Gelmeni ve benimle yaşamanı istiyorum.I want you to come and live with me.
Yaşamında Tom'a ihtiyacım var.I need Tom in my life.
Tom'a yaşamımı borçluyum.I owe Tom my life.
Ben de senin kadar Boston'da yaşamak istiyorum.I want to live in Boston as much as you do.
Artık Tom'la yaşamıyorum.I'm not living with Tom anymore.
Yaşam bazen zor ve acı doludur.Sometimes, life is difficult and painful.
Yaşam bazen zor olabilir.Life can sometimes be difficult.
Yaşam adil değil ama hala güzel.Life isn't fair, but it's still good.
Biraz yaşamalısın.You should live a little.
Doktor bana sadece acıyla yaşamayı öğrenmek zorunda olduğumu söyledi.The doctor told me I just had to learn to live with the pain.
Burada yaşamıyorsun, değil mi?You don't live here, do you?
Umarım bu tür sorunu asla tekrar yaşamayız.I hope we never have this kind of problem again.
İzlanda'da yaşamak isterim.I would like to live in Iceland.
Onunla yaşamak zorundayım.I have to live with it.
Yaşam yalnızca basit kimyanın aşırı ifadesidir.Life is just the extreme expression of common chemistry.
Ben sadece yaşamdan korkarım!I am only afraid of the living!
Tom nispeten aktif bir yaşam sürüyor.Tom leads a relatively active life.
Hiç kimse onların yaşamının seninkinden daha zor olduğunu söylemek hakkına sahip değildir.No one has the right to tell you that their life is harder than yours.
Yaşamak için az zamanım kaldı.I have little time left to live.
Kusursuz bir dünyada yaşamıyoruz.We don't live in a perfect world.
Tom çalıştığı yerden uzakta yaşamıyor.Tom doesn't live far from where he works.
Tom'un sağlıklı yaşam tarzı var.Tom has a healthy life style.
Tom yalnız yaşamayı sevmiyor.Tom doesn't like living alone.
Yaşamımın en değerli deneyimlerinden biriydi.It was one of the most rewarding experiences of my life.
Tom o sorunu daha önce hiç yaşamamıştı.Tom had never had that problem before.
Tom o sorunu daha önce hiç yaşamadı.Tom has never had that problem before.
Tom Boston'da yaşamayı seviyor.Tom likes living in Boston.
Tom Boston'da yaşamaktan hoşlanmaz.Tom doesn't like living in Boston.
Tom aslında Boston'da yaşamıyor.Tom doesn't actually live in Boston.
Tom kardeşi ile Boston'da yaşamak için gitti.Tom went to live with his brother in Boston.
Yaşam güzeldir.Life is good.
Tom yalnız yaşamak için henüz yeterince yaşlı değil.Tom isn't yet old enough to live alone.
Tom bir apartmanda yaşamak istemiyor.Tom doesn't want to live in an apartment.
Benim yaşadığım kadar uzun süre Boston'da yaşamadın.You haven't lived in Boston as long as I have.
Burada yaşamayı seveceksin.You're going to love living here.
Tom buralarda yaşamak zorunda.Tom must live around here.
Hiçbir yaşam belirtisi yok.There's no sign of life.
Tom aktif bir yaşam sürüyor.Tom leads an active life.
Tom'un yaşamak için sadece üç ayı var.Tom has only three months to live.
Tom yaşamak için bir yer arıyor.Tom is looking for a place to live.
Tom çok yaşam dolu.Tom is very lively.
Tom ve Mary hayatlarının geriye kalan kısmı boyunca birlikte yaşamayı planlıyorlar.Tom and Mary plan to be together for the rest of their lives.
Mary çok para kazanır ve göz alıcı bir yaşam tarzına sahiptir.Mary earns a lot of money and has a glamorous lifestyle.
Karımla yaşamak istiyorum.I want to live with my wife.
Tom benimle yaşamak için gelecek.Tom is going to come live with me.
Nerede yaşamak istersiniz?Where would you like to live?
Tom ile birlikte yaşamak zor.Tom is hard to live with.
Tom ile birlikte yaşamak kolay.Tom is easy to live with.
Şimdi yaşamım daha iyi olacak!Now my life will be better!
Tom yaşam tarzını değiştirmeli.Tom needs to change his lifestyle.
Tom Boston'dan başka bir yerde yaşamadı.Tom has never lived anywhere other than Boston.
Mary benim mahallemde yaşamıyor.Mary doesn't live in my neighborhood.
Ukrayna'da yaşamak ister misin?Would you like to live in Ukraine?
Gelmelisin ve benimle yaşamalısın.You should come and live with me.
Yaşamın anlamı, karşılıksız sevgiden doğan tertemiz gözyaşlarıdır.The meaning of life is the pure tears of unrequited love.
Hücreler yaşamın yapı taşlarıdır.Cells are the building blocks of life.
Şartlı tahliye edilen mahkum mahallesinde yaşamaya başladı.The parolee started to live in his hometown.
Yaşamın anlamı, sanki hiç yaşamamış gibi unutulmaktır.The meaning of life is to be forgotten as if you never were.
Yaşamın tadını çıkar!Enjoy the life!
Birlikte yaşamaktan hoşlanmayabiliriz ama birlikte ölmek bir şeyi çözmeyecek.We may not enjoy living together, but dying together isn't going to solve anything.