Doksan yaşına kadar yaşamak hiç ender değildir.It's not at all rare to live to be over ninety years old.
Roma'da yaşamayı hep istemişimdir.I have always wanted to live in Rome.
Her zaman Roma'da yaşamayı istedim.I have always wanted to live in Rome.
Girişim, köylüler için yaşam kalitesini ölçülebilir şekilde artırdı.The initiative measurably improved quality of life for the villagers.
Ne zamana kadar burada yaşamayı planlıyorsun?Until when are you planning to live here?
Arada sırada artık yaşamayan annemi düşünüyorum.From time to time, I think about my mother who is no longer living.
Litvanya'ya gitmeyi ve yaşamayı hayal ediyorum.I dream of going to Lithuania and living there.
Yaptığım seçimlerin sonuçlarıyla yaşamak zorundayım.I must live with the consequences of the choices I've made.
Üniversiteden mezun olur olmaz yaşamak için yeni bir yer arıyor olacağım.I'll be looking for a new place to live as soon as I graduate from college.
Korkarım acıyla yaşamayı öğrenmen gerekecek.I'm afraid you'll have to learn to live with the pain.
Yaşamak için başka bir yer bulmanın çok zor olmayacağından eminim.I'm sure it wouldn't be too hard to find another place to live.
Dünyada herhangi bir yerde yaşayabilsen, nerede yaşamak istersin?If you could live anywhere in the world, where would you want to live?
Eylemlerimizin sonuçlarıyla yaşamak zorundayız.We have to live with the consequences of our actions.
Seçimlerimizin sonuçları ile yaşamak zorundayız.We have to live with the consequences of our choices.
Benim dışımda bir çadırda yaşamayı tercih eden tanıdığım tek kişisin.You're the only person I know besides me who would prefer to live in a tent.
Yemek için yaşıyorum, ve yaşamak için yemiyorum.I live to eat, and I don't eat to live.
Tom bir yıldan daha fazla süredir Boston'da yaşamaktadır.Tom has lived in Boston for more than a year.
Tom bir yıldan daha fazla bir süre Boston'da yaşamayı planlıyor.Tom plans to live in Boston for more than a year.
Tom bir yıldan daha fazla Boston'da yaşamak zorunda olmamayı ümit ediyor.Tom hopes he doesn't have to live in Boston for more than a year.
Tom bir yıldan daha fazla Boston'da yaşamak istemiyor.Tom doesn't want to live in Boston for more than a year.
Tom bir yıldan daha fazla Boston'da yaşamak zorunda olmadığı için mutluydu.Tom was glad he didn't have to live in Boston for more than a year.
Ben şehirde yaşamayı planlıyorum.I plan on living in the city.
Yakında yaşamasına rağmen , onu nadiren görürüm.Although she lives nearby, I rarely see her.
Bir bilge bir defasında yaşamın hayal kırıklıkları dizisi olduğunu söyledi.A wise man once said, life is a series of disappointments.
Tom'un niçin kırsal alanda yaşamayı tercih ettiğini düşünüyorsun?Why do you think Tom prefers living in the country?
Tom emekli olduktan sonra ülkede yaşamak istiyor.Tom wants to live in the country after he retires.
Tom'un sorunu kendi dünyasında yaşamaktır.Tom's problem is that he lives in his own bubble.
Tom iyi bir yaşam sağlamaktadır.Tom makes a good living.
Tom buralarda bir yerlerde yaşamaktadır.Tom lives somewhere around here.
Tom yalnız yaşamaya alışkındır.Tom is used to living alone.
Tom artık Boston'da yaşamıyor.Tom is no longer living in Boston.
Tom Boston'da yaşamaya istekli.Tom is eager to live in Boston.
Tom uzun süredir Boston'da yaşamaktadır.Tom has lived in Boston for a long time.
Tom hayatının geriye kalan kısmında Boston'da yaşamaya karar verdi.Tom has decided to live in Boston for the rest of his life.
Tom Boston'da yaşamak istemiyor.Tom doesn't want to live in Boston.
Tom tek başına yaşamak istemiyor.Tom doesn't want to live by himself.
Tom buradan çok uzakta yaşamıyor.Tom doesn't live too far from here.
Tom ofisinin yakınında yaşamıyor.Tom doesn't live near his office.
Tom henüz Boston'da yaşamıyor.Tom doesn't live in Boston yet.
Tom şu anda Boston'da yaşamıyor.Tom doesn't live in Boston now.
Tom kırsalda yaşamayı sevmiyor.Tom doesn't like living in the country.
Tom aslında Boston şehri sınırları içinde yaşamıyor.Tom doesn't actually live within Boston city limits.
Tom geçen yıl Boston'da yaşamadı.Tom didn't live in Boston last year.
Tom köyde yaşamayı sevmiyordu.Tom didn't like living in the country.
Tom şehirde yaşamayı sevmiyordu.Tom didn't like living in the city.
Tom Boston'da yaşamayı sevmiyordu.Tom didn't like living in Boston.
Tom, annesi yerine babası ile yaşamayı seçti.Tom chose to live with his father instead of his mother.
Tom üç yıl önce Japonya'ya geldi ve o zamandan beri burada yaşamaktadır..Tom came to Japan three years ago and has been living here ever since then.
Tom, diğer gezegenlerde yaşamın var olduğuna inanmaktadır.Tom believes that life exists on other planets.
Tom on altı yaşında tek başına yaşamaya başladı.Tom began living by himself at the age of sixteen.
Tom'un anne-babası Tom ve Marry'nin evleninceye kadar birlikte yaşamalarını istemiyor.Tom's parents don't want Tom and Mary to live together until after they are married.
Tom Mary ile yaşamaktan mutlu olmazdı.Tom wouldn't be happy living with Mary.
Tom evimin yakın küçük bir dairede Mary ile birlikte yaşamaktadır.Tom lives with Mary in a small apartment near my house.
Tom Mary'den yaklaşık yirmi dakika uzakta yaşamaktadır.Tom lives about twenty minutes away from Mary.
Tom Mary'yi terk etti ve başka bir kadınla yaşamak için gitti.Tom left Mary and went to live with another woman.
Tom Meryem'den ayrılıp başka bir kadınla yaşamaya başladı.Tom left Mary and went to live with another woman.
Tom Mary'nin Boston'da yaşamayı planlamadığını daha sonra öğrendi.Tom learned later that Mary wasn't planning to live in Boston.
Tom Mary ile yaşamıyor.Tom doesn't live with Mary.
Tom Mary'nin orada yalnız yaşamasından hoşlanmıyor.Tom doesn't like Mary's living there alone.
Tom Mary'nin beklentilerine uyarak yaşamıyordu.Tom didn't live up to Mary's expectations.