken değil.Silence is golden, but not when trying to learn a foreign language.
Bahçedeki yabani otları çekmek onun işi.It's his job to pull the weeds in the garden.
Köylü insanlar genelde yabancılardan korkar.Country people are often afraid of strangers.
Köy insanları geleneksel olarak yabancılardan kuşkulanırlar.Country people are traditionally suspicious of strangers.
Telefondaki ses bana yabancıydı.The voice on the phone was unfamiliar to me.
Okul olanaklarımız yabancı öğrenciler için yetersizdir.Our school facilities are inadequate for foreign students.
Japon olanları bir yana bırak, onun çok sayıda yabancı pulları var.He has many foreign stamps, not to mention Japanese ones.
Japonya petrolde yabancı ülkelere bağımlıdır.Japan depends on foreign countries for oil.
Japonya birçok yabancı ülkeyle ticaret yapar.Japan trades with many foreign countries.
Japonya yabancı ülkelere büyük miktarda araba ihraç eder.Japan exports a great number of cars to foreign countries.
Japonya'yı ziyaret eden her yabancı, burada fiyatların çok yüksek olduğunu söylüyor.Every foreigner who visits Japan says that prices here are too high.
Yabancıların Japonca öğrenmesi zordur.It is hard for foreigners to learn Japanese.
Bazı Japonlar ülkelerinin yabancıların gözünde nasıl göründüğü hakkında endişeli.Some Japanese are concerned about how their country looks in the eyes of foreigners.
O, yabancı misafirleri eğlendirmekten sorumludur.He is in charge of entertaining the foreign guests.
Halası olduğunu düşündüğü kadın bir yabancıydı.The woman who he thought was his aunt was a stranger.
Babasının yabancı bir ülkede öldüğünü söyleniyor.It is said that his father died in a foreign country.
Aksanı onun bir yabancı olduğunu göstermektedir.His accent suggests he is a foreigner.
Onun işi yabancı alıcılarla görüşmek.His job is to negotiate with foreign buyers.
Ben onun babası olduğunu düşündüğüm adam tam bir yabancı olduğunu kanıtladı.The man who I thought was his father proved to be a perfect stranger.
O sık sık yabani kaz kovalamaya gider.He often goes off on wild goose chases.
Burada bir yabancı gibi davranıyor.He pretends that he's a stranger here.
Bir yabancı ile otel odasını paylaşmak zorunda kaldı.He had to share the hotel room with a stranger.
Tam bir yabancıydı.He was an utter stranger.
O tam olarak bir yabancı değildi.He wasn't exactly a stranger.
O sık sık yabancı ülkelere seyahat eder.He often travels to foreign countries.
O, benim için tamamen bir yabancıdır.He is an utter stranger to me.
İngilizcenin dışında yabancı dil bilmez.He knows no foreign language except English.
O, bir yabancı dili öğrenmede hızlıdır.He is quick at learning a foreign language.
O yabancı bir araba satın alma amacı için çok çalıştı.He worked hard for the purpose of buying a foreign car.
O bir yabancı, ve yabancı gibi davranılmalı.He is a foreigner, and ought to be treated as such.
O bir yabancıydı ve bir yabancı gibi davranıldı.He was a foreigner and was treated as such.
O bir sürü yabancı pullara sahipti.He has a lot of foreign stamps.
O birçok yabancı pula sahipti.He has a lot of foreign stamps.
O yabancı bir araba almak için yeterince zengin.He is rich enough to buy a foreign-made car.
O yabancılarla konuşmaya alışkındır.He is used to talking to foreigners.
O bana hiç yabancı değil.He is no stranger to me.
Yabancı bir kadını annesi olarak kabul edemedi.He could not accept a strange woman as his mother.
O benim için tam bir yabancıdır.He is a complete stranger to me.