Ana içeriğe geç
Sözlük

yaşayan ile cümle

yaşayan kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Kodama (Japonca: 木霊 veya 木魂), Japon folklorunde ağaçta yaşayan ruhlardır.木霊, 木魂, oder 木魅) bezeichnet man Geister der japanischen Folklore, die in bestimmten Bäumen leben sollen.
Dünya'da yaşayan tek kişiler artık kardeşlerdir.Die einzigen Inselbewohner sind zurzeit die Aufseher.
Yol üzerinde yaşayanlar da ulaklara hizmet etmek, ulakların gereksinmelerini karşılamak zorundaydılar.War man auf See, musste man sich andere Lösungen ausdenken.
Şarap, doğal ve yaşayan bir üründür.Apfelwein ist herkömmlich ein reines Naturprodukt.
Bu sırada sürgünde yaşayan amcası Ebu Salim ile gizlice anlaştı.Gegen diesen verschwor sich Ibn Chaldūn mit dessen im Exil lebenden Onkel, Abu Salim.
"Amaseia" amozonlardaki yaşayan halkın kraliçelerine verdikleri isimdir.Ambrosia ist heute die Bezeichnung der Nahrung von Bienenköniginnen.
Granth, son yaşayan Sih ustası, Guru Gobind Singh tarafından 1708 yılında guru ilan edilmiştir.Gobind Singh, der zehnte und letzte menschliche Guru, starb 1708 an den Folgen eines Attentats.
Berlin'de yaşayan Müslümanların çoğu Türk'tür.Die meisten Araber in Berlin sind Muslime.
Falkland Adalılar, Falkland Adaları'nda yaşayan bir etnik gruptur.Die Falkland-Dampfschiffente lebt endemisch auf den Falkland-Inseln.
En zor koşullarda yaşayanlar kürek mahkûmlarıydı.Die unmenschlichsten Haftbedingungen herrschten in den Kellern.
Bu cinse mensup iki tür, insanın yaşayan en yakın akrabalarıdır.Beide Spezies sind die biologisch engsten Verwandten des Menschen.
En son yabani olarak yaşayanların 2000 yıl evvel yok olduğu tahmin edilir.Sein größter Traum ist es, den Naturgott Pan zu finden, der vor 2000 Jahren verschwunden ist.
Yaşayan beş türün tamamı Fregata cinsinde yer alır.Die 50 Traders sitzen auf einer eigenen Tribüne.
Bütün karakterleri, Hıristiyanlık ideallerine göre yaşayan güçlü romantik bireylerdir.Für alle, welche nach der christlichen Vollkommenheit streben wollen.
Evsizlik olgusunu yaşayan bireye evsiz denilmektedir.Von der Obdachlosigkeit ist im weiteren Sinn die Wohnungslosigkeit zu unterscheiden.
Şehirlerde yaşayan halk, ticaretle uğraşmaktaydı.In beiden Städten arbeitete er im Handel.
Bir zamanlar üzerinde yaşayan ortakyaşar.Zeitgenossen, die ich erlebte.
Tutsak yaşayan bireyler 25 yaşına kadar varmakta.In Gefangenschaft gehaltene Tiere können ein Lebensalter bis zu 25 Jahren erreichen.
Rose Tyler, Londra'da yaşayan sıradan bir genç kızdır.Will Freeman ist ein 38-jähriger Single, der in London lebt.
Mavi Dağlar'da yaşayan cücelerden geriye kalanlar Khazad-dûm'a iltica ettiler.Die Zwerge siedeln sich in neuen Regionen des Blauen Gebirges an, viele gehen auch nach Khazad-dûm.
Koala (Phascolarctos cinereus), Avustralya'ya özgü otçul ve ağaçta yaşayan bir keseli memeli hayvan türüdür.Der Koala (Phascolarctos cinereus) ist ein baumbewohnender Beutelsäuger in Australien.
Köyde yaşayan halkın tamamı Gürcüdür.Hierbei ist die Gesamtheit der Einwohner des Dorfes gemeint.
Mevsimsel olarak tekeşli yaşayan fregat kuşları koloni hâlinde yuva yaparlar.Im Spätherbst versuchen neue Vogelpaare, sich ein Revier zu erobern.
Buna karşılık bu yörede devamlı yaşayan ahaliye de fazla tesiri olmamaktaydı.Die Stadt war aber nicht in der Lage, ein so großes Heer längerfristig zu versorgen.
"En Yaşlı Yaşayan Ağaç Her şeyi İtiraf Etmekte".Die älteste noch lebende Rebellenwitwe erzählt.
Günümüzde adada yaşayan tek kaplan türü Sumatra kaplanıdır.Die einzige größere Insel, auf der Tiger noch vorkommen, ist Sumatra.
Önceleri konar-göçer yaşayan Türkmenler sınır boylarına kadar yerleşik hayata geçtiler.Bisher hatten nur Turnerinnen aus dem Seniorenbereich den Sprungs in den Nationalkader geschafft.
Leylek sürü hâlinde yaşayan bir kuştur.Es sitzt ein Vogel auf dem Leim ...
Cadde ayrıca Berlin'de yaşayan Türkler içinde bir toplanma merkezidir.Auch ein Tourist aus Berlin feiert mit.
Ama aynı arazilerde yaşayan iki değişik statülü halk bulunmaktaydı.In beiden Städten wohnte dasselbe Volk.
Iiris, annesi ve üvey babasıyla birlikte yaşayan genç bir kızdır.Alisa ist ein kleines Mädchen, das mit seiner Mutter und Großmutter am Meer lebt.
“Çünkü yaşayanlar öleceğini biliyor, ama ölüler hiçbir şey bilmiyor.Der sterbende Mann hat Angst, aber die Familie weiß nicht wovor.
Yaşayan 15 türü tanınmaktadır.Algaebase nennt 15 anerkannte Arten.
Dağlık alanlarda yaşayanlarının rengi daha çok gri gibi olur.In den Bergen lebende Goldschakale haben ein eher graues Fell.
Kanada'daki Türkler Kanada'da yaşayan Türkler.Canadian Motors importierte Fahrzeuge nach Kanada.
Karada yaşayanlar çoğunlukla nemli bölgelerde barınır.Die Straßen in der Umgebung sind meist in mäßigem Zustand.
Genç yılan balıkları zeminde yaşayan omurgasızları yerler.Aus den Fischeiern schlüpfen Jungfische, die an der Wasseroberfläche in Schwärmen nach Nahrung suchen.
Novara'da yaşayanların ortalam yaşı 44dır ve bu İtalya ortalaması olan 42 üstündedir.Das Durchschnittsalter der Vicentiner beträgt 43 Jahre gegenüber dem italienischen Durchschnitt von 42 Jahren.
Özellikle Cava'da yaşayan gümüş gibon soyu tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.Besonders bedroht ist der Silbergibbon, der nur auf Java vorkommt.
Soğuk bölgelerde yaşayanların kılları uzun, sıcak iklimde yaşayanların ise kısa olur.Inmitten der Kälte leben die Menschen in kleinen, weit versprengten Siedlungen.
Yurt disinda yasayan Bayramlilar köy ekonomisine büyük katkilarda bulunmaktadirlar.Nachdenken über entschleunigende Landfluchten in der Großstadtwüste.
Yiwu'da yaşayanlar zor geçiniyordu.In Jūjō zusteigende Fahrgäste.
İlde yaşayan insanlar Altiligériens olarak adlandırılmaktadır.Die Einwohner werden Lavausiens genannt.
Günümüzde bölgede yaşayan Yunan kökenlileri Griko denir.Die Einwohner werden Grésiens genannt.
Yaşayan en iyi rock davulcularından biridir.Er gilt als einer der besten Rock-Drummer.
Kyoto'da yaşayan iki kız kardeşi var.Elle a deux sœurs qui habitent à Kyoto.
Burada yaşayan herkes zengin değil.Tous ceux qui résident ici ne sont pas riches.
Bu evde yaşayan birçok insan var.Beaucoup de monde vit dans cette maison.
Bir zamanlar ormanda yaşayan bir cüce varmış.Il était une fois un nain, qui vivait dans la forêt.
Türkiye'de yaşayan ve çalışan birçok arkadaşım var.J'ai plusieurs amis qui vivent et travaillent en Turquie.
Kitap, "Ben zalimler çağında yaşayan bir alçaktım" ile başlamaktadır.Mais la forme du livre ne satisfait pas Léautaud : « Que de fautes de goût !
Parvana, Taliban kontrolündeki Afganistan'da yaşayan bir kız çocuğudur.Parvana est une jeune fille vivant à Kaboul en Afghanistan, contrôlé par les talibans.
856 yılının başlarında, yaşayan kızkardeşlerini manastıra gönderdi.Au début de 856, Michel III envoie ses sœurs survivantes dans un monastère.
Buna göre şiddet dönemi sadece o şiddeti yaşayanları degil, sonraki kuşakları da etkilemektedir.Cette période de violence affecte encore non seulement ceux qui l’ont subi, mais aussi la génération suivante.
Yaşayanların çoğu yaşlıdır.La plupart d'entre eux étant des personnes âgées.
Rusya, Kuril Adaları'nda kıyıya yakın bölgelerde yaşayan 11 bin vatandaşını tahliye etti.La Russie évacue 11 000 résidents des zones côtières des Îles Kouriles peu après le séisme.
Dizinin oyuncu kadrosu Serenityde yaşayan dokuz kişidir.L'histoire dépeint les neuf personnages vivant sur le Serenity.
Bilimsel adı Batı Queensland’ta yaşayan olan çiftçi ve amatör biyolog Angus Emmott’a ithafen verilmiştir.Il a été nommé d'après Angus Emmott, un agriculteur et biologiste amateur de l'ouest du Queensland.
Mario ve Luigi Mario, Brooklyn, New York'ta yaşayan iki İtalyan asıllı Amerikalı tesisatçıdır.Les frères Mario, Mario et Luigi, sont deux plombiers italo-américains de Brooklyn.
Soğuk Hoth gezegeninde yaşayan bir kar canavarıdır.Un Wampa est un monstre des glaces carnivore vivant dans les grottes de la planète Hoth.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod