Sumatra kaplanı yaşayan kaplan türlerinin en küçüğüdür.Das Sumatra-Tiger ist die kleinste noch lebende Unterart des Tigers.
Dünyanın her yerinde yaşayan ve hepçil hayvanlardır.Es sind in allen Meeren lebende, wirbellose Tiere.
Şövalye Nils Olav, İskoçya'nın Edinburgh kentinde yaşayan bir imparator penguendir.Sir Nils Olav ist ein männlicher Königspinguin, der im Edinburgher Zoo in Schottland lebt.
Ölüler, tüm yaşayanları alt edecek!Ihr, die ihr noch am Leben seid, stehet ein für diese Toten!
Darwin tilkisi görünüşe göre, güney ılıman yağmur ormanlarında yaşayan tipik bir orman hayvanıdır..Der Darwin-Fuchs ist anscheinend ein typisches Waldtier, der die südlichen, gemäßigten Regenwälder bewohnt.
ABD olmak üzere yurtdışında yaşayan birçok Çinli Kaiping kökenlidir.Es ist der Heimatort vieler im Ausland lebender Chinesen.
Bulunduğumuz mücadele, Bulgar milliyetinin bizimle yaşayan diğerlerine kıyasla mücadele etmeyi düşünüyoruz.Die Truppe musste nun gegen die mittlerweile mit der Sowjetunion verbündeten Bulgaren kämpfen.
Emniyet binası yakınındaki evlerde yaşayan 20 kişi de yaralandı.Weitere 20 Personen in der Umgebung der Absturzstelle wurden verletzt.
Yaşayan Ölülerin Gecesi'nin ilk gösterimi 1 Ekim 1968'de Pittsburgh'daki Fulton Theater'da yapıldı.Die Uraufführung fand am 1. Oktober 1968 im Fulton Theatre in Pittsburgh statt.
Toplamda 11 şampiyonlukla NBA tarihinin en çok şampiyonluk yaşayan koçudur.Mit insgesamt elf gewonnenen Meisterschaften ist er der erfolgreichste Coach der NBA-Geschichte.
Neredeyse adada yaşayan her aile bir üyesini fırtınaya vermiştir.Praktisch jede Familie der Insel verlor ein Familienmitglied.
En görkemli çağlarını Bizans Dönem’inde yaşayan kentte büyük ve küçük olmak üzere iki kilise bulunmaktadır.Hieraus wird geschlossen, dass es im alten Jerewan mindestens zwei große Kirchen gegeben haben müsse.
Ne var ki, Ferrari 412T1 model aracıyla diferansiyel sorunu yaşayan Alesi bu turda yarış dışı kalmıştır.Im Vergleich zu dem Vorgänger Ferrari 412T1 war das Auto ein Schritt vorwärts.
Atkuyrukları "yaşayan fosil" olarak nitelendirilir.Diese Art gilt daher als „Lebendes Fossil“.
1984'te 4,4 milyon olan Almanya'da yaşayan yabancı nüfusu, 2008'de 7,3 milyona çıkmıştır.Die Zahl der Ausländer ist zwischen 1984 und 2008 von 4,4 Millionen auf 7,3 Millionen gestiegen.
Hayatının Önemli Duraklarından bir yaşayanların 89000.8000 Seiten lebendige Kulturgeschichte.
Yurtdışında çeşitli ülkelerde yaşayan çok sayıda kişi bulunmaktadır.Nach wie vor befinden sich mehrere tausend Flüchtlinge im Ausland.
Tüm yaşayan şeyler canlı kalabilmek için kullanılabilir enerjiye ihtiyaç duyar.Lebewesen benötigen Energie, um leben zu können.
Bir ölünün yaşayanlarla iletişim kurması mümkün müdür?Er behauptet, mit Verstorbenen kommunizieren zu können.
Olaya ilk olarak bölgede yaşayan köylüler ve Hendek 476.Vor Ort mündet in diese die Landesstraße 476.
Coiba agutisi (Dasyprocta coibae), Panama'da Coiba adasında yaşayan endemik bir aguti türüdür.Das Coiba-Aguti (D. coibae) ist auf der Insel Coiba vor der Küste Panamas endemisch.
Daha önce göçebe hayatı yaşayan Avşar Boyları'ndandır.Ein Krokodilkult, früher mit Menschenopfern, besteht.
Yaşayan kütüphane kitap ödünç alınabilecek kütüphane formunda organize edilmiştir.Organisiert wird eine Living Library in Form einer Leihbibliothek.
Bölgede yaşayan etnik Almanlar ise 1945 yılından itibaren bölgeden çıkarılmaya başlamıştır.Alle deutschsprachigen Bewohner mussten das Gebiet 1945 verlassen.
Savaşın sonuna doğru şehirde yaşayanların %80'ı evsiz kaldı.Das wiederum hatte zur Folge, dass fast 80 % der Stadtbevölkerung bei Kriegsende obdachlos waren.
Olayı yaşayan kişi tarafından yazılır.Diese Bestimmung soll bei der betroffenen Person liegen.
Arkeolojik bulgular insanlar Taş Devri beri burada yaşayan insanlar olduğunu kanıtlamıştır.Funde beweisen, dass schon seit der Steinzeit hier Menschen siedelten.
İnsanların yakınında yaşayan Keme türleri, insanların mallarına zarar veren hayvanlar olarak görülür.Als Schädlinge werden Tierarten bezeichnet, die dem Menschen gegenüber Schaden anrichten.
Menoraji yaşayan kadınlar ise demir eksikliğine karşı daha hassastır.Die Prachteiderente ist verglichen mit der Eiderente weniger ruffreudig.
Su altında yaşayan, öte dünya ile bağlantılı bir büyücü.Das Ikosaeder wurde mit Wasser assoziiert, das Hexaeder mit Erde.
Sizin anlayacağınız, bizim köy dört mevsimi de yaşayan bir iklime sahiptir.Im Mittelalter bestand das Dorf aus vier Wohnhäusern mit einer Waldschmiede.
Peter, bira şişesinde yaşayan bir cin bulur.Madame Bancelin bringt ihm eine Flasche Bier.
O zamanlarda, şehirde yaşayan 8.000 kişi vardı.Damals wohnten etwa 800 Menschen in der Stadt.
Dauphiné'de yaşayanların çoğunluğu Katoliktir.In Dipperz leben in der Mehrzahl Katholiken.
Yaşayanların çoğu yaşlıdır.Die meisten waren ältere Menschen.
Kuzey Frizya da yaşayan ortalama 165.000 nüfus dan yaklaşık daha 10.000 kişi Frizce konuşabiliyor.Von etwa 164.000 Einwohnern des Kreises Nordfriesland sprechen noch etwa 10.000 Nordfriesisch.
Los Angelas’ta yaşayan bir kız kardeşi vardır.Sie lebt in Los Angeles und hat eine Schwester.
O tarihte, köyde yaşayan Ermenilere gelince, 3 hane olup 9 erkek nüfusa sahiptiler.Damals galt der Aberglaube, das bedeute, sie habe mit neun verschiedenen Männern Sex gehabt.
Bugüne dek gölde yaşayan birçok tür tespit edilmiştir.Noch heute sind viele Objekte im Wald sichtbar.
Boş kaynak (yardım) Koçgiri aşiretleri, çoğunlukla Sivas ilinde yaşayan Alevi aşiretlerin adı.Sitz ist die namensgebende Stadt Unna, obwohl Lünen die meisten Einwohner hat.
Köyde yaşayan bir sanatçı tarafından düzenlenmiş ve gezilebilir bir Sanat Evi bulunmaktadır .Dort ist ein lebendiges Künstlerdorf entstanden.
Çalışan ve yalnız yaşayan yabancı bir kadın olarak deneyimlerini çeşitli dillerde yazdı.Ihre Erfahrungen als alleinstehende, erwerbstätige Frau verarbeitete sie in ihren Schriften.
Jones 70'li yılların başında Alaska Anchorage'de yaşayan çocuklarına yakın olmak için oraya taşınır.Jones zog Anfang der 1970er Jahre nach Anchorage, um ihren Kindern, die dort lebten, näher zu sein.
İki tarafın baskısı altında yaşayan Afganların (Paştunlar) bağımsızlık girişimleri bastırıldı.Zivilisten sind mit dem Druck von beiden Seiten konfrontiert.
Korsabad kral listesinde ilk on yedi kral için Çadırda yaşayanlar olarak adlandırılır.Die Königsliste nennt ihn noch im ersten Abschnitt, als einen der 17 Könige, die in Zelten lebten.
Onların kızı Hilal Sezgin, Almanya'da yaşayan bir gazeteci ve yazardır.Die gemeinsame Tochter Hilal Sezgin ist Autorin und Journalistin.
Günümüzde tek yaşayan temsilcileri fillerdir.Ihre einzigen heute noch lebenden Vertreter sind die Elefanten.
Türkiye'de yaşayan Özbek asıllı Türkler de vardır.Zudem leben in den Nachbarstaaten noch türkische Minderheiten, für die sich die Türkei verantwortlich fühlt.
Bu rakam basitçe alanda yaşayan birey sayısı alanın yüzölçümüne bölünerek yapılır.Man errechnet sie, indem man die Einwohnerzahl des Gebietes durch die Fläche des Gebietes teilt.
Kentsel alanlarda yaşayan nüfusun oranı, 1980 yılında %20'den 2014 yılında %50'den fazlaya çıktı.Dies entspricht einer Steigerung der Bevölkerungszahlen von über 50 % im Vergleich zum Jahre 1989.
Ayrıca Almanya'da yaşayan vatandaşlar da vardır.Dazu kamen noch einige in Deutschland bürgerlich lebende Ausländer.
Yaşayan 7'den fazla üye aynı anda bu unvanla onurlandırılamaz.Die Zahl der lebenden Ehrenringträger soll sieben nicht übersteigen.
O, B612 Asteroidinde tek başına yaşayan bir prenstir.Die Hauptfigur dieser Erzählung lebt auf einem Asteroiden mit der Bezeichnung B612.
Cins içinde yaşayan 10 ayrı tür kaz bulunur.Innerhalb der Gattung werden 10 Arten unterschieden.
Mahallede yaşayan gençlerin ve yetişkinlerin büyük çoğunluğu çeşitli şehirlerde çalışırlar.Jugendliche und Senioren in verschiedenen Städten kommen hier miteinander ins Gespräch.
İzmir ise Aile Evleri’ni ve içinde yaşayanları çoktan unutmuş.Dort sind meine Ikone und mein Familienfest geblieben.
Avrupa'da yaşayan karabataklara benzer şekilde gagası kanca biçiminde ve kuvvetlidir.Ähnlich wie der in Europa beheimatete Kormoran haben sie einen hakenförmigen und kräftigen Schnabel.
Özellikle sahilde yaşayan halkın önemli bir kısmı direk veya dolaylı olarak bu sektörün içinde yer almaktadır.Die meisten Arbeitsplätze der Saalbacher sind direkt oder indirekt davon abhängig.
Ayrıca yaşayan en büyük keseli hayvandır.Es ist auch der größte bekannte lebende Pilz.
Mahallenin adı, bu bölgede yaşayan "Ali Efendi" adlı birinin helva yapmasından ileri gelmektedir.Eine solche Benennung setzt aber die Burg eines Adligen namens „Kadil“ voraus.