Onun Nagano'da yaşaması gerekiyor. Tokyo İstasyonunda ne yapıyor?He's supposed to be living in Nagano. What's he doing at Tokyo station?
Onun yetersiz kazançlarıyla yaşamak zordu.It was difficult to live on his meager earnings.
Ailesi onun küçük geliriyle yaşamak zorunda.His family has to live on his small income.
Ben onun evlilik yaşamına hayal kırıklığına uğradım.I was disillusioned at his married life.
Onun bana yapmamı söylediği gibi yapmaktansa tek başıma yaşamayı tercih ederim.I would rather live by myself than do as he tells me to do.
Yaşamdaki amacı bir müzisyen olmaktı.His object in life was to become a musician.
Onun yaşamı benim ellerimde.His life is in my hands.
Sonunda gizli yaşamı açığa çıktı.His secret life came to light at last.
Onun doksan yaşına kadar yaşaması muhtemel.He is likely to live to be ninety.
O, şimdiye kadar yaşamış en büyük insandır.He is the greatest man who has ever lived.
Siyasi reformlar yoksulların yaşam koşullarını iyileştirebilir.Political reforms may ameliorate the living conditions of the poor.
O şimdiye kadar yaşamış olanlar kadar büyük bir alimdir.He is as great a scholar as ever lived.
O bu sokakta yaşamaktadır.He lives on this street.
Her zaman Tokyo'da yaşamaktadır.He's always been living in Tokyo.
O, İspanya'da yaşamış gibi görünüyor.He seems to have lived in Spain.
O kadar uzun yaşamayı beklemiyordu.He did not expect to live so long.
O, hızlı bir yaşam sürüyor.He is leading a fast life.
Elinden geldiği sürece yaşamak istiyor.He wants to live as long as he can.
O, Londra'da ne kadar süredir yaşamaktadır?How long has he lived in London?
O bir otel görevlisi olarak yaşamını kazanır.He earns his living as a hotel boy.
O yalnız yaşamak için yeterince yaşlı değil.He is not old enough to live alone.
O artık burada yaşamıyor.He is no longer living here.
O, artık orada yaşamıyor.He does not live there any more.
O, yaşam için harap edilecek.He will be ruined for life.
O yaşamak için uzun zamanı olmadığını çok iyi biliyordu.He knew full well that he didn't have long to live.
O daha iyi bir yaşam aramak üzere Brezilya'ya göç etti.He immigrated to Brazil in search of a better life.
O, ailesini terk etti ve Tahiti'de yaşamaya gitti.He abandoned his family and went to live in Tahiti.
Beklentilerine uygun yaşamadı.He did not live up to expectations.
O, zevkten başka hiçbir şey için yaşamaz.He lives for nothing but pleasure.
Maaşı onun konfor içinde yaşamasını sağlar.His salary enables him to live in comfort.
O konfor içinde yaşamaktadır.He lives comfortably.
O, asla ebeveynlerinin beklentilerine uyarak yaşamayacaktır.He will never live up to his parent's expectations.
O şimdiye kadar yaşamış en büyük devlet adamıdır.He is the greatest statesman that ever lived.
O şimdiye kadar yaşamış en büyük mimar.He is the greatest architect that has ever lived.
Yalnız bir hayat yaşamak onun kaderiydi.It was his fate to live a lonely life.
O, bir liman kasabasında yaşamaktadır.He lives in a port town.
O şimdi yaşamak için daha büyük bir ev arıyor.He is now looking for a bigger house to live in.
O şu ana kadar yaşamış büyük bir müzisyendir.He is as great a musician as ever lived.
O şu ana kadar yaşamış cesur bir insandır.He is as brave a man as ever lived.
Şu ana kadar yaşamış en büyük şarkıcıdır.He is the greatest singer that ever lived.
Benim mahallede yaşamaz.He doesn't live in my neighborhood.
Gelecek yaşamını derinden düşünüyordu.He was meditating on his future life.
Kendi yaşamını riske atarak çocuğu kurtardı.He saved the boy at the risk of his own life.
Yaşamak için bir yer arıyor.He's looking for a place to live.
Onun yaşamak için bir evi yoktu.He had no house to live in.
O, on yıldan daha fazla süredir tek başına bir kabinde yaşamaktadır.He has been living in the cabin by himself for more than ten years.
Yeni yaşam tarzına alıştı.He got accustomed to the new way of living.
Şu ana kadar yaşamış en büyük şair.He is the greatest poet that ever lived.
O, yaşamı için çalışıyor.He works for his living.
Yaşam tarzını değiştirmesi gerektiğini düşünüyorum.I think he needs to alter his lifestyle.
Yaşam ve ölüm arasında kaldı.He hovered between life and death.
O bile yaşamın kökeninden bahsetti.He even referred to the origin of life.
O, Sendai'de yaşamıyor.He does not live in Sendai.
Basit bir yaşamdan hoşnuttur.He is content with the simple life.
Osaka yerine Tokyo'da yaşamayı seçti.He chose to live in Tokyo instead of Osaka.
Kırsal yaşamdan hoşlanmaya başladı.He has begun to enjoy country life.
O, şehirde yaşamak istiyor.He'd love to live in the city.
Kent yaşamını özlüyor.He is longing for city life.
O Tokyo'da yaşamayı seviyor.He likes to live in Tokyo.
Yaşamında eğitimi geç aldı.He acquired education late in his life.