Ana içeriğe geç
Sözlük

yaşam ile cümle

yaşam kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Bu inançta yaşamak ve ölmek istiyorum.In this faith I wish to live and die.
O, iş ve ev yaşamını dengede tutmaya çalışıyor.She's trying to balance her work and home lives.
Biyoloji birçok yaşam bilimlerini içerir.Biology includes many life sciences.
Tom şehirde yaşamak için yeterli para kazanıyor mu?Does Tom earn enough money to live in the city?
Mercan resifleri çeşitli güzel deniz yaşamı çeker.Coral reefs attract a variety of beautiful marine life.
Tom'un hayali dağlarda yaşamaktır.Tom's dream is to live in the mountains.
İnsanın sindirim sisteminde milyonlarca yararlı organizma yaşamaktadır.Millions of beneficial organisms live in the human digestive tract.
Bir volkanın yanında yaşamak tehlikeli.It's dangerous to live near a volcano.
Büyük bir şehirde yaşama isteğim yok.I have no wish to live in a large city.
Bu yaşam tarzına alışkınım.I am accustoming to this life style.
İnsan yaşamı dışbükeyse, onu optimize edebiliriz.If human life is convex, we can optimize it.
Yalnız yaşamam gerektiğinin tuhaf olduğuna inanmıyor musun?Don't you believe it is strange that I should live alone?
Yaşamak istiyorsan onu yapma!Don't do that if you want to live!
Birkaç yıl kanserle savaştıktan sonra sonunda seksen yedi yaşında yaşamını yitirdi.After battling cancer for several years, he finally passed away at the age of 87.
İstediğin gibi yaşama, elinden nasıl geliyorsa öyle yaşa.Don't live like you want to, live how you can.
Sen olmadan yaşamım tamamen anlamsız olurdu.My life would have been completely empty without you.
O uzun süredir İzlanda'da yaşamaktadır.He has lived in Iceland for a long time.
Bizim bu evimiz sadece yeniden dekore edildi ve altı aylığına burada yaşamadık.This house of ours has just been redecorated, and we haven't lived here for sixth months.
İngiltere'deki okul yaşamı hakkında duymak ilginçti.It was interesting to hear about school life in Britain.
Hitler Doğu Avrupa'da yaşam alanı istedi.Hitler called for lebensraum in Eastern Europe.
İstatistikler bizim yaşam standardımızın yüksek olduğunu gösteriyor.The statistics show that our standard of living is high.
Sanırım Beethoven, şimdiye kadar yaşamış en büyük besteci.I think Beethoven is the greatest composer who ever lived.
Ben Beethoven'ın şimdiye kadar yaşamış en büyük besteci olduğunu düşünüyorum.I think Beethoven is the greatest composer who ever lived.
Bir kentte yaşamak istiyorum.I want to live in a town.
Küçük bir kasabada yaşamak istiyorum.I want to live in a small town.
Büyük bir kentte yaşamak isterim.I want to live in a big city.
Eğer Keçua konuşabilirsen yaşam için ne yapacaksın?What will you do for a living if you can speak Quechua?
Yaşamımı kazanmak için şarkı söylüyorum.I sing to make my living.
Susuz yaşam yoktur.There is no life without water.
İki yıldır Kassel'de yaşamaktayım ve hâlâ Herkules'e gidemedim.I've been living in Kassel for two years and still haven't been to Herkules.
Yaşamanın maliyeti hiç azalmadı.The cost of living hadn't gone down at all.
O şimdi emekli, Yves memnun ve sakin bir yaşam için sabırsızlanabilir.Now that he's retired, Yves can look forward to a contented and placid life.
Yaşam tarzlarından vazgeçmeyi reddettiler.They refused to give up their way of life.
Kızılderililer ile barış içinde yaşamak istediler.They wanted to live in peace with the Indians.
Onlar yaşam için yeni yollar denemek istediler.They wanted to try new ways of living.
Onlar eski yaşam tarzlarından vazgeçmek istemiyordu.They did not want to give up their old ways of living.
Yaşamak için çok daha uzun zamanı olmadığını biliyordu.He knew he did not have much longer to live.
Yaşamını ve işini seviyor gibi görünüyordu.He seemed to enjoy his life and his work.
Bu, yaşam, para, ve malzemelerde çok pahalıya mal olmuştu.It had been very costly in lives, money, and supplies.
Yaşamlarda maliyet büyüktü.The cost in lives was huge.
Yaşam koşulları zordu.Living conditions were hard.
Amerika'da yaşamanın maliyeti yükseliyordu.The cost of living in America was rising.
O günlük yaşamından memnun mu?Is she satisfied with her daily life?
Bir daha orada yaşamak istemiyor.She doesn't want to live there ever again.
Biz boş eğlence için yaşamıyoruz.We do not live for idle amusement.
Henüz İskoçya'da yaşamıyoruz.We don't live in Scotland yet.
Bir tavşan gibi yüz yıl yaşamaktansa, bir kaplan gibi bir gün yaşa.Rather than live a hundred years as a rabbit, live one day as a tiger.
Lajos, Szeged'te yaşamak istediğini söyledi.Lajos said that he wants to live in Szeged.
Lajos, üç yıl önce Szeged'de yaşamak istediğini söylemişti.Lajos said that three years ago he wanted to live in Szeged.
Bu, onların içinde yaşamış oldukları ev.That's the house they were living in.
Yaşam maddenin kapsamlı organizasyonundan başka bir şey değil.Life is but a sophisticated way of organising matter.
Sevmek yaşamın özüdür.Loving is the essence of life.
Haklarımı savunmak istemeyen bir ülkede yaşamak istemiyorum.I don't want to live in a country that doesn't want to defend my rights.
İnsan yalnız ekmekle yaşamaz.Man does not live by bread alone.
İnsan yalnız yaşamak için yaratılmadı.Man was not made to live alone.
Biz yaşamımızdan tek bir sayfa yırtamayız ama kitabı ateşin içine atabiliriz.We cannot tear a single page from our life, but we can throw the book into the fire.
O onunla birlikte yaşamaz.She doesn't live with him.
Gelişmiş yaşam şartlarına acil bir ihtiyaç var.There is an urgent need for improved living conditions.
İklim değişikliğinin yaşamlarımızı nasıl etkileyeceğini anlamaya acil bir ihtiyaç var.There is an urgent need for understanding how climate change will affect our lives.
Yaşamak için bir haftan daha olsaydı, zamanını ne yaparak geçirirdin?If you only had one more week to live, what would you spend your time doing?
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod