Ana içeriğe geç
Sözlük

yaşam ile cümle

yaşam kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
O, onun yaşama biçimini kıskanıyordu.He was envious of her way of living.
O, hastaneler inşa etti ve Afrika halkının yaşamlarını iyileştirmeye yardımcı oldu.He built hospitals and helped the people of Africa improve their lives.
Her gün bir süre yalnız yaşamaktan hoşlanır.He likes to spend some time in solitude every day.
Gelecek ayın sonunda on yıldır burada yaşamakta olacak.He will have lived here for ten years by the end of next month.
Ebeveynlerine göre yaşamak için çok çalıştı.He tried very hard to live up to his parents expectations.
Ona hâlâ Tokyo'da yaşayıp yaşamadıklarını sor.Ask him whether they still live in Tokyo.
Onların geleneksel yaşam tarzı artık yok.Their traditional life style no longer exists.
Onlar, her şeyden önce, barış içinde yaşamak istiyor.They want, above all things, to live in peace.
Genellikle çocuklarıyla birlikte yaşamazlar.They do not usually live with their children.
Onlar sık sık Tokyo'da yaşamanın maliyeti hakkında şikayetçi olurlar.They often complain about the cost of living in Tokyo.
Onun küçük geliriyle yaşamak zorundalar.They have to live on his small income.
Yurt dışında yaşamaya kolayca adapte oldular.They easily adapted to living abroad.
Onlar basit bir yaşamdan memnun.They are satisfied with a simple life.
Onlar kiralık bir evde yaşamaktadırlar.They live in a rented house.
Yaşamak için bir ev arıyorlar.They are looking for a house to live in.
Yaşam giderlerini kıssalar iyi olur.They had better cut down their living expenses.
Onlar nehrin karşısında yaşamaktadırlar.They live across the river.
Yaşamak için çok az şeyleri var.They have very little to live on.
Ölümden sonraki yaşama inanıyorlar.They believe in a life after death.
Onlar çok rahat bir yaşam sürüyor.They're eating high on the hog.
Onun yalnız yaşaması iyi değil.It is not good for her to live alone.
Yüz yaşına kadar yaşaması olasıdır.She is likely to live to one hundred.
O iyi bir yaşam sağlamaktadır.She makes a good living.
Kısa sürede yaşam tarzına alıştı.She soon adjusted to his way of life.
O, Avustralya'da yaşamaya isteklidir.She is eager to live in Australia.
Yaşamını çalışmaya adadı.She consecrated her life to the work.
Daha rahat bir hayat yaşamak istiyordu.She wanted to live a more relaxing life.
Yalnız yaşamaya alışkın.She is used to living alone.
O yalnız yaşamaya alışkındır.She is used to living alone.
O, öğreterek yaşamını kazanır.She earns her living by teaching.
O, bu kırsal yaşama yavaş yavaş alışıyor.She is getting used to this rural life by degrees.
Aslında Deal'de yaşamıyor.She doesn't actually live in Deal.
Teyzesiyle yaşamaya geldi.She came to live with her aunt.
O, küçük bir gelirle yaşamaya alışkındı.She was used to living on a small income.
O, yaşam hakkında çok alaycıdır.She is very cynical about life.
Onun oğlu, hayatı yaşamaya değer kılıyor.Her son makes life worth living.
O, şehirde yaşamaktan hoşlanmıyordu.She didn't like living in the city.
O, emeklilik maaşıyla yaşamak zorunda.She has to live on the pension.
O kötü koşullarda yaşamaktadır.She lives in poor circumstances.
Tüm yaşamını fizik çalışmalarına adadı.She gave her entire life to the study of physics.
Onsuz yaşamayı düşünemiyorum.I can't conceive of living without him.
Durgun olan çocuk bir hayal dünyasında yaşamaya daha meyillidir.The inactive child is far more inclined to live in a world of fantasy.
Utanç içinde yaşamaktansa öldürülmeyi tercih ederim.I would rather be killed than live in disgrace.
Babası tarafından ona bırakılan servet onun rahat bir şekilde yaşamasını sağlar.The property left him by his father enables him to live in comfort.
Babam otuz yıldır Nagoya'da yaşamaktadır.My father has lived in Nagoya for 30 years.
Gelirine göre yaşamaya çalışmalısın.You should try to live within your income.
Yaşamın olduğu yerde, umut vardır.Where there is life, there is hope.
Yoko artık yalnız yaşamayı imkansız buluyor.Yoko found it impossible to live alone any longer.
Kısacası, yaşam kısadır.In a word, life is short.
Evlat edinilen çocuk, yeni ailesiyle mutlu bir yaşam sürdü.The adopted child lived a happy life with her new family.
Yaşlı bir adam için, yaşam şeklini değiştirmek zordur.It's hard for an old man to change his way of living.
Onun geçmiş yaşamı ile ilgili bir şeyin farkında mısınız?Are you aware of anything concerning his past life?
Şimdi Maigo'da yaşamıyorum.I don't live in Maigo now.
Başka gezegenlerde zeki yaşam var mı?Is there intelligent life on other planets?
İçe dönükler dışa dönükler kadar yaşamaz mı?Do introverts not live as long as extroverts?
Ben Japonum ama Japonya'da yaşamıyorum.I'm Japanese, but I don't live in Japan.
Bazı insanlar o anı yaşamayı tercih eder.Some people prefer to live by the moment.
Yaşam için değil ama okul için öğreniriz.Not for life, but for school do we learn.
Bir bankacının yaşamı zordur.A banker's life is difficult.
İlk başta onun, yeni evinde yaşamaya alışma sorunu vardı.At first he had trouble adjusting to living in his new house.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod